İNANÇ KRİZLERİNİN EDEBİYATA YANSIMASI

M. Orhan Okay’ın bir makalesinden özetlenen bu yazıyı Ramazan Özer FB sayfasında
paylaşmış.
Okuyunca hemen şu yorumu yazdım: ‘Şüphenin karanlığından imanın aydınlığına’
çıkabilmek çok güzel. Neyin karanlık deyin aydınlık olduğu elbette bir meşrep ve tavsif
meselesidir.
Buna karşılık tefekkür yani düşünmek ve sormak hakikati aramanın bir yolu gibi gelir bana.
Bu sebeple yazıdaki bilgiler müthiş. Paylaşıyorum blogumda bu yazıyı.

Şinasi’de gelenekten ayrılan, nasslara ve kitaba gerek kalmaksızın akıl yoluyla bilinen bir
Tanrı inancı dikkat çeker:
Vahdet-i zatına aklımca şehadet lazım
Kitabsız görünür su-ı sani-i ezeli.
(Allah’ın birliğini aklımın kabul etmesi gerekir.Ezeli yaratıcının yaratması kitapsız fark edilir.)
Tanzimat edebiyatının inanç bakımından en tedirgin ve rahatsız görüneni Ziya
Paşa’dır.Ancak kötümser mizacı ve hür düşünce telakkisi onda zaman zaman derinleşen bir
iç çatışmayı doğurmuştur:
Ya Rab nedir bu keşmekeş-i derd ü ihtiyaç?
Ya Rab nedir bu dehrde her merd-i zü-fünun
Olmuş bela-yı akl ile aramdan masun?
Ya Rab niçin bu arsada her şahs-ı arifin
Miktar-ı fazlına göre derdi olur füzun?
(Yarabbi,bu dert ve ihtiyaç karışıklığı nedendir?Yarabbi,şu dünyada neden her bilgili kişi akıl
belası yüzünden rahatını kaybetmiştir?Yarabbi,neden şu dünyada her irfan sahibi kişinin
derdi,ilmi oranında artmaktadır?)
Eşref-i mahlukat olarak yaratıldığına inanılan insana verilen akıl,irfan ve fazilet gibi
nimetlerin ve sıfatların sebebiyle ıstırap çekilmesi tevekkülden çok isyana doğru gelişen bir
davranış olduğunu göstermektedir:
Kimdir bu aczi has kılan nev-i ademe?
Kimdir bu nev-i eşref eden cümle aleme?
(İnsanı bu kadar aciz kılan kimdir,sonra onu cümle alemin en şereflisi yapan kimdir?)
Şeytan ü nefsi kimdir eden alet-i şürur?
Kimdir koyan zebun-i hevayı cehenneme?

(Şeytanı ve nefsi kötülüğe alet eden,sonra da nefsinin esiri olanı cehenneme koyan kim?)
Kimdir bu kargaha çeken perde-i hafa?
Kimdir veren tasavvur-i teftiş ademe?
(Bu dünya atölyesine gizlilik perdesi çeken kim,sonra da insana o gizliyi araştırma duygusu
veren kim?)
Ziya Paşa bu bitip tükenmez sorularıyla kainattaki bu tersliklerin,paradoksların
müsebbibine seslenir.Ona göre Tanrı her şeyin olduğu gibi kötülüklerin ve yasakların da
yaratıcısıdır.Bütün tabiatta haklıların haksızlara hakimiyeti değil,kuvvetlilerin zayıfları
ezeceği kuralı geçerlidir:
Galib zebunu kaidedir eylemek telef
Yerde,havada,bahrde cari bu girudar
(Kazanan kaybedeni mahveder.Karada,havada ve denizde bu savaş kurali geçerlidir.)
Her kimde aşk galip ise kurb-i Hazret’e
Ol denlü anda derd ü beladır füzun-ter
(Kimde Allah’a yakın olma aşkı üstünse onun başındaki dert ve bela da o kadar fazla olur.)

Bütün bu karamsar felsefesine,yaşadığı bu karmaşık psikolojik tecrübeye rağmen Ziya Paşa
imanından bir şey kaybetmez.Terkib-i Bend’in her bendinin sonunda,adeta bir tövbe duası
gibi şu Arapça mısralar tekrarlanır:
Sübhane men tahayyere fi-sun’ihi- ukul
Sübhane men bi kudretihi ya cüzü’l fühul
(Yarattıklarıyla akıllara hayret veren kudretiyle en güçlüleri aciz bırakan Allah’ı tenzih
ederim.)

Mehmet Akif,Safahat’ın baş trafına aldığı uzun bir şiirinde Ziya Paşa gibi karamsar ve
iradesiz görünür:
Maksud bu hilkatten eğer marifetinse
Varmış mı o müthiş görünen gayete kimse?
Bir sahne midir yoksa bu alem nazarında
Bir sahne ki milyarla oyun var üzerinde
Bir sahne ki her perdesi tertib-i meşiyyet
Eşhası da baziçe-i avare-i kudret
Canileri,katilleri meydana süren sen
Canideki,katildeki cür’et yine senden
Sensin yaratan,başka değil zulmeti,nuru
Sensin veren ilham ile takva-yı fücuru
Bir failin icbarı bütün gördüğüm asar
Cebri değilim,olsam ilahi ne suçum var?
(Yarabbi,şu yaratıştan maksadın,eğer kendinin tanınması ise o müthiş görünen amaca kimse
ulaşmış mıdır?Yoksa şu dünya senin nazarında ,üzerinde milyarlarca oyun oynanan bir
sahne midir? Öyle bir sahne ki her perdesi kaderin senaryosu.Bu sahnedeki kişiler de kaderin
başıboş oyuncakları.Canileri,katilleri o sahneye sen sürüyorsun,onlar da cinayetlerindeki cesareti senden buluyorlar.Karanlığı da aydınlığı da yaratan sen,inanç ve fitne için ilham
veren de sen.Bütün bu gördüğüm şeyler hep bir failin zorlamasıyla oluyor.Kaderci değilim
ama olsam da Yarabbi ne suçum var?)
O da bu cüretli düşüncelerinin arkasından Ziya Paşa gibi tövbe edecek,şüphenin
karanlığından imanın aydınlığına sığınacaktır:
İmandır o cevher ki İlahi ne büyüktür
İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.

Makber,Abdülhak Hamid’in metafizik buhranlarının resmi geçidi gibidir.Bu büyük poemde
şairin tereddüt,şüphe,isyan ve tevekkül duyguları ,psikolojik bir krizin tezahürleri halinde
adeta arka arkaya yığılırlar:
Verdin bana böyle bir müsibet
Ettin beni düşmen-imuhabbet
Ya bir kulu sevmiyor musun sen?
Ya böyle ölüm değil mi erken?
Yarabbi bu emri sen buyurdun
Ol savt-ı hazin nedir duyurdun
Ey mevt niçin o damı kurdun?
Canparemi vurmasan nolurdun?
Mir’atı mıyım celalinin ben
Ya aksi miyim cemalinin ben?
Cilven olamaz mı tam bensiz?
Noksanı mıyım kemalinin ben?
Gördük seni ey hakim-i mutlak
Ey hastalara veren şifalar…

Ancak bütün bu aykırılıkların hepsi inanç sahibi bir insanınkriz anları olarak kalır.Bu
tereddüt,şüphe ve isyan çığlıklarının arasında Hamid,yer yer itaatli bir sesle inancını ikrar
eder:
Sen Halıkımızsın ettik iman
Bir sende bulur bu ye’s payan
Sen varken olur mu ahiret yok
Yok şüphe ki sende mağfiret çok.
Not: M.Orhan Okay’ın bir makalesinden özetlendi.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir