ÖLÜM KORKUSU

Alıntı

Hemen hemen herkes ölümden korkar — ama aynı şekilde değil
Adnan Mistry / Unsplash / Özgür Düşünce

Ölümün kaçınılmazlığının farkında olan tek tür insan olabilir. Birçokları tarafından “Amerikan psikolojisinin babası” olarak kabul edilen William James, insan varlığının “özünde solucan” olarak adlandırır.

Bugün bu mecazi solucan kendini koruma içgüdümüzle birleşir ve sürekli yönetmek için mücadele ettiğimiz ilkel bir terör üretir. Terörü yönetme teorisinin temelini oluşturan o korkudur. Korkuyu yönetmek için sık sık inançlar oluştururuz, kendi ölümümüzün ötesinde sürmesini umduğumuz anlam ve değer sağlayan eylemler gerçekleştiririz ve başa yöntemlerle de kendimize bir ölümsüzlük görünümü sunarrız. Bazı durumlarda ise sadece kaçma veya inkar yoluyla baş etmeye çalışırız o korkuyla.

Fakat hepimiz ölümün her yerde var oluşunu sezer, biliriz; onunla farklı şekilde ilgilendiğimiz gibi, ondan farklı şekillerde korkarız.

Yaşam sonu alanına odaklanan ve klinik psikoloji doktorası yapan popüler bir bilim iletişimcisi olan Cara Santa Maria’nın Şüpheciler Evren Rehberinde belirttiği gibi:

“Bazı insanlar unutulmaktan korkar. Bazı insanlar ölmekten korkar — acı, sakatlık. Bazı insanlar sevdiği insanları ve başka güzellikleri geride bırakmaktan korkar. İşleri yarım bırakmaktan… Bir mirasa sahip olmamaktan.. Ölümden korkabileceğimiz o kadar çok farklı yol vardır ki.”

Anketler, ölümü çevreleyen yaygın korkuların sevdiklerinizi geride bırakma ihtimaline ve ölme sürecinin bizatihi kendisine bağlı olduğunu gösteriyor.

Bununla birlikte, bazı yaşam seçimleri ölüm korkusunu sınırlayabilşyor. Evli veya kararlı bir ilişki içinde olmak önemli bir rahatlıktır. Fiziksel sağlığın iyi olması da korkuyu azaltmaya yardımcı olur. Bunun nedeni, yaşamda daha fazla anlam yaratması ve genel olarak daha iyi zihinsel sağlıkla bağlantılı olması veya basitçe Azrail’in ilgili kişiye daha uzakta olduğu algısını vermesi olabilir.

Dindarlık yelpazesinin karşıt uçlarındakiler de ölümden daha az korkma imkanına sahipler. Ateistler daha rahat ve “şu anda” olma eğilimindeyken, güçlü iman sahipleri ise öbür dünyanın var olduğunu ve hayatlarının bir anlamı olduğunu bilmenin rahatlığını huzurunu yaşarlar.

Belki de en rahatlatıcı olanı, yaşlandıkça ölümden daha az korkma eğiliminde olmamız. Duke Üniversitesi’nden bir klinik psikoloğu olan Jade Wu’nun yazdığı gibi: “Bunun nedeni yaşlı insanların yaşamı daha fazla deneyimlemiş olmaları olabilir, bu nedenle bir şeyleri kaçırmaktan olmaktan daha az korkmaları olabilir. Ya da başkalarının ölümüne tanık olma ve o gerçekle başa çıkma konusunda daha çok deneyime edinmeleri olabilir.”

Bununla birlikte, bazıları için ölüm korkusuyla başa çıkmak fazlası ile zor hale gelebilir ve buna thanatophobia denir.

”Ölümden korkmak sağlıklı ve normaldir, ancak her şeyi tüketen ve günlük yaşam faaliyetlerimize müdahale etme seviyesine ulaşan bir patolojik korku haline geldiğinde terapi alanında yapabileceğimiz şeyler var” diyor Çara sanat Maria.

Açık ara en etkili çözüm bilişsel davranışçı terapidir.
Sertifikalı bir terapist, ölümden aşırı korkan danışanına ölümle ilgili kaygı veren varsayımlara meydan okuması için yardımcı olur, böylece danışan korkuları hafiflemiş şekilde ölüme maruz kalabilir. Bu tür bir gelişme, yaşamın sonunu tasvirle somutlayan sahneler içeren filmler izlemeyi, acizler ve yaşlılar evi materyallerini okumayı veya kendileri için bir hayat sonu planı geliştirmeyi içerebilir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir