Paket Üzerine

Memleket son beş on yıldır paket cennetine, vatandaş ise günahından arınmış kanatsız meleklere döndü. 19 Mart 2020 tarihinde sayfama yazdığım paket odaklı yazıyı tamamen unutmuştum, Facebook bu sabah önüme getirince arada bir kıkırdayarak okudum, o günleri belgelemek için de olsa blogumda da paylaşayım dedim. Çocukluk günlerimin anıları ile ülkenin paket sevdasını bir güzel harmanlamış yazı, bu da manalı hatta keyif verici geldi bana. Virüs Kalkanı gibi gladyatörlere yakışan cinsten şatafatlı bir ismi var, diye başlıyor yazı ve devam ediyor: Dünkü finansal paketten söz etmekti amacım, çocukluk yıllarımda uzaktan bakarak görünüşünde büyük bir hoşluk biraz da gizem bulduğumuz Gelincik ve Bahar sigaralarının incecik kartondan paketleri gelince aklıma, biraz durdum. En küçük dayım Gelincik içerdi. O paketi on bir, on iki yaşlarımda çok sıkça görmüşümdür. Büyük dayımın dükkan komşusu Mehmet Akkuş abi, jönler gibi uzun boylu yakışıklı, beyefendi bir adamdı, Bahar içerdi. Babam tütün sarardı. Kaçak içmezdi o sıralar. İki günde bir, bir paket tekel tütününü bir güzel tavlardı. Nadide bir çiçek yetiştiren bahçıvan özeniyle önce hafifçe ıslatır, sonra kıymıkları seçip atar, bir gazetenin üstüne ıslak tütünü serip güneşin altına koyardı. kuruturdu. Yakıcı yaz güneşimde iyice kurumuş tütünü gümüş rengi tabakasına yerleştirir, tabakayı kapamadan önce tütünün üstüne ciğara kağıdı destesini koyardı. Enflasyonu bilmediğimiz 1960’larda, sadece 90 kuruştu bir paket tütün, babamın tütün paketini bakkaldan ben alırdım, çoğu zaman bir kutu kibritle birlikte. Kibrit istemediği zamanlarda ise artan on kuruşu ‘sende kalsın’ diyerek bana verirdi, o on kuruş benim harçlığım olurdu, bunun dışında bizde harçlık adeti yoktu. Dünkü 100 milyarlık ‘Virüs Kalkanı’ namlı paketin, o günlerdeki tütün paketleriyle pek benzerliği yok, içinden çıkanı hamasetten, siyasetten ayıklayıp tavlamak da, bir kutuda saklamak da mümkün değil; yine de şu virüs kalkanı nasıl bir icatmış, ne işe yararmış konuşmak gerek diye düşündüğümden yazmaya başladım; ancak zihin aptal, tatsız konuları bir güzel yüzlemek yerine ondan kaçmayı tercih ediyor olmalı ki anılara daldım. . Bunda virüs yüzünden yaşadığımız mahpusluğun payı da az değil. Benzer yanı yok desem de paket pakettir sonunda. Gerçi dayım her gün sektirmeden bir paket Gelincik alıyordu, paket açma sıklığı bakımından devletimiz ona henüz yetişemiyor ama, aradaki uzun mesafeyi hızla kapatmakta olduğunu kabul etmek lazım, yoksa namertlik olur. Dün açılan paketten sonra, ki garibana bir şekerli simite yetecek kadar bile harçlık bulamadım onda, yarın damat bey de başka bir paket açıklayacak gibi. Neden mi? Dünkü cafcaflı paketin en önemli maddesi, gerektikçe yeni paket açıklanacağının duyurulması oldu çünkü. Son üç beş yıldır, devletimizin tepesinden başlayarak her kademesinde bir paket açma yarışı da sezmeden edemiyor insan. Damat bey sigara içmez sanırım, ama parasal ve ekonomik paketlere gelince fazlası ile aktif. Evlatlar babalardan genelde daha cömert, mesela Vehbi Koç’un oğlundan çok daha cimri olduğunu bilirsiniz, rahmetli kendi de kabul etmiştir, çok zekice ama nesnel bir gerekçesi vardı. Buna karşılık, damatlar hele mirasyedi türünden olanlar kayınpederlerinden çok daha eli açık olur derdi dayım, insanın emek vermeden elde ettiği parada savurgan olduğunu söylerdi, bunları anlatırken gelincik sigarasını dudağının kenarına yerleştirirdi. Bugünleri görse, ne derdi, zaman zaman merak ederim. Dudağının kenarındaki sigarayı dakikalarca yakmazdı, sanırım tasarruf olsun diyeydi. Hem yakmayıp hem içmiş gibi keyif almak o zamanlar için akıllıca ve sanırım yaygın bir tutumdu. Konuyla çok yakından alakası pek yok ama, bir kez daha her şey her şeyle ilişkilidir deyip aklıma geleni söyleyip geçeceğim: Kuru ekmeğini bal kavanozuna sürerek ‘sanki yedim’ diye ağzını şapırdatıp yıllarca bal tadı alır gibi iştahla keyifle yiyen pek tutumlu bir teyzeden söz ederdi ninem. Yavan ekmek yiyerek biriktirdiği parayla ‘Sanki Yedim’ camisini yaptırmış, böylece nineme göre cennete taht kurmuştu teyzecik. Tasarrufun fazileti diye düşünürdüm ben. Öylesi güzel baht herkesin başına, diyerek biz de elbette inanmıştık. Kadın cennette sefasını sürdüre dursun, ben yılların yoksulluğu ile ninemde yerleşmiş tasarruf fikrinin, dayımın gereksiz harcamadan kaçınma huyunun, bugünkü paket pehlivanlarından fersah fersah önde olduğunu görüyorum. Pehlivanlar havalı adlarla, şatafatlı törenlerle allandıra ballandıra her fırsatta paket açıyor. Her paket harcama paketi. Bu yoğurdun bolluğu nereden, bu parayı nerden buldun da dağıtıyorsun, diyen de yok. Hezimetle sonuçlanan Mart seçimlerinin kabusu, hüznü sonrasında, yerli yabancı tüm finans dünyasında devasa bir merak vardı; açılacak pakette öngörülecek ve takvime bağlanmış reformlarla raydan çakmış ekonomiye çeki düzen verilir ve işler kısmen yoluna girerdi. Ne var ki, güya reform paketinden, yığınla vaad, pırıltılı laflar ve yandaşa tonlarca para çıktı. Uzmanların illa yapılacak yapılmalı diyerek leylasını bekleyen mecnun gibi sayıklayarak andığı.. Ve seçimsiz bir döneme rastlasın da yapsınlar diye her vakit namazından sonra bunun için ayrıca dua ettiği.. Yığınla yapısal reform alanı vardı. Beklentiler boşa çıktı. Onlarla kavram bazında, dinleyenlerin duyamadığı göbek havası eşliğinde boyun kırılarak alay edilmesi o paketin herhalde hiç unutulmayacak görüntülerinden biridir. Ekonominin iflasına giden yolda atılmış dev bir adım olarak benim zihnime, ülkenin makus tarihine yazılmıştır. Eski yılların sigara paketleri nasıl görünüşleri ile alımlıdan öte havalı, içeriği ile dumanlı ise zırt pırt açıklanan bizim paketlerin en havalı yanları da adları oluyor. Mesela geçen yıl bu sıralar, Enflasyonla Topyekun Mücadele Paketi vardı. Nasıl da tumturaklı bir şölenle ilan edilmişti. Her tarafa afişler, reklamlar. Günlerce sürdü. Bizi kazıklayan marketlere bile o lafı taşıyan en azından bir pankart asılmıştı. Bugün de rastlamak mümkün. O paketin ömrü de rahmetli dayımın gençliğindeki bürokrasiye gücü yetmeyen milletvekillerinin sigara paketlerinden uzun olmadı. Paketi sunarken büyük devlet adamı pozları takınmaya çalışan sonradan olma ve ancak tarihimizin en meşhur damadı Rüstem Paşa ile kıyaslanabilir çaptaki genç adamı izlerken de aklım bir kez daha oyun etti bana. Yine eskiye döndüm. 1970’li ve seksenli yıllarda, aşağı yukarı otuz yıl Kadıköy-Karaköy vapuru yolcularına tarak, ayna, kemer, çorap, bazen de çakmak, termos, traş makinası gibi ‘her eve lazım’ şeyleri tumturaklı bir dille tanıtıp satarak marka haline gelen Ayhan Pazarlama’nın ince bıyıklı afili saçlı, çapkın bakışlı, bıçkın genç adamını anımsadım. Geçen ay öldü Ayhan. Enflasyonla mücadale paketi de rahmetlik, enflasyon ve şatafatlı pazarlama ise tüm haşmetiyle burada. Tarım sektörü için açıklanacak bir paket de vardı enflasyonla mücadele paketinin içinde, garibim arada kaynadı gitti, toprakta çürüyen ıspanaklar gibi. Cansuyu Paketi vardı bir de. Yine milli damat açıkladı, yandaşa devletin parasını milletin emeğini peşkeş çekme programıydı. O da gitti suyu kaldı yadigar. Sonra inşaat sektörünü canlandırma, faiz indirimi paketleri. Müteahhitlerimizin elinde patlayan evlerin, devletçe faiz farkı ödenerek pazarlanıp satılmasını amaçlayan birkaç paket daha hatırlıyorum. Yerli ve milli otomobil de paketti elbette. Her yanı nasıl bir heyecan sardı Allahım. Payıma balon kaldı o hengameden. Uzay Ajansı da bir paketten mi çıktı, şimdi hatırlayamıyorum. Uzay yerinde duruyor, ona bir şey olmadı Allah’ıma şükür. Zihnim beni rahat bıraksa da diyeceğimi desem: Gerçek şu ki her paketle milyarlar harcıyoruz, ama durum yine de kötüye gidiyor. Neredeyse her ay yine ve yeni paketler açılıyorsa, suç kaynağı var olmayan ama dağıtılan paralardır diye düşünenler aslında çok önemli bir şey söylüyor: Birilerinin almadan vermemeyi ilke edinen paketler açması gerekiyor ki işler yoluna girsin; bu popülist siyasetçi için imkansız. Çünkü öyle paketler satılmaz, oy getirmez, kimseyi uyutmaz. Paketle dağıttığını paraları nereden bulacağınızı açıklamalısınız. Değilse, iki ihtimal var: Ya göz boyamaktasınız, paketi açıklarken verdiğiniz sözü tutmayacaksınız. Ya da borçlanacaksınız, karşılıksız harcamanın bedelini çocuklarımıza torunlarımıza ödeteceksiniz. Bu cümle, devleti tavlanacak bir tütün paketi olarak gören zihniyetle hazırlanan bütün paketler için tamamen geçerli ve doğru. Son paket için gayet ağır başlı bir ekonomik analiz yapacaktım, ne kadar harcarsanız harcayın, ekonomiye ve onu yöneten Ayhan Pazarlama tavrını anımsatan ortama güven gelmeden işe yaramaz, etkili olmaz filan diyecektim. Güven vermek için adil ve makul olmaktan söz edip beş karılı doksanlık adam üç çocuk yapmak isterse, ekonomik paket neylesin ona diyecektim. Olmadı. Virüs sistemimi bozmuş olmalı, çocukluk günlerimin sigara paketlerine, 80 lerin vapurlarına daldım. Arada anılar tebelleş oldu başıma, sonunda böyle bir yazı çıktı. Belki iyi oldu. Bitiş cümlesi paketi manşet yapan Dünya Gazetesinden gelsin: Türkiye Ekonomisine 100 Milyarlık Panzehir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir