Patnos depremi olduğunda yerle bir olan cezaevinden firar etme imkanı varken bir tek Omzu
Kalın Hüseyin kaçmamıştı. Kayıtlara göre cezaevinde elli iki mahkûm vardı. Bunlardan kırkı
depremi fırsat bilip kaçmış, beşi enkazın altından ölü çıkarılmış, diğer yedisi ise enkaz
altında kurtarılmayı bekliyordu.
Kurtarmaya canla başla katılanlardan biri de Omzu Kalın Hüseyin’di.
Kırk beş yaşındaydı Hüseyin. Evli, beş çocuk babası, babayiğit, cezaevinde fakir babası, kendi
deyimiyle “Dört leşi” olan ve tuttuğunu koparan biriydi.
Lakabına gelince:
Öylesine geniş omuzları vardı ki o güne kadar hiçbir ceket omzuna oturmamıştı. Bu yüzden
palto olsun ceket olsun omuzuna atar, voltasını öyle atardı.
Kara kaş kara gözlü, yakışıklı, pala bıyıklı, gözleri ela, yanağında kirli sakaldan görünmeyen
gamzeleri içine çökmüş sözünün eri biriydi Omzu Kalın Hüseyin. Köyünde karısı, anne baba
ve beş çocuğuyla birlikte rençberlik yaparak yaşama tutunurken hasımları tarafında iki
çocuğuyla birlikte anne ve babası kendi evlerinde öldürülmüştü.
O gün karısı ve diğer üç çocuğuyla birlikte tarladaydı Hüseyin. Köye döndüğünde feryadı
dağları deldi. Kuşlar saklandıkları peğelerden çıkıp insan eli değmemiş uzaklara uçtu. Karısı
saçlarını yoldu çocuklarının cansız bedeni üzerinde. Silahına davrandı Omzu Kalın Hüseyin ve
“Her cana karşılık bir can.” diye bağırdı.
Tam bir yıl iz sürdü. Bir köşede sıkıştırdı hasımlarını ve beş kişi olmalarına rağmen dördünün
canını aldı. Bir diğeri kaçıp kurtulmuştu ama o da çok geçmemiş jandarmalar tarafından
yakalanıp içeri atılmıştı. Eli titremedi Omzu Kalın Hüseyin’in. Ama ibreti aleme örnek olsun
diye var gücüyle biriken kalabalığa bağırdı “Kadına, çoluğa çocuğa anaya babaya el kalkmaz
bizde. Kinim evlatlarımın katilinedir. Öfkem anamın babamın katilinedir. Bundan sonra
Yaradan’a sığınırım.” diye.
Kısa sürdü Hüseyin’in mahkemesi. Zaten ifade de vermemişti. Sadece “Yine olsun gözümü
kırpmadan yine öldürürüm.” demişti.
Artık idamını bekliyordu. Bunun ne zaman olacağını sorduğunda da kimse bir şey
söylemiyordu.
Cezaevinde hırsızdan dolandırıcıya, aracıdan tefeciye, eşkıyadan siyasi mahkûma her
kesimden insan vardı. Kaldı ki yakalanan hasmıyla da aynı cezaevinde kalıyordu Hüseyin
ama farklı koğuşlardaydı. Birçoğu zaten gününü tamamlayıp çıkacaktı ama içlerinden bir tek
Hüseyin idam edilecekti.
Deprem olduğunda yedi arkadaşıyla birlikte koğuşun içinde muhabbet ediyorlardı.
Gürültüyle birlikte her biri bir yere savruldu. Koğuş yerle bir oldu, kapılar devrildi camlar
kırıldı.
Ne olduğunu anlamadı kimse. Bağıran çağıran kaçışan asker gardiyan her biri kendi can
derdine düşmüştü. Fırsat bu fırsat deyip kaça bilirdi Omzu Kalın Hüseyin. Dağda eşkıya
dostları vardı. Saklardı onu. Ama kaçmadı.
Önce bir gardiyanı çıkardı enkazın altından. Sonra diğer koğuşlardan gelen seslere yöneldi.
Yarım saat içinde asker ve sağ kurtarılan gardiyanlar geldi yanına. Hiçbirinin aklına Omzu
Kalın Hüseyin’i tevkif etmek gelmedi. On kişilik çalışıyordu çünkü. Moloz yığınlarını
omuzladığı gibi boşluğa fırlatıyordu. Elleri paramparça olmuştu. Başı yarılmış kan başından
aşağı süzülüyordu.
Tam beş kişiyi tek başına çıkardı enkazın altından. Bunlardan biri hasmıydı. Göz göze geldiler
hasmıyla. Enkazın altından elini uzatmış Hüseyin’e yalvarıyordu ” Ölmüşlerinin hayrına
kurtar beni” diye.
Diğer ikisini jandarma ve gardiyanlarla birlikte çıkardılar. İş bittiğinde kenara çekildi Omzu
Kalın Hüseyin. Yıkık bir duvarın önüne çömeldi. Elini uzattı yanı başında bekleyen baş
gardiyana. Sigarasından derin bir nefes çekti “Tak” dedi “kelepçeleri koluma. Tak sıramı
bekleyeyim.”
O günden sonra en yakın bir cezaevinde nakledildi Hüseyin. Yaralı olarak kurtardıkları
arkadaşları da tedavilerini olup gelmişti yanına. Hep birlikte aynı koğuşta kalıyorlardı.
Jandarma çok uğraşmış ama depremde firar eden mahkumlardan sadece on iki tanesini
yakalayabilmişti. Onlarda zaten cezasını çekip tahliye edilecekleri günü bekliyorlardı.
Bir ilkbahar sabahıydı. Güneş yeni doğmuş koğuşun camından içeri vuruyordu. Gürültüyle
uyandı koğuştakiler. Cama doğru yönelip gürültünün geldiği avluya bakındılar. Hazırdı idam
sehpası. Emir gelmiş birazdan Omzu Kalın Hüseyin idam edilecekti.
Sandalyeyi kendi ayaklarıyla devirdi Hüseyin. Cezaevi oluklarına saklanan kuşlar başında
uçuştular son nefesini verene kadar. Koğuşun camından arkadaşları göz yaşı içinde
seyrettiler onu. Son isteğiydi öldüğünde omzuna sığmayan paltosunun üzerine örtülmesi.
Öyle de yaptılar.
Bir çok kişi kaçmıştı cezaevinden ama depremden sonra ölümü göze alarak can kurtaran
Omzu Kalın Hüseyin idam edilmişti. Tek tesellisi çocuklarına kavuşmasıydı. Zaten son sözü
de öyle olmuştu:
“Üçünü analarına bırakıp ben ikisine gidiyorum. Kuzularımın yanına. Çocuklarıma.”🙏🙏💖💖
💖
// Veli Bayrak //


