“Eleştirel Düşünce” yazı dizisinin önceki bölümlerinde Paul D. MacLean’in, farklı zamanlarda
evrimleşen üç farklı yapıdan oluşan beyin modelini anlatmıştım.
1. İlkel Beyin ( Sürüngen Beyni )
2. Limbik Sistem ( Eski memeli Beyni )
3. Neokorteks ( Yeni memeli Beyni )
İyi devlet yönetimlerinin vatandaşlarına demokratik, adaletli bir toplumda, iyi ekonomik
koşullarda yaşama olanakları sunarak sürüngen beyine ve limbik sisteme güven ve aidiyet
hissettirdiğinden, korteksin gelişmesi içinse toplumun tamamına bilim, sanat ve felsefeyle
beslenen ömür boyu nitelikli eğitim imkânı sağladığından söz etmiştim.
Önceki bölümlerin linklerini bu yazının altında bulabilirsiniz.
MacLean, üçlü beynin her zaman uyumlu biçimde çalışmadığını, çünkü üç beynin her birinin
bilgiyi farklı bir şekilde işlediğini ve benzersiz bir gündeme sahip olduğunu öne sürer.
Örneğin, içgüdülerimizi ve davranışlarımızı yönlendiren sürüngen beynimiz eylemlerimiz
üzerinde büyük ölçüde kontrolü sağlarken, korteksimizin yalnızca küçük bir bölgesi
farkındalık yeteneğine sahiptir.
Bu durum, üçlü beynin bilinçli farkındalığımız olmadan eş zamanlı olarak kontrolümüzü ele
geçirmek için rekabet ettiği ve birbirleriyle çatıştığı anlamına gelir; Freud’un söz ettiği gibi…
Freud’a göre; bilinç yapısı ikili bir nitelik taşır.
Görünen bilinç durumlarının gerisinde çok daha derinde ve görünmez bir bölgede işleyen
başka bir yapı daha vardır. Bunu bilinç dışı olarak adlandırır. Bilinç durumunu etkileyen asıl
şey bu yapıdır. Freud bilinci okyanustaki bir buz dağına benzetir.
Suyun altındaki dev kısım bilinçaltı, üstündeki küçük kısım ise bilinçtir.
Zihin-bedendeki aktivitenin büyük çoğunluğunun bilinçli farkındalığın dışında gerçekleşmesi
ve üç beynin yürütme kararlarının birbirinden farklı olması, önemli iç çatışmaların zeminini
hazırlar.
İngiliz kültür filozofu Charles Hampden-Turner, psikolojik sorunların tedavisini üstlenen bir
hekimin aynı anda bir timsah (sürüngen beyni), bir at (memeli beyni) ve bir insanla (korteks)
uğraşmak zorunda olduğunu söyler.
İçgüdüsel, düşünmeden davranan bir timsah, duygusal tepkiler veren bir at ve mantıklı
düşünmeye çalışan bir insan vardır karşısında…
İç içe geçmiş halde…
Bu evrimsel katmanların farklı öncelik ve çatışmalarına, iki beyin yarım küresinin
karmaşıklığı, beynin katmanlarını bütünleştiren ağların organizasyonu, hormon ve cinsiyet
farklılıkları, insan gelişim sürecinde ana karnında başlayan etkileşimler ve kültürel çevrenin
etkilerinden kaynaklanan beyin organizasyonunun çeşitliliğini eklerseniz, her birimizin
neden bu kadar farklı düşünüp davrandığı konusunda az da olsa bir fikir edinebilirsiniz.
Beynimiz mükemmellikten oldukça uzak bir yapıdır.
Bazen çok önemli randevumuzu ya da arabamızı nereye park ettiğimizi unutur.
Kontrolsüz bir öfkeye kapılarak ortalığı yıkıp geçer.
Ya da olmadık fobiler, takıntılar ve panik ataklarla hayatımızı zindan eder.
Beynin bu tür kusurlarını yalnızca stres ya da zaman eksikliği gibi nedenlere bağlamaya
çalışsak da asıl neden yapısal ve fonksiyoneldir.
Örneğin; beynimiz zamandan tasarruf etmek için kısa yollar kullanmaya çalışırken önemli
pek çok şeyi gözden kaçırır, önyargılıdır ve suçlamaya eğilimlidir, hafıza sistemi ise fevkalade
yetersizdir.
Tüm bu kusurlarıyla da birçok yanlış seçimimizin, davranışımızın yollarını döşer.
İlişkilerimizi ve hatta yaşamımızı kelimenin tam anlamıyla berbat eder.
Devam edecek…
1. Bölüm:
https://www.facebook.com/633864736628075/photos/a.656522597695622/4184604041554109/
2. Bölüm:
https://www.facebook.com/633864736628075/photos/a.656522597695622/4211660398848473/


