Geçen yıl bugün yazılmış aşağıdaki yazı. Her yanı her an biraz daha bık kokusu sardığına göre, bugünlerde daha güncel hale geldi artık. Birkaç yazım hatasını düzelteyim derken, esas meselemizi anlamak isteyen, zahmet edip okumalı diye başladım. Yazının özünü bir cümlede söylemek için ekledim:
NE midir esas meselemiz? Kör siyaset. Kirli politik kültür. Kirliliğe kan, can ve oy veren yüce ama çıkarcı halkımız.
Sorunların kendisine hiçbir emek ve zahmet düşmeden hemen çözülmesini istiyor halkımız. Asıl sorunun kendisi olduğunu ise hakikaten bilmiyor, söylemek bir yana kimse bu gerçeği ağzına bile almıyor.
Aydınlarımız mı?
Halkın çarpık birer türevi çoğu. Yani tamamen onlar gibi. Bir farkları var: Zevzekliklerini laga luga ile cafcaflı hale getirmekte ustalaşmışlar. O kadar.
Özetin özeti şudur: Fuhşun sanat olduğu ülkede herkes benzer veya değişik bir şekilde pezevenk.
Hakarete gerek yok kardeşim, ayıptır. Öyle diyerek aşağıladığın adamın altında Mercedes, boğazda yalısı, onlarca adamı var. Hem de servet sahibidir, aslında çok da kutsal bir iş yapıyor. Böyle şeyler derler.
İtiraz buysa gerekçeleri gerçekten de güçlüdür: Pezevenk yerine muhabbet tellalı diyorlar o mesleğin adına. Boşuna değil tabii. Sermayesine oruspu dersen, üzülür hayat kadınları. Hem alan razı, satan razı kardeşim. Sana ne?
İyi de aymaz hallerinizle mahvettiğiniz ve sorumsuz davranarak her geçen gün biraz daha düzdüğünüz gelecek nesillerin geleceğidir, çaldığımız, doğmamış yavruların istikbalidir yahu. Onların da mı rızası var be hödük?
Orospunun savunması sizinkinden sade ve çok daha kavi:
Ben kendi bedenimi satıyorum beyim, başka işim yok, mesleğim de bu, zevkimden değil geçinmek için yapıyorum. Siz onurlarınızı ve çocuklarınızı satıyorsunuz. Niçin? Keyif çatmak için. Daha zenginleşmek için. Adam mısınız siz, gafil herifler?
Girizgah burada bitsin. Gelelim yazıya.
UMUT Güzeldir
Korkunun arka yüzünde yeşerir. Hep beslenir umut. Beslendikçe korkular unutulur. Büyüdükçe tatlanır. Ne var ki bütün hayal kırıklıkları umudun konforlu yatağında döllenir.
Örnek mi?
Herkes bu kara düzenin hemen değişmesini ister tabii.
Kim istemez enflasyonun şıp diye inmesini..
Devletin gerçekten devlet olmasını..
Yargının menfaat yerine adalet dağıtmasını..
Okullarımızın okul, paramızın gerçekten para olmasını..
Herkesin mesleği, işi, aşı olmasını..
Yoksulluğun gözünün kör olmasını.
Herkesin kendi evi, iyi kötü bir arabası olmasını..
Kim istemez, hepsini hem de fazlasını bile hayal eder deli gönül.
Ama imkanlar ayrı meseledir. Gerçekler başkadır, hayaller bambaşka.
…
Biz başa dönelim.
Umut bedavadır, isteyen herkese lafla dağıtılır.
Dilin kemiği, dudağın kıkırdağı, umut vermenin zahmeti yok.
Orta doğuda yalan zaten mubahtır.
Siyaset ise sadece buralarda değil bütün yoksul ülkelerin sözde demokrasilerinde daima umut ticareti demektir. Yoksul ülkede refah umudunun yanısıra beleşçilik ve peşkeşçilik siyasetin neredeyse ana malzemesidir, belki öbür odadır.
İmkanlar kıtken, umutlar pembe, hayaller geniştir. Bizde de az veya çok ama öteden beri öyledir.
Otuz sene kadar önce yaşadığımız Çiller felaketinin timsali iki anahtardı. Herkese bir ev, bir de araba.İsteyen herkese her istediği.
Çalışmaya emek vermeye, beklemeye gerek yok.
Sarışın devlet ananız hemen verecekti hepsini.
Bu ananız size ölene kadar bakacak demedi Allah için. Ben sizi ömrünüz oldukça emziririm demedi. Allah için. Deseydi, sonunda ülkenin kanını nasıl sağdığına, iliğini nasıl emdiğine ve o arada memleketin en büyük krizini nasıl doğurduğuna bakılırsa onun öz geçmişine çok daha yakışırdı.
Ondan önceki ve sonraki seçim kampanyalarında da umut ticaretinin iğrenç izlerini görürüz.
Özal kriz dönemindeki kampanyasında arabadan pek söz etmedı ama herkese ev vaad etti. Toplu konut idaresi onun için kurulmuştu. Sonunda ne oldu, iyi bilinir.
Demirel daha ölçülüydü. İyi politikacıydı, çünkü dokuz kere gitti, sekiz kere geldi.
Sağın cerbezeli politikacısı o gidiş gelişler sırasında seçmene bolca umut dağıtmadan edemezdi, edemedi.
Lise düzeyinde bile olmayan gecekonducu taşra üniversiteleri onun eseridir.
İl sayılarını artrmak da Beyefendinin buluşudur.
Taban fiyatlarını seçmene rüşvet haline getirmek, tarikatlardan temsilci almak da. Otuz günde milli öğretmen çıkarmak da. Sürüyle var. Saymayacağım.
Verdiği çılgın sözleri elbette o da tutmadı, tutamadı, tutzamazdı, ama bundan hiç utanmadı: Mecburdu, bu ülkede cömert umut dağıtmadan hiç kimse lider olamaz, seçim kazanamazdı.
Nurlu ufuklar edebiyatının simge ismiydi.
Menderes’ten miras kalmış kırat da onun simgesiydi.
Verdiği sözleri tutmadığı söylenip yüzlendiğinde takındığı pişkinlik kadar verdiği cevap da kendisi gibi tarihe geçecek derecede muhteşemdir: Tamam, ben söyledim de, yalanda siz neden inandınız?
Bu gelenek çok partili demokrasimizle başladı. Demokrat partiye kadar gitmeyeceğim. Şu kadarını söyleyeceğim:
Kirli politikanın mayası o zaman karıldı, hanımlar beyler.
Fidan tazeliğinde de demokrasiyi aynı yöntemlerle katleden güya demokratik bir hareketten, yüz yıl yense bitmeyecek bir şehit yarattı bizim halka aşık, hizmet düşkünü vatansever politikacılarımız. Siyaset meydanına çıkıp da o kirli mirastan nasiplenmeyen sağ siyasetçi yok.
Yalanın ve halk davukluğunun izini az daha sürelim.
Şimdi övgüler dizmekte ve mirasını kullanmakta her ucuz politikacının yarıştığı Erbakanın sahte temellerini, parti paralarını zimmetine geçirmesini ve bununla ilgili mahkumiyeti analım, mahkumiyetten çıraklarının özel affı ile kurtulması sürecini hatırlayalım, yetsin.
Soframıza kuru fasulye, yanına soğan ve hayvanımıza saman bulamazken..
Biz uzaya gidiyoruz bugün.
İlaç alacak para yok, petrol zamları kanımızı emiyor, biz yerli milli otomobil peşindeyiz, elin motoru ve teknolojisi ile.
Okumuşlarımız bile alkış tutuyor buna.
Ayranımız yok içmeye.. Memlekette döviz yok.
Milli siyaset bize batıda ne varsa burada da o olacak diyor.
İnanamayanlar susuyor, inanmışlar bayram çocuğu gibi coşuyor.
Diyeceğim şu ki umut ticareti bizim ülkemizde siyasi hayatın has malzemesi, olmazsa olmazıdır. Seçmen umut etmek ister, politikacı onu seçmene dağıtır, karşılığında oyunu ister. Seçmen umutlanır. Hangi kaynakla yapılacak bu işler diye soran yoktur.
Soran olursa.. Yer altından derler.
Ya altın bulunur, ya doğal gaz, ya petrol.
Kırk yıldır böyle gider, yer altından ne çıkar, gören de yoktur.
Sonuç nedir? Elbette ve daima hayal kırıklığı.
Önce seçmen, sonra politikacı ve önünde sonunda ülkemiz ve demokrasimiz için hayal kırıklığı.
…
Evet, Kılıçdaroğlu’nun dün akşamki çıkışına getireceğim sözü.
Kılıçdaroğlu da bu ülkede seçim kazanmanın en kestirme yolunu danışmanları sayesinde bulmuş anlaşılan. Biraz da ‘hamam giren terler’ misali zoraki şekilde hemen işe koyulmuş.
O yolun resmî adı popülizm. Öbür adı, umut ticareti.
Bizi bugünkü çöküşe getiren süreçte o yolun günahı büyük, o yolu yaldızlı laflarla göz alıcı renklerle boyayan necip halkımızın ve lafazan entellerimizin payı kesinlikle küçümsenemez.
Halkına dürüstlük sözü vermiş, siyasete başlayıncaya kadar lekesiz bir yurtsever bürokratın şimdi ikinci el fiyatına herkese araba sözü vermesi.. Genlerin alacağı araçlar için ÖTV indirimi vaat etmesi..
Nedir bu? Kıvırmaya kayırmaya gerek yok. Elbette ve bal gibi popülizm, elbette umut ticareti. Büyük arabaların vergisini artıralım, küçük arabalarınkini düşürelim, dersiniz olur biter.. Bu kolaycılık yüce halkımızın da hoşuna gider.
Ötesi..Latin Amerika’nın içinden neredeyse yüz yıldır çıkamadığı popülist solun gittikçe derinleşen ve içinden çıkılmaz çukurunu kazmaktır. Derinleştirmektir.
Bütün ülkenin en önemli sorunu halkı araba sahibi yapmak mıdır nedir Allah aşkına?
Üretim yetersiz, alım gücü yok, mal yok. Döviz yok. Yatırım yok. Eğitim yok. Devlet bütçesi açık demek bile yetmez, tünel kadar büyük açıklarımız.
Araba alacağız öyle mi? Araba dediğin, dövizle ithal ediyor. Yerli araba mı dediniz? Denizse yine yolcumuz kaybettiniz. Çünkü burada yapılan araçların da yüzde ellisinden fazlası ithal.
Yerli milli, TOGG mu dediniz? Anlaşmazlıktan gelmeyin, döviz yok yahu. Yerli araba derseniz, doktora görünün. Kaldı ki kim alacak ki o arabayı?
Dün gece AKP başkanı bana fiyatını sormayın demiş. Maliyeti 70 bin dolar buluyor demezdi herhalde. Olsun canım, pahalı ise devlet bütçeden destekler, diyene gülerim. Petrolü olmayan enerji ithal eden ilkede birincil meselenin araba olduğunu sanmasanız da bu türden sözler vermek, bir kere daha söyleyelim, umut ticaretidir. Gelecek nesillere karşı sorumsuzluğun dik alasıdır.
En az altmış yetmiş bin dolara satılacak o arabayı ülkede kim alacak ki? İhraç ederiz işte, diyenler de hayallere dalmıştır.
Yani.. Tarihimizin en derin ekonomik bunalımında çırpınıyoruz….
Ülkede işsizlik diz boyu, yoksulluk tırmanmakta..
Ekmek kuyrukları, buğday kıtlığı, doğal gaz ve petrol sıkıntısı kapıda..
Tasarruf etmeden bu krizden çıkmayacağımız aşikar bir gerçek olarak ortadayken.. Araba sevdasını körüklemek mı bizim işimiz gücümüz?
Derdimiz bu mu?
Yeri mi zamanı mı?
Ama umut dağıtmadan iktidar olamazsınız ki azizim.
Halk nasılsa unutur.
Politikayı yoka çevirmek hangi sihirbazın işi? Onu taklit ermek mi iyi siyaset?
Ey albenili cilveli iktidar.. Sen nelere kadirsin!
….
Tabii konunun esaslı yanı Demirel’in sorusunda:
O beyefendi söyledi de, yalana siz neden inandınız kardeşim?
Tercümesi: Kitleler gerçekleri sevmez, hayal görmek ister. Ben sunarım sana hayali. İstersen görme. Kapa televizyonunu.
Sen de suçlusun, o da, öteki de.
Tek suçlu ben miyim yani?
Yine de hep bir ağızdan tekrarlayalım.
Umut güzeldir, varsın çöküş daha derinleşsin.
Yoksullaşırken de umudu tüketmeyelim.
Mesela enflasyonu yüzde binlerde görelim. Yine de enseyi karartmayalım.
Aldatmayalım kendimizi. Korkularımıza çare diye besleriz umutları. Beslemeden edemeyiz, lakin hayaller üstüne ekilen umutlar eylemle çabayla akılla desteklemezse, sonuç daima hayal kırıklığıdır.
Umut diye diye umudun tükendiği yere doğru giderken herkes boş umut ticaretine davet ediyorsa..
Herlesle birlikte bağırırım ben de: Yaşasın cici demokrasimiz, var olsun necip milletimiz.

