Bu yazıyı beş sana kadar önceki CHP Kurultayı öncesinde yazdım. Bugün fazlası ile geçerli olduğu için ve siyaset dünyamızın sorunlarını deştiği için birkaç cümle düzeltmesi dışında değiştirmeden paylaşmayı uygun buldum.
Şubat 2021
…
Ana muhalefet partisinin aylar önce kararlaştırılmış seçimli kurultayına günler kaldı.
Genel Başkan adayları çalışmalarına çoktan başladı. Parti meclisine, yetkili diğer organlara aday olmak isteyenlerin tanıtım ve kulis çalışmaları devam ediyor. Ülkenin yoğun gündemine rağmen parti örgütünü kurultay heyecanı sarmış olmalı.
Seçim, demokrasinin düğün günüdür diyen politikacının ruhunu yad edelim. Ülkede büyük bir kargaşa ve eşi görülmemiş bir futursuzluk sürerken CHP kendi seçimli kurultayını yapacak bu hafta sonunda. CHP ve kurultayla, bu arada demokrasimizle ilgili her biri kapsamlı analizi gerektirecek nitelikte birkaç kısa tesbitte bulunacağım bu küçük pencerede.
Öncelikle bakış açımı belirtmem uygun olacak:
Partili değilim, sadece seçmenim. Ülkenin dürüst ve çağdaş bir kitle partisine çok ihtiyacı olduğu düşüncesindeyim. Tam da bu nedenle, başkanı kim olursa olsun, seçimlerde adayı kim olursa olsun, bu seçimde de CHP dışında bir partiye oy vereceğimi düşünmüyorum. Herhangi bir makama aday olacak birini CHP adayı olmadıkça desteklemek niyetinde de değilim.
Bir şey daha: Şahsiyetine, çalışkanlığına, dürüstlüğüne hayran olmakla ve tam bir güven duymakla birlikte, Sayın Kılıçdaroğlu’nun yönetim ve özellikle iletişim üslubundan, partinin gidişatından memnun değilim. Etkin örgüt, etkili muhalefet gerekiyor. Olmadı, olmuyor, olamıyor.
Katılımın her düzeyde artırılması gerekiyor. Olmadı, olmuyor.
Kadınların, gençlerin, orta gelirlilerin siyasete ısınması, partiye kazandırılması gerekiyor. Olmuyor.
Kitlelere ulaşılması için partide özene bezene konulmuş engellerin aşılması gerekiyor.
En önemlisi: Ülkenin temel meselelerini çözmek için, kararlı ve cesur bir program oluşturmak ve o program için bir toplumsal uzlaşma inşa etmek gerekiyor. Kesinlikle olmuyor.
AKP iktidarının sürmesi için partinin bilerek isteyerek böyle cılız bırakıldığı yönündeki sıklıkla dile getirilen saçma suçlamaları kesinlikle sığ, dayanaksız ve haksız buluyorum.
Var olan durumdan ve hele seçim başarısızlıklarından tek başına Kılıçdaroğlu’nu sorumlu tutmanın ise akılla, insafla bağdaşmadığını düşünüyorum. Öte yandan, tüm bu sorunları çözümleri oluşturma yolunda çalışacak kararlı, birikimli bir kadronun desteklediği bugünkünden çok daha cesur bir liderliğe ihtiyaç olduğunu kesinlikle kabul ediyorum. Yeni CHP ancak o zaman algılanır.
Bu bakış açısı ile şu tesbitleri yapmak istedim:
1. Kurultay heyecanı örgütü sarmıştır da bu heyecan bırakın geniş halk kitlelerini CHP seçmenine bile ulaşabilmiş değildir.
2. Bu ülkede siyaset oldum olası kısırdır, ne yazık ki CHP’de bile esas olan siyaset yani çözüm üretmek değil particiliktir. Parti örgütlerine yazılıp emek veren, hemen hemen herkesin hedefi seçilmekten ibarettir. Partiler toplum yararına faziletli hizmet yarışına çıkmış örgütler değildi, artık hiç değildir ülkemizde. Partiler üyeleri için birer ikbal yeridir; siyaset çok büyük ölçüde ülke ve gelecek kuşaklar için değil kişisel veya grup çıkarı ve yandaş semirmesin için yapılır.
Genel olarak siyasala hayatta ve özellikle sağ partilerde, parti ile kulüp ve parti mensupları ile spor kulübü yandaşlığı arasında rahatsız edici seviyede benzerlikler vardır.
En kötüsü, seçilmek için her rezalet hemen hemen her partide mübah hale gelmiştir. Teslim etmek gerekir ki, ülkenin bugünkü iktidar partisinden ve geçmişteki sağ iktidarlardan farklı olarak CHP particilik yerine daha çok siyaseti ön plana almıştır. CHP siyasal kültürdeki ve parti sistemindeki giderek müzminleşsen genel hastalıklardan daha az etkilenmiştir. Kime ne kadar çelişik görünürse görünsün, CHP nin halka ulaşamamasının sebeplerinden biri de hiç kuşkusuz o hastalıklardan daha az etkilenmiş olmasıdır.
Önce kendisini seçecekleri seçmeyi adeta gelenek haline getirmiş patron-lider eksenli bir siyasal yapıda özellikle sağ partilerdeki parti ağaları CHP’de de zaman zaman zuhur etmişse de kalıcı olamamıştır. Koskoca İnönü genel başkanlık seçimini kaybetmiştir, genel başkanın kurultayda seçim kaybettiği tek örnek, sanırım ülke tarihinde budur. Bunda İnönünün erdemli duruşunun payını yadsımak hata olur. Yine de bu örnek bile CHP’nin siyasal yaşamımızdaki özel yerini vurgulamak için bu bile yeterli sayılabilir.
3. Elbette tartışılır olmakla birlikte, izlenimim odur ki parti içi demokrasinin geliştirilmesi alanında son yıllarda da büyük çabalar sarf edildi. Onca çabaya karşılık, katedilen mesafe ancak bir arpa boyu yoldur.
Bütün bu tarihsel birikim ve çabaya rağmen ülke demokrasisinde var olan sığlık, kurultay sürecinde de, cumhuriyet ile yaşıt ana muhalefet partisinde ne yazık ki ve belki de doğal ve kaçınılmaz olarak kendini hissettirmektedir.
4. Bunlardan biri, yukarıda değindiğim ikbal ve çıkar arayışıdır. Siyasetin bir fazilet ve hizmet yarışı yerine, bir koltuk kavgası haline gelmiş olması, grup çıkarlarının ülke çıkarından üstün tutulmasıdır.
Demokrasinin katli veya intiharı anlamına gelen bu toksik bozulmadan ana muhalefet partisinin etkilendiği çok uzaktan bile aşikar görünüyor. Çarpıcı bir örnek şu: Seçimli kurultay sürecinde yeniden aday olacağı anlaşılan genel başkan seçim öncesinde görevinden istifa etmek gereği duymadı, görevini sürdürmeyi tercih etti. Ülkemizde her partide böyledir, CHP geleneği de yazık ki böyledir; ama adaylar arasında eşit yarışma ilkesi bakımından doğru olan, adil olan bu değildir. Aday olarak ortaya çıkanlar da dahil bu demokrasi ayıbını seslendiren kimse de bildiğim kadarı ile yoktur. Böyle bir talebin dillendirilmiş bile olmaması hem talihsizliktir, hem de ciddi bir zayıflık göstergesidir. Bu göstergeyi demokratik gelenekleri oluşturmak açısından anlamlı buluyorum.
İktidar partisinin ve onun liderinin hukuk ve ahlaka aykırı yığınla uygulaması dururken buna kafa takmayı CHP yönetiminde de gereksiz görenler varsa bence bu duruşlarını gözden geçirmelidir. Sağ partilerdeki uygulamaları taklit ederek iktidar alternatifi olunmaz, olsa olsa hükğmet olursunuz ve koşa zamanda onların bugün ulaştıkları yere siz de varırsınız: Hukukun ve demokrasinin hiçliği veya piçliği.
5. Gördüğüm bir başka sığlık ise hayati önemdedir:
Genel başkan adaylarından hiçbiri, toplumun karşısına içerikli bir plan, proje veya manifesto ile çıkmış değildir. Siyaset anlayışlarını, partinin ve ilkenin sorunlarını nasıl çözeceklerini, parti yönetiminde neyi farklı yapacaklarını, partiyi ve toplumu içinde bulunduğu tehlikeli çıkmazdan nasıl kurtaracaklarını kimse söylemiyor, söyleme gereği duymuyor.
Özellikle ve en çok da son on yılda bu ülkede demokratik süreçlere musallat olmuş ve iktidar partisine tamamen egemen hale gelmiş rantçı mafyanın üstesinden nasıl gelineceği konusunda hiç kimse hiçbir şey demiyor.
Devlet parti devleti, okullar şeriat okulları haline gelmiş. Kimse bir şey demiyor.
Siyasetin dürüstçe finansmanı konusunda tek bir fikir ileri süren yok.
Bunun sorun olduğunu ifadede eden de birkaç cılız ve mahçup ses dışımda pek yok.
Ülkenin en ağır ve bence en acil sorunu olan Kürt meselesinde yol haritası yok.
Ülkenin kaynak sorunu nasıl çözülecek?
Tarım, eğitim yeniden nasıl yapılanacak? Vergide adalet nasıl sağlanacak? İşsizlik nasıl azalacak? Belki düşünen var, ama söyleyen yok.
6.Ülkeyi tarihinin en ağır krizine sürüklemiş, ahlaken çürümüş yirmi yıllık bir iktidar karşısında partinin toplumu kavramakta, toplumsal muhalefeti zinde tutmakta, böylece siyasal iktidara emin adımlarla yürümekte olduğunu insaf ve vicdan sahibi kimse söyleyemez.
Bu koşullarda bunun kolay olduğunu söylemek de mümkün değildir; ama sorunların temelindeki etkenlerin ayrıntılı olarak, her düzeyde, açıkça ve hakça tartışma gereğinden kaçınamayız. Bunu gündeme getiren de yoktur.
Bu manzaradan çıkarılacak acı sonuç bence şudur: CHP de particilik veya politika yapıyor ; ancak, gerçek anlamda ülkeyi kavrayacak bir siyaset yapamıyor.
7. Kurultay sürecinde adayların kampanyalarına esas aldıkları iki mesele var: Sayın Kocasakal fabrika ayarlarına yani cumhuriyet değerlerine dönmekten söz ediyor, kurtuluşumuz kuruluştadır diyor. Atatürkçülük bayrağı her derde deva. Bu kadar kolay ve sade. Ülke yönetimine talip olmak tek slogana sığınacak kadar ucuz mudur? Yüz yol Çiçek’i çözümlerin bugün halen geçerli olduğunu sanmak akıl mıdır?
Sayın İnce’nin kampanyasını ise Kılıçdaroğlu’nun seçim kaybetmiş veya şu kadar zamandır seçim kazanamamış olmasına dayandırdığını görüyoruz. Kılıçdaroğlu’nun yerine kendisi genel başkan olsa bir çift lafla herkesi yerli yerine oturtacak, öylece CHP iktidar olacak. Öyle mi? Toplumsal analizler, ittifak arayışları, meselelere yeni ve yaratıcı vizyonla bakmak, siyasetin dinamiklerini, iletişim stratejilerini analiz etmek bunların yerini tutar mı dersiniz?
Bu denli sığ bir bakış açısına sahip lider adaylarının at oynattığı bir parti her düşünen için umut kırıcı.
Adayların eleştirdikleri başka konular elbette var, ama bunların içeriksiz oldukları çok ama çok aşikar. İlkesel bir yaklaşım, sisteme ve ülke sorunlarına bütüncül bir bakış açısı YOK. Yaşanan sığlığın temel göstergelerinden birincisi değilse ne azından biri bu.
8. Devam ediyorum: Bu kurultayda da CHP daha dinamik bir örgütlenme, yeni uzlaşmalar ve yeni paradigmaları üzerine tartışmıyor. Kitlelere ulaşmanın yeni ve yaratıcı yollarını aramıyor. Ülkeye gündem olamıyor. Kendini Orta Anadolu’ya, Karadeniz’e ve Güneydoğuya daha iyi anlatmanın yurttaşı harekete geçirmenin önemini bile algılamıyor.
Kısacası.. Ülkeyi karanlıktan çıkaracak stratejiler üzerine konuşmuyor CHP.
Bunu tartışacak bilgiden, ruhtan, ufuktan ve enerjiden yoksun görünüyor.
Bu yüzden örgütteki heyecan büyük ölçüde seçilmek ve kendi adamını seçtirmek telaşından ibaret. Bu yüzden kitlelere ulaşan içerikli ve somut yeni bir şey yok. Ve bu yüzden güya Yeni CHP kubbede hoş bir seda olarak sözde kaldı, böyle giderse öyle de kalacak.
Sayın Kılıçdaroğlu yeniden aday oluyorsa,en çok onun boynunun borcudur bunları gündeme getirmek. En çok ona düşer, yeni dönemde etkili siyaset ve etkin muhalafet için siyaset üslubunu ve dinamik örgütlenme gereklerini nasıl gerçekleştirip dönüştüreceği meselesini tartışmaya açmak. O ise biraz terbiyesinden, biraz da siyaseti sürekli denge arayışı olarak görmesinden ötürü sorunları açıkça sergilemek, partideki sorunları kitle ile tartışmak yerine ketum duruyor.
Böylece de parti bu karanlıktan çıkış için somut bir seçenek haline gelemiyor.
Ama atı alan Üsküdar’ı geçiyor.
Ve adam yeniden seçiliyor.
Vurgulamak gerekiyor: bir ülkede ana muhalefet partisinin çıkmazı, kaçınılmaz olarak ülkenin çıkmazıdır.
Kurultay demokrasi şöleniymiş, sevsinler.
Tek bir yeni fikir yok ortada. Tek bir eylem planı yok. Ne ufuk açıcı bir öneri, ne samimi bir özeleştiri. Seçim var. Slogan var. Arkadan dolanan puan alıyor. Taviz veren kazanıyor.
Böyle demokrasi şöleni mi olur!
Böyle muhalefet partisi mi olur?
Xxx
Bir not daha:
Yukarıdaki satırları bir yıl sonra yeniden paylaşmazdım, eğer o günden bugüne bu yapısal meseleler bir ölçüde çözülmüş olsaydı. İnce olayında, Cumhurbaşkanlığı seçiminde ve yaklaşan seçim sürecinde yaşananlar CHP nin sıkıntılarının giderek kronik hale geldiğini gösteriyor. Ülkede değişim bana öyle geliyor ki CHP de değişim olmadıkça söz konusu bile olamayacak.
Bu gerçek, Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının bence vebalini artırıyor.


