Biraz ağzımız tatlansın!
Bulamaç, un, su, şeker, pekmez, tereyağ gibi ana malzemelerin uzun süre ve düzenli
karıştırılmasıyla oluşan, Anadolu’da hemen her yörede küçük değişikliklerle yapılan
besleyici bir yiyecektir. İçindeki malzemeler öyle karıştırılır ki bileşenler ayırt edilemez.
Kısmen akıcı bir kıvama sahip, her şekli almaya uygun bu besin maddesi, anlatmak istediğim
bir konu (sorunların yapısı) için iyi bir metafor.
Önceleri, bir araya gelmiş sorunları adlandırmak için “stok” terimini kullanıyorduk. Uzun
süre “sorun stoku” deyimi meramlarımızı anlatmaya yetti. Fakat giderek farkına varıldı ki,
stok sözcüğü bir “karışım”ı anlatıyor. Halbuki bir araya gelen sorunlar birbirlerini
değiştiriyor ve sonunda hiçbirisine benzemeyen yeni bir hal ortaya çıkıyor. Bu haliyle bu
“bileşim” için “bulamaç” deyimi daha iyi bir benzetme. Ayrıca, esnekliği ve akıcılığı nedeniyle
bulamaç amaca daha uygun..
Tabii ki ister karışım ister bileşim olsun, her ikisini de oluşturan temel elementler aynı.
Bunlara da Kök-Sorunlar ya da Yapı-Taşları denilebilir.
Yaşam, ihtiyaçlar ve onları gideren değerlerin toplamıdır!
Yaşamın ihtiyaçları (yemek, barınmak, öğrenmek, eğlenmek, üremek vd) üretilen “değerler”
yoluyla gideriliyor.
Bu döngü içinde çok değer üretenler ya biriktiriyor ya da başkalarının ihtiyaçlarını doğrudan
ve/ya dolaylı olarak gidermeye katkı sağlayacak şekilde kullanıyor. Üretilen değerin bir
bölümü ise, o alanda bir ihtiyaç olmadığı ya da ihtiyaç konusunda yeterli farkındalık
olmadığı için “atıl değer” olarak kalıyor, kayboluyor.
Üretim ve/ya yüksek değer üretenlerden aktarma yoluyla ihtiyacından daha az değere sahip
olanlar ise kısmen veya büyük ölçüde ihtiyaçlarından vazgeçerek yaşıyor.
Hiç denilecek kadar az değer üreten ya da çalıp çırpma sınıfına giren türlü yollarla negatif
değer üretenler ise ya sürünüyor ya da başkalarını süründürüyor. Kabaca resim böyle.
Giderilemeyen ihtiyaçlar “sorunlar bulamacı”nı oluşturuyor!
Toplumun ürettiği toplam değer yoluyla karşılanamayan ihtiyaçlar birleşip bir bulamaca
dönüşüyor ve bu bütüne “toplumun sorunları” deniliyor.
Bulamacın ilginç özelliklerinden birisi, her nerede bir giderilmemiş ihtiyaç varsa, orada bir
sorun formunda ortaya çıkmasıdır. İster işsizlik, ister yoksulluk, ister işe yarar bir meslek
edinememek ya da Covid19 aşısı bulamamak olsun, orada görünen -o soruna özgü biçim
almış- bulamaç parçasıdır ve de bileşenleri aynıdır (un, su, pekmez vs.).
Bu ne demek?
Bu benzetme şu iki önemli şeyi söylüyor:
1. Üretilen toplam değerin paylaşımını iyileştirmeyen ve/ya paylaşıma konu toplam değeri
artıramayan sorun çözme çabaları ancak kısa süreli ferahlıklar sağlayabilir; sonuçta durumu
daha içinden çıkılmaz hale getirir. Bu basit ilke, sorunların kısa vadeli çözümü için altın
anahtar değerindedir. Üretilen toplam değeri orta-uzun vadede arttırmaya çalışırken, negatif
üretilen değerin önünü kesmek kısa vadeli bileşendir.
2. Bulamaç, yüzlerce özgün şekiller alabilir ve çoğu kimse -haklı olarak- o özgün şeklin elle tutulur
bir sorun olduğunu ve gerekli önlemlerin alınarak çözülebileceğini sanabilir. Bu, tek ayak
üstünde durma cezası alan bir kişinin sık sık ayak değiştirerek sorunu çözmeye(!) çalışmasına
benzer; sonuç kaçınılmaz olarak tükenmedir. Buna göre, bulamaç kavramının ve Yapı Taşları’nınanlaşılması; belirli bir alanda ortaya çıkan ihtiyaçlara yönelmek yerine Yapı Taşları’na yönelmek gerekir.
İyi, hemen o taşları bulup parçalayalım.
Adından da anlaşılacağı gibi o taşlar, görünürdeki sorunları oluşturan bulamacın içinde
diğerleriyle iyice yapışmış, biri çekildiğinde diğerlerini de peşinden sürükler hale gelmiştir.
Bu nedenle görünen sorunda bir iyileşme gözlenebilmesi için bulamacın o bölümündeki
hakim yapı-taşlarının çoğunluğuna müdahale edilmesi gerekir.
Bulamacın özelliklerinden birisi de tüm yaşam alanlarına dağılmış olmasıdır. Bu da sistemli
ve sabırlı bir mücadele anlamına gelir.
Ama bir iyileşme ancak bu şekilde olabilir.
Dilimin altındaki bakla..
Çok sayıda sivil toplum örgütü, toplumun özgün sorunlarını çözmeye çalışıyor ya da
hayırsever insanlar kendi güçlerinin yettiği ölçüde iyilikler yapıyorlar. Bir toplumda bu gibi
çalışmalar altın değerindedir. Bu tür gönüllü çabaları ikiye ayırmak gerekirse, özgün sorun
alanlarına yönelik olanlara -ki bu bir tek çocuğun giydirilmesi, okutulmak üzere burs
verilmesi dahi olabilir- “servis hareketleri” denilebilir. Bunlar çok iyidir, toplumda dayanışma
ruhunu güçlendirir; o hizmetleri yapanlara büyük tatmin sağlar.
İkinci gruba ise “değişim hareketleri” denilebilir. Bulamaç hacmi büyümüş, tüm yaşam
alanlarını sarmış toplumlar bu sarmaldan “servis hareketleri” yoluyla çıkamazlar; nitekim
çıkılamadığı da net olarak görünmektedir.
Peki, o halde servis türü girişimleri bırakıp tüm gönüllülerin değişim hareketlerine
yönelmesi gerekmez mi? Hayır hem gerekmez hem de bu mümkün değildir. Herkes neyi
yapabiliyor ise onu iyi yapmalıdır.
Böylelikle sarmaldan çıkış garanti edilebilir mi? Tabii ki edilemez.
Tınaz Titiz
4 Mayıs 2021
Bkz. Bulamaç Yapı-Taşları hakkında bir öneri: https://bit.ly/3f7vIrV
Toplumdaki yaygın güvensizlik konusunun irdelenmesi amacıyla yapılmış bir analiz için
https://vimeo.com/536856441 adresindeki 3’30”lık video izlenebilir.


