Tolstoy’un Ölümü

Bazen insanın herkesten, her şeyden kaçıp kurtulmak istediği,kendini bulmak istediği anları olur. Ne var ki mecburiyetler çoğu zaman buna engel olur. Ama yine de o dürtü içinizi kemirip durur. Bu kaçıp kurtulmayı çok erken yapanlarımız vardır ama Tolstoy gibi seksen iki yaşında yapanlar da var.

Tolstoy 1910’da seksen iki yaşındayken, neredeyse yarım yüzyıldır evli olduğu, ona bir düzine çocuk veren, evin her işiyle uğraşan, bütün yazdıklarını temize çeken karısı Sofia’dan resmen kaçtı. Kendisini zindanlara atan bir gardiyan olmakla suçladı onu. Bir yandan evrensel sevgiyi savunuyor bir yandan da kadıncağızı köpekler gibi mutsuz ediyordu.

Karısına bıraktığı veda mektubunda kırk sekiz yıldır sâdık ve dürüst bir es olduğu için Sofia’ya teşekkür etti ama son günlerini yalnızlık ve sessizlik içinde geçirmek istediğini bildirdi. Gece yarısı gizlice evden kaçarken “Özgür olmak ne güzelmiş!” dedi. Sofia, üzüntüden kendini küçük bir göle attı, geri dönmesi için ona yürek paralayıcı mektuplar, haberciler gönderdi. Tolstoy’un niyeti ta Türkiye’ye kadar kaçmaktı. Ama yolda hastalandı, Astapovo adlı bir istasyonda trenden inmek zorunda kaldı.

Tolstoy, istasyon şefinin küçük evinde can çekişirken karısı, hepsi yetişkin olan kimi ana tarafını kimi baba tarafını tutan çocuklarıyla birlikte özel bir trenle oraya geldi. Çesitli ülkelerin gazetecileri, Pathé film şirketinde haber programı çekenler ve yazarın hayranları oraya üşüşmüştü. Rus hükümeti sivil kılıkta polisler ve jandarmalar sevketmisti o küçük istasyona. Ortodoks Kilisesi de yazarın, ölüm döşeğinde dinle barışmasını sağlamak umuduyla papazlar göndermişti. Tolstoy’un başucunda altı hekim vardı. Yalnızlık ve sessizlik içinde ölmek isteyen yazarın çevresinde gürültülü büyük bir kalabalık toplanmıştı. Karısı ise gözyaşlarına boğulmuş bir hâlde trende bekliyor, onu görebilmek için sürekli arabulucular gönderiyordu. Ama Tolstoy, Sofia’yı görmeyi reddediyordu.

Kaçışından bir hafta sonra, o tren istasyonunda öldü.
Komaya girip bilincini yitirdikten sonra Sofia görebilmişti onu.

Hayat gerçekten çok garip! Bazılarınız belki Sofia’ya yaptıklarından dolayı “nankör” diyebilirsiniz ona, bazılarınız kaçıp kurtulma işini seksen iki yaşına bıraktığı için “korkak” diyebilir, bazılarınız ömrünün sonunda da olsa bunu başarabildiği için “cesur” diyebilirsiniz. Her ne dersek diyelim bir insanın geçtiği yollardan geçmeden, onun yaşadıklarını yaşamadan o insanı yargılamamak gerekir.

Sevgiyle kalın dostlarım!..
Epilya

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir