NEREDEN GELDİK *
*Bu yazı, hiçbir önyargı olmadan, okuyucunun dini, felsefi ideolojik, politik tüm inanç, fikir ve
düşüncelerine saygı temelinde, bilimsel literatürde bilim insanları tarafından ortak kabul gören,
paleantoloji bilminin elde ettiği veriler ışığında, çoğu genetik araştırmalar, deney ve bulgularla
ispatlanmış teoriler hakkında bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır. Bilimsel yargılar aksi bilimsel
olarak ispatlanana kadar geçerlidir.
Her şeyin nasıl başladığını, evrenin, galaksilerin, dünyamızın ve canlılığın nereden geldiğini bilimsel
anlamda merak ediyorsanız, işte ilk patlamadan insanın oluşumuna kadar geçen zamanın
kronolojisi;
Yıl: 0 (Sıfır-13 Milyar 800 milyon yıl önce). Evren oluşuyor.
Sıfırıncı an. Uzay yok, madde yok, enerji yok. Bu yokluğun tarifi imkansız çünkü zaman da yok!
Yokluğun ortasındaki hiçlikte Planck ölçeğinden (10^-35 m, evrende hayal edilebilen en küçük
mesafe) den bile çok daha küçük bir nokta titreşmeye başlıyor (boşluğun Heisenberg belirsizlik
ilkesi doğrultusunda nasıl titreşerek artı ve eksi yüklü sanal parçacıkların oluşup birbirlerini yok
ettikleri gözlemlenmiştir-Quantum Fluctuation). Sıfır ekseninden geçen bir tel titreştiğinde nasıl artı
ve eksi noktalara çıkıp inerse hiçliğin bu en küçük noktası da artı ve eksi enerjiler yaratıyor. Oluşan
bu artı ve eksi enerjinin birbirini yok etmesi beklenirken dış evrendeki titreşen sonsuz noktalardan
uygun faza sahip olanlarla birleşerek giderek büyüyor. Bu enerjinin bir kısmı uzay-zamana dönüşerek zaman hareket sıfırdan Planck zamanına ulaştığında (10^-44 saniye) evrenimizi
oluşturan bütün enerji ortaya çıkıyor. (Bu arada negatif enerjiye sahip olan kısma ne olduğu ile ilgili
çeşitli teoriler var. Bunlardan ilki pozitif enerjinin negatiften trilyon kere trilyonda bir fazla olduğu ve
bu fazlalığın evreni oluşturduğu yönünde. İkincisi de bizimle aynı özelliklere sahip bir anti-madde
evreninin varlığını kabul ediyor). Enerji bir yandan uzay-zamanın içinde trilyonlarca derece sıcaklık
olarak kendini gösteriyor. Sıcaklık iplik şeklinde titreşen enerji yoğunluklarına dönüşüyor. Artık
sonsuza yakın küçük nokta olarak evren oluşmuştur. Bundan sonra zaman akmaya, evren de
genişlemeye devam ediyor. Ancak titreşen ipliklerin gruplaştıkları için yoğunlukları her noktada aynı
değil. İpliklerin taşıdığı enerji, titreşim frekansları da aynı değil. Titreşim yönleri ve frekanslarına
göre daha sonra atomları meydana getirecek temel parçacıkları oluşturacak olan bu iplikler
genişleme sırasında farklı bölgelerde yoğunlaşıyor. Bu çok yoğun, az yoğun ortam arasında bir ilk
kuvvet oluşuyor. İplikler bir araya gelip temel parçacıkları oluşturdukça dört temel kuvvete
dönüşecek olan bu kuvvetten ilk ayrılan kütle çekim kuvveti oluyor. Daha sonra güçlü çekirdek
kuvveti, zayıf çekirdek kuvveti ve nihayet elektromanyetik kuvvet oluşuyor. Temel parçacıklar bu
kuvvetlerin etkisiyle binlerce yıllık bir süreçte ilk atomları oluşturmak üzere bir araya geliyorlar. Bu
arada evrenin genişleme hızı sürekli artıyor. Evrende her noktada zaman aynı akmıyor. Yine de ilk
genişleme anında zamanı sıfırdan başlatabiliriz.
Yıl: 80 Bin (13 Milyar 799 Milyon 920 Bin yıl önce). İlk atomlar oluşuyor.
Evrende ilk atomlar oluşmaya başlıyor. Sadece 80.000 yıl içinde evrenin %12’sini atomlar, %15’ini
fotonlar, %10’unu nötronlar ve geri kalan %63’nü de bizim için hala sır olan karanlık madde
dolduruyor. Evren milyonlarca yıl boyunca genişlemeye devam ediyor. İlk element olan hidrojen
atomları evrenin dört bir yanına yayılıyor.
Yıl: 1 Milyar (12 Milyar 800 Milyon yıl önce). İlk yıldızlar ve galaksiler.
İlk genleşmenin üzerinden bir milyar yıl geçiyor. Evrenin sıcaklığı genişledikçe düşüyor ve -200 C
derecelere iniyor. Hidrojen gazları kütle çekim etkisiyle birleşerek dev gaz bulutlarını oluşturuyor.
Bu bulutlar daha sonra gökadaların oluşmaya başladığı yerler. Bir araya gelip sıkışan atomların
sıcaklıkları milyonlarca C dereceye yükseliyor. Birikimin merkezinde sıcaklık ilk nükleer füzyon
tepkimelerinin başlamasına yetecek kadar yüksek. Birbiriyle çarpışan hidrojen atomları kaynaşarak
helyum çekirdeğine dönüşüyorlar. Oysa iki hidrojen atomunun toplam kütlesi bir helyum atomunun
kitlesinden daha fazla. Aradaki fark E=mc2 olarak enerjiye dönüşüyor. Bu enerji merkezden itibaren
diğer atomları titreştirerek birikimin yüzeyine ulaşıyor. Böylece ilk yıldızlar doğmuş oluyor.
Evren sonsuza yakın küçük bir noktadan genişleyerek 13 milyar 800 milyon yılda, ışığın bir ucundan
diğerine 93 milyar yılda ancak ulaşabildiği, bu nedenle bir kısmını görmemizin mümkün olmadığı
devasa bir yapıdır. Bugün itibariyle görülebilir evrene ait rakamlar:
10 Milyar Süper küme, 25 Milyar Galaksi grubu, 350 Milyar Büyük galaksi, 7 Trilyon cüce galaksi, 30
Milyar X Trilyon Yıldız, 300 Milyar X Trilyon Gezegen!
Bütün bu bilgilere, beynimizi, aklımızı, sabrımızı, araştırma yeteneğimizi, ve doğanın dili olan
matematiği kullanarak ulaşmaktayız.
Yıl: 2.5 Milyar (11 Milyar 300 Milyon yıl önce). Muhteşem Samanyolu oluşuyor!
Gök adalardaki yıldızlar belirli bölgelerde yoğunlaşarak birleşmeye büyümeye devam ediyor.
Ömrünü tamamlamış yıldızlardan nötron yıldızına dönüşüp belirli büyüklüğe ulaşanlar kara
deliklere dönüşüyor. Bu çok küçük ancak devasa kütleli karadelikler diğer yıldızları kendi
etraflarında toplayıp galaksileri meydana getiriyorlar. Galaksiler, evren genişledikçe birbirlerinden
uzaklaşarak daha stabil hale geliyorlar. İlk genleşmeden 2.5 milyar yıl sonra bu birleşmeler ve
toplanmalar sonucunda, bizim de daha sonra evimiz olacak olan, Samanyolu galaksisi oluşuyor.
Galaksimiz 200 milyar yıldız barındıran orta büyüklükte ve çubuklu sarmal bir yapıya kavuşuyor.
Yıl: 8 Milyar 800 Milyon (5 Milyar yıl önce). Güneşimiz doğuyor.
İlk patlamanın üzerinden 8.8 Milyar yıl geçiyor. Samanyolu galaksisinde avcı kolunun derinliklerinde,
galaksinin merkezinden 26 bin ışık yılı uzaklıkta patlayan bir süpernovanın bıraktığı gaz ve toz
bulutunda küçük bir yıldız doğuyor.. Kütle toz ve gaz bulutunun içinde dönüyor, döndükçe
etrafındaki kütleyi kendine çekiyor ve büyüyor. Yıldızın adı Güneş. Sıkışmadan dolayı çekirdeğindeki
sıcaklık 15.6 milyon C dereceye ulaşıyor. Bu sıcaklıkta rahatlıkla hidrojen atomlarının nükleer füzyon
tepkimesiyle helyuma dönüşmesi mümkün. Güneşin çekirdeği saniyede 600 milyon ton hidrojeni
helyuma çeviriyor. Ortaya çıkan nükleer enerji güneş yüzeyindeki sıcaklığı 5500 C derecelere kadar
çıkarıyor. İçinde bulunduğu ana kol ile birlikte galaksinin merkezi etrafında tam dönüşünü 250
milyon yılda tamamlıyor.
Yıl: 9 Milyar 300 Milyon (4 Milyon 500 Milyon yıl önce). Dünyamız doğuyor.
Güneşin etrafında bulunan göktaşları, kayalar ve toz bulutu, kütle çekim kuvveti sayesinde belirli
yörüngelerde toplanmaya başlıyor. Her yörünge diğeri ile ‘’kütle çekim kavgası’’ edemeyecek kadar
ama güneşten de kopamayacak kadar uzakta. Bu yörüngelerden 3.sünde biriken kayaların bizim
için hayati önemi var. Çünkü orası ileride dünyanın yörüngesi olacak. Ancak çok yakınlarında bir de
rakibi var. Daha önce ömrünü tamamlamış yıldızlardan arta kalan bir toz ve gaz bombardımanı
altında giderek büyüyen bu iki küre, büyüdükçe birbirlerine yakınlaşıyorlar ve sonunda çarpışıyorlar.
Devasa bir çarpışma bu. İki kütlenin birleşmesiyle yeni bir gezegen doğuyor: Dünya. Çarpışmanın
sonunda oluşan tepki kuvvetlerinin etkisiyle 150 bin km uzaya fırlayan kaya ve toz bulutları, aldıkları
ilk hız ile dünyanın etrafında dönmeye başlıyor. Bu uydunun adı: Ay. Döndükçe sakinleşen ve
soğuyan dünya ve uydusu ay diğer gezegenler gibi Güneş sisteminin birer parçası oluyorlar.
Zamanla yüzeye düşen göktaşlarının yoğunluk ve sayısı azalıyor. Tüm güneş sistemi ile birlikte
dünya da sakin ve nispeten daha dengeli bir sürece giriyor.
Yıl: 9 Milyar 800 Milyon (4 Milyar yıl önce). Dünyaya su ulaşıyor.
Dış gezegenleri aşıp gelen bir asteroit ve kuyruklu yıldız kuşağı dünyaya ulaşıyor. Bu kuşak yoğun bir
şekilde donmuş su içeriyor. Bir kısmı dünyaya çarparak gezegenimize bol miktarda su getiriyor.
Dünyanın yüzeyi daha da soğurken sıcaklık suyun bazı bölgelerde sıvı halde yüzeyde durmasını
sağlayacak aralığa iniyor. Diğer taraftan ilk zamanlara göre daha az olmakla birlikte yine de yoğun
yanardağlardan erimiş lavlar yeryüzüne çıkıyor ve gezegenin yüzeyi şekillenmeye devam ediyor. Bir
çok bölgede su, her türden mineral ve organik bileşiklerle yoğun bir çorba oluşturuyor.
Yıl: 10 Milyar 300 Milyon (3 Milyar 500 Milyon yıl önce). İlk canlı hücre oluşuyor.
Su ve kimyasallardan oluşan çorba milyonlarca yıl yoğun atmosfer altında milyonlarca voltluk
yıldırımlara maruz kalıyor. İlk organik genetik bileşikler bu ortamda oluşmaya başlıyor ancak çok
çabuk bozularak yok oluyorlar. Milyarlarca yıl yeniden bir araya gelip sonunda genetik materyalleri
taşıyan daha kararlı molekülleri oluşturmaya başlıyorlar. Ve nihayet 500 milyon yıllık denemelerin
ardından 3.5 milyar yıl önce bu organik molekülleri bir yağ tabakası sarmaya başlıyor. Böylece
etrafından izole, korunaklı ilk organik hücre oluşuyor. (Bu hücrelerin oluşumu laboratuvar
ortamında aynı koşullar yaratılarak 1950 li yıllarda kanıtlanmıştır). Bu hücre henüz kendini
kopyalayamıyor. Ancak doğa ‘kör bir saatçi’ olarak milyonlarca denemesine devam ediyor. Her
defasında öncekinden daha karmaşık ve daha uzun bir molekül zinciri oluşuyor. Bu hücreler aynı
zamanda genetik çorbada sürekli yüksek enerjili yıldırımlara ve güneşten gelen ışınlara maruz
kalarak mutasyon geçiriyorlar. Bu oluşum ve yıkım yıllarında farklı genetik materyallere sahip
milyarlarca hücre oluşup yok oluyor. Tıpkı denizin üzerinde yüzen bütün pet şişelerin kapaklarının
kapalı olması gibi bulunduğu koşullara uygun yetenekler geliştiren genler hayatta kalıp o koşullara
uymayanlar denizin dibini boyluyor.
İlk bakışta bir hücrenin, ilkel halinden itibaren milyarlarca yıllık oluşum sürecini görmek pek
mümkün değil. Ancak bilim insanlarının geliştirdiği çeşitli yöntemlerle, tıpkı evrenin derinliklerinden
gelen ışınların analiziyle bütün evrenin nasıl oluştuğu, haritasının nasıl olduğunu öğrendiğimiz gibi
canlıların da, genetik incelemeler, fosiller, eski çağlardan korunarak gelmiş kalıntılar ve daha bir çok
bilimsel yolla milyarlarca yıllık tarihini ortaya çıkarmak, dönüm noktalarında yeni türlerin ortaya
çıkışını haritalamak mümkün oldu.
Bugün bir canlı için diğer canlılarla bulunan ortak genleri, biyolojik özellikleri, yapısal özellikleri,
incelenerek, biyolojik sınıflandırmasını (taksonomi) yüzde yüz doğrulukta yapabiliyoruz. Bilimsel
olarak genel kabul görmüş en detaylı taksonomi basamakları: Âlem (regnum), Alt âlem
(subregnum), Üst bölüm/Üst şube (superdivisio), Bölüm/Şube (divisio), Alt bölüm/Alt şube
(subdivisio), Sınıf (classis), Alt sınıf (subclassis), İnfra sınıf (Infraclassis), Üst takım (superordo), Takım
(ordo), Alt takım (subordo), İnfra takım (Infraordo), Familya (familia), Alt familya (subfamilia), Oymak
(tribus), Alt oymak (subtribus), Cins (genus), Alt cins (subgenus), Seksiyon (sectio), Alt seksiyon
(subsectio), Seri (series), Alt seri (subseries), Tür (species), Alt tür (subspecies), Varyete, çeşit
(varietas),Alt varyete, (subvarietas), Form (forma), Alt form (subforma), Kültivar (cultivars).
İnsan için taksonomi basamakları: Domain: Ökaryotlar (Eukarya), Alem : Hayvanlar (Animalia) Şube:
Kordalılar (Chordata), Alt şube: Omurgalılar (Vertebrata), Sınıf: Memeliler (Mammalia), Alt sınıf:
Theria, Infra sınıf: Eteneliler (Eutheria), Takım: Primatlar (Primate), Alt takım: Haplorrhini,
Familya(Aile): İnsangiller (Hominidae), Cins: Homo, Tür: İnsan (Homo sapiens)
olarak sınıflandırılabilir
Yakın tarihlerde tamamlanan insan genom haritası çalışmaları sırasında 3 milyar yapı taşına sahip
olduğu düşünülen insan DNA’sının 100 binin üzerindeki genden aktif protein üreten 20 bin
civarında geni olduğu, geri kalanın ilkel bakteriden bu yana 3 milyar 800 milyon yıldır biriktirdiği
ancak dönüştüğü son hali olan homo sapiensin bu genleri kullanmadığı ortaya çıktı.
İlkel bir bakteriden homo sapiense giden evrimsel süreçteki dönüm noktaları, şaşılacak şekilde bugün anne karnında bir bebeğin, ilkel bakterinden başlayarak bütün genleri taradığı 9 aylık
süreçte, 3 milyar 800 milyon yıllık tarihinin dönüm noktaları, bir hücreye, çok hücreliye, solucana,
yüzgeçli deniz canlısına, ilk kara canlısına vs… sonunda insana dönüştüğü gözlemlenebiliyor.
Yıl: 11 Milyar 300 Milyon (2 Milyar 500 Milyon yıl önce). Bitkilerle yollarımız ayrılıyor.
İlk ilkel DNA’ya sahip hücreden sonra bir milyar yıldan fazla bir zaman boyunca ilkel bakteriler
denizlerde, etraflarında bulunan organik besinlerle beslenip bölünerek çoğaldılar. Bu besinler
tükenmeye yüz tuttuğunda içlerinde mutasyona uğramış olanlar güneş ışığını kullanarak kendi
besinlerini üretmeye başladı. Bu ilkel bakteriler bitkilerin atasıdır. Bu arada o zamana kadar çok az
bulunan serbest oksijeni fotosentezin sonucu olarak üretip arttırmaya başladılar. Aynı zamanlarda
yine mutasyonla oksijeni kullanarak şekeri enerjiye çeviren bir grup bakteri ortaya çıktı. Bu
bakteriler bölünme konusunda daha sofistike yetenekler geliştiren bakterilerle birleşerek ilk ortak
yaşamı ( simbiyoz) oluşturdular. Bu bakteriler de bütün hayvanların atasıdırlar. Oksijeni yüksek
verimde yakma kabiliyeti olan bakteriler bugün hücrelerimizde bulunan mitokondrilerdir.
Mitokondriler ilkel hallerinden neredeyse pek değişmeden bugüne kadar korunmuşlardır. Daha
sonra ortaya çıkacak olan eşeyli üreme sırasında da mitokondri dişinin ürettiği yumurta tarafından
hücreye aktarıldı.
Yıl: 12 Milyar 200 Milyon (1 Milyar 500 Milyon yıl önce). İlk bölünebilen canlılar ortaya çıkıyor.
İki milyar yıl boyunca basit tek hücreli canlılar değişimlere uğrayarak hayatta kalmayı başarıyorlar.
Sonunda milyonlarca olasılık içinde bu tek hücrelilerden bazıları çarpışarak kaynaşıyor ve genleri
birleşiyor. Bu ilk birleşme iki ebeveyn yaratıyor ve birleşen hücre kendini kopyalayarak bölünmeye
başlıyor. İlk ‘rastlantısal üreme’ başlıyor. Böylece yaşam sürelerince değişime uğrayarak daha da
karmaşık hale gelen genetik bilgiyi yeni hücrelere aktarıyorlar. Zamanımızdan 3.5 milyar yıl
öncesinde kazanılan bu yetenek artık organik hücrenin tam olarak CANLI olduğunun bir göstergesi.
Bundan sonra dünya üzerinde yaşayacak tüm hayvanların, tüm bitkilerin kökeni bu kendini
kopyalayabilen ilkel hücreye dayanıyor.
Yıl: 12 Milyar 800 Milyon (1 Milyar yıl önce). Farklı türlerin ortaya çıkışı.
Güneş sistemi ve yer kabuğundaki değişimler çok hızlı. Bu değişimler organik hücrelerde de yoğun
mutasyona ve buna bağlı çeşitliliğe yol açmaya devam ediyor. Bu mutasyonlar zaman zaman art
arda birikiyor ve bir aşamadan sonra hücrelerin farklı yönlere doğru evrilmesine yol açıyor. Oksijen
seviyesindeki artış da kullanılan enerjinin artmasına yol açtığından dolayı genetik patlamaya yol
açıyor (Kambriyen). Sonunda kaçınılmaz olarak ayrı türler oluşuyor. Günümüzden bir milyar yıl önce
hayat ağacı milyonlarca türe ayrılıp dallanmaya başlıyor. Bu türlerden sadece bir tanesi ileride bizi
oluşturacak.
Yıl: 13 Milyar 100 Milyon (700 Milyon yıl önce). Denizde yaşayan bir su solucanıyız.
Zamanımızdan 700 milyon yıl önce atalarımızı oluşturacak tür değişip farklılaşarak artık
okyanuslarda yaşayan, 7,5 cm lik bir su solucanıdır. Sinir sistemi, duyu organları olmayan,
görmeyen bu solucan hayatta kalmayı başarıyor.
Yıl: 13 Milyar 200 Milyon (600 Milyon yıl önce). Atalarımız görmeye başlıyor.
Karanlık denizlerde üremek bir yana, yırtıcılardan kaçıp hayatta kalmak bile çok zor. Evrimde
mutasyonlar eğer hayatta kalmayı desteklerse gelecek nesillere aktarılabilir. Önce deri üzerinde bir
nokta mutasyona uğrayarak ışığa duyarlı hale geldi. Artık karanlıkla, ışığı birbirinden ayırabiliyoruz.
Böylece kolay yiyecek bulabiliyor, avcılardan daha kolay kaçabiliyoruz. Daha iyi görenler uzun
zaman hayatta kaldığı ve daha kolay ürediği için doğal seçilim nesilden nesile görme yeteneğimizi
geliştiriyor.
Yıl: 13 Milyar 280 Milyon (520 Milyon yıl önce). İlk beyne sahip atamız.
520 milyon yıl önce ışığa duyarlı deri parçasının arkasında sinir hücreleri birikmeye başladı. Toplu
iğne başından daha küçük olan bu birikinti, gelecekte ne büyük mucizelere yol açacak olan ilk
beyindir. Milyonlarca yıl gelişen bu beyin basit kararlar verebiliyor, temel bilgileri işleyebiliyordu.
Ancak bizi derin denizlerde yaşayan Anomarokaris adındaki bir canlı tehdit ediyordu. O ana kadar
yaşayan türlerin %99’u bu yok oldu. Soyumuzun tükenme ihtimali yüksekti. Ama her defasında bir
yolunu bulup hayatta kalmayı başardık.
Yıl: 13 Milyar 425 Milyon (375 Milyon yıl önce) . İlk çene ve dişlerimizin çıkışı.
375 milyon yıl önce denizlerdeki yırtıcılarla başa çıkmak, beslenmek için ilk çene ve dişlerimiz oluştu.
Daha doğru söylemek gerekirse bu dişlere sahip olanlar hayatta kaldı, diğerleri giderek silindi. Evrim
sürecinde daha güçlü bir bedene sahip 30 cm uzunluğunda balığa dönüştük. Büyük yırtıcılar
karşısında hayatta kalmak için sığ sularda yaşamaya ve avlanmaya başladık. Bu sular daha az
tehlikeli olmasına karşın oksijen daha azdı. Milyonlarca yıl boyunca bu sularda az oksijenle ayakta
kalmaya çalışırken, ortama uyum sağlama yeteneklerimizi kullanarak diğer hiç bir balığın
yapamadığı bir şey yapmaya başladık: havayı solumaya. Mutasyonlar ve doğal seçilim havanın
içindeki oksijeni kullanmak için yeni bir organ olan akciğeri geliştirmemize yardım etti.
Yıl: 13 Milyar 435 Milyon (365 Milyon yıl önce). Karaya çıkan ilk atamız.
365 milyon yıl önce kafamızı sudan çıkardık. Soluk borumuzu kapatıp akciğerlerden solungaçlara
geçebiliyor, böylece hem suda hem karada nefes alabiliyorduk. Sonunda arkamızda bir bataklık
bırakarak bol yiyecek dolu karada yaşamaya başladık.
Karada derimiz güneşten korumak için daha kalınlaştı. İlerde tırnaklarımıza dönüşecek olan kuvvetli
pençelerimiz oluştu. Yumurtaların güneşte kurumaması için kabuklarının da sertleşmesi
gerekiyordu. Üreme yeteneğimiz de karaya uyum sağlayarak döllenmiş ve içinde embriyonun tüm
ihtiyaçlarını karşılayacak sert kabuklu bir yumurta oluşturduk. 340 milyon yıl önce artık tamamen
karada yaşayan ve çiftleşerek türünü sürdüren bir canlıyız. Havayı soluyoruz, kendi ağırlığımızı
taşıyabiliyoruz dış dünyadan pek çok bilgi ediniyoruz. Böylece beynimiz daha çok gelişiyor.
Yıl: 13 Milyar 520 Milyon (280 Milyon yıl önce). İlk Etçil atamız
Bir mutasyon çene kaslarımızı güçlendiriyor. Bu bizim yemeklerimizi çiğneyerek yememizi ve daha
güçlü olmamızı sağlıyor. Artık et yiyen güçlü bir canlı haline geliyoruz. Bir zamanlar rakibimiz olan bazı türler artık avımız oluyor.
Yıl: 13 Milyar 550 Milyon (250 Milyon yıl önce). İlk büyük felaket.
250 milyon yıl önce bugünkü Sibirya’da yer kabuğu çatlamaya başlıyor. Korkunç yanardağlar dizisi
magma tabakasından yer yüzüne çıkan lavlarla binlerce kmlik alanı dolduruyor. Bu felaket 500 bin
yıl sürüyor. Yer yüzüne yayılan milyarlarca ton karbondioksit atmosferde sera etkisi yaparak
güneşin sıcaklığını yer yüzüne hapsediyor. Sıcaklıklar bazı bölgelerde 100 C dereceyi buluyor. 50
milyon yıl boyunca canlılık tarihinin en büyük yok oluşu yaşanıyor. Bitkilerin büyük bir kısmı, bitki
yiyenler ve sonunda et yiyenler de dahil türlerin %95 i yok oluyor. Çok az tür bu güç koşullara ayak
uydurabiliyor. Bunların arasında biz de varız. Ve ilerde başımıza bela olan ancak bu yönüyle de şu
anki bizim oluşmamıza çok büyük katkı sağlayan dinozorları oluşturacak başka bir tür de var.
Yıl: 13 Milyar 580 Milyon (220 Milyon yıl önce). Dinazorların arasında kürklü bir kediyiz.
Volkanik patlamalar canlı türlerinin büyük bir kısmını yok edeli 30 milyon yıl oluyor. Felaket
başladığında bir sürüngendik. Şimdi ise Ettaminian isimli kediye benzeyen kürklü bir canlıyız. Bizim
gibi hayatta kalan diğer sürüngenlerden evrilen dinozorlarla başa çıkmak zorundayız. Bunların en
güçlüsü 1.5 metre uzunluğundaki Herrerasarus. Bu canavar bizden daha hızlı ve güçlü. Kaçmaktan
başka çaremiz yok.
Yıl 13 Milyar 630 Milyon (170 Milyon yıl önce). İlk erkek cinsiyeti, Y kromozomu ortaya çıkıyor.
Çok çeşitli üreme yöntemleri geliştiren hayvanlar, dinazorların yaşadığı dönemde kloak denilen
idrar, dışkı, sperm, yumurta kanalının birbirine sürtülmesi ile dölleniyordu. Bugün de kuşların bir
kısmı aynı yöntemi kullanmaktadır. Günümüzden 170 milyon yıl öncesindeki atamız olan kediye
benzer bir canlının mutasyonla dönüşmesi sonucu, milyonlarca yıl var olan X kromozomunun bir
kısmı değişerek Y kromozomunu geliştirdi ve ilk erkek cinsiyeti ortaya çıktı. Y kromozomu ilk
zamanlarda 1400 civarında genden oluşmaktayken giderek yok olan Y geni sayısı, günümüzde 23
tanesi aktif olan 86 gene kadar düşmüştür. Buna karşılık X kromozomu 10 kat daha fazla gen içerir.
Bir grup bilim insanı erkek cinsiyetinin önümüzdeki bir milyon yıl içinde yok olacağını öne
sürmektedir.
Yıl: 13 Milyar 730 Milyon (70 Milyon yıl önce). Tüm memelilerin atası; bir kır faresi.
Milyonlarca yıl sonunda hayatta kalmak için doğal seçilim desteği ile sürekli küçülüyoruz. Böylece
yakalanmamız zorlaşıyor. Avlanmamak için duyularımız keskinleşiyor. Daha çok geceleri ortaya
çıkıyoruz. Artık bir dinazor bizi görmeden onu görebiliyor, duyabiliyor ve kokusunu alabiliyoruz. Son
keşfedilen fosiller gösteriyor ki, 70 milyon yıl önce 5 cm uzunluğunda, 250 gram ağırlığında kır
faresine benzeyen bir canlıydık. Beynimizin içinde neokorteks denen yeni bir yapı gelişiyor. Burası
karmaşık düşünceleri analiz etmemize ve tepki göstermemize olanak sağlayan bir bölge. İlerde bir
gün bize hayal etmeyi, yaratma ve iletişim kurma gücünü verecek. Dinazorların tehdidi sayesinde
gelişen güçlü duyulara ve gelişen beyne sahip olduk. Neslimizi dinazorlardan korumak amacıyla
canlı yavrular doğurmak üzere evrildik. Ter bezlerimiz meme bezlerine dönüştü. İlkel hücreden bu günkü insana giden yolda bu fare çok önemli bir dönüm noktası. Zira o, bu gün 4 binden fazlamemeli türünün atası.
Yıl: 13 Milyar 735 Milyon (65 Milyon yıl önce). İkinci büyük felaket sahnede.
Dinozorların saltanatı 165 milyon yıl sürdü. 65 milyon yıl önce Meksika’ya bir göktaşı düşene kadar
hiçbir şey onları alt edemedi. Düşen asteroidin etkisiyle Parçalanmış kayalar ve tozlar tüm
gezegenimizi sardı. Küçük memelinin hayatta kalması için tek kurtuluş yolu toprağı kazarak içinde
yaşamasıydı. Duman ve kül güneş ışınlarını engelliyor, sıcaklık giderek düşüyor ve bitkiler ölüyordu.
İlk önce Dinozorlar yokoldu. Felaket zamanlarında en büyük darbe daima daha büyük canlılara
oluyor. Onların onların daha çok besine ihtiyacı var. Dinazorların sahneden çekilmesiyle canlılık
alemi sessiz sakin bir ortama kavuştu. İlk önce böcekler ölü artıklarla çoğalıp çeşitlendi. Bizim
atamız ise 15 cm uzunluğunda böcek yiyen bir canlıya dönüşüyor.
Yıl: 13 Milyar 750 Milyon (50 Milyon yıl önce). İlk primat atamız.
Büyük felaketten 10 milyon yıl sonra çeşitlenen ağaçlarda yaşamaya ve bol meyvelerden
faydalanmaya başladık. Artık primatların ilk atası olan ve 56 milyon yıl önce yaşayan bir canlıyız.
Felaket sonrasında oluşan yeni, dünyaya tam olarak uyum sağlamayı başardık. Ama dünya yeniden
değişmek üzere. Aşırı sıcaklık değişimleri 10 milyon yıl boyunca ormanları yok ediyor.
Yıl: 13 Milyar 780 Milyon (20 Milyon yıl önce) . İki ayağı üzerinde yürüyen Aditicus Amigus
Ormanlar küçülüyor, yiyeceklere ulaşmak zorlaşıyor. Doğal seçilim yine iş başında. 17 milyon yıl
önce kuyruğumuz giderek kısalıyor ve yok oluyor. Artık ağaçtan ağaca atlamak yerine uzanarak
yiyeceğe ulaşıyoruz. Yeryüzünde koşullar yeniden değişmeye başlıyor. Yerin dibinde Afrika ve
Arabistan levhaları ayrılıyor ve ve Doğu Afrika boyunca 5600 km uzunluğunda sıradağlar oluşuyor.
Hint Okyanusundan gelen yağmurları bu sıra dağlar engelliyor. Kurak mevsimler uzuyor ve ağaçlar
daha da seyrekleşiyor. Artık 120 cm uzunluğunda, 36 kg ağırlığındayız. Portakal büyüklüğünde bir
beynimiz var. Ağaçlar seyrekleştikçe beslenmek için ilk defa iki ayak üzerinde yürümeye başlıyoruz.
Besinlere yürüyerek ulaşabiliyor, ayakta durarak bu sayede ellerimiz serbest kalıyor. Böylece kıt
olan besinlere daha kolay ulaşabiliyoruz. Zamanımızdan 5 milyon yıl öncesindeyiz, taklit
edebiliyoruz ve öğrenebiliyoruz.
Yıl: 13 Milyar 790 Milyon (10 Milyon yıl önce). Yavrularına uzun yıllar eşlik eden; Austurala Petikin
1,8 milyon yıl boyunca vücudumuz daha hızlı ve daha çok yürüyebileceğimiz şekilde evriliyor.
Sığınak, yiyecek, eş bulmak kolaylaşıyor. Ancak doğurmak zorlaşıyor. Daha dar bir pelvis ile bebek
dünyaya getirmek için bebeklerin daha küçük kafalı olması gerekiyor. Evrim daha kolay ayakta
durmak için pelvisi küçülttükçe doğan bebeklerin kafalarını da küçültüyor. Bu ise uzun yıllar
ebeveynlerin bebeklere bakması ve onları korumasını gerektiriyor. Beynimiz bir greyfurt
büyüklüğünde ve artık sürekli iki bacağımız üzerinde yürüyoruz.
Yıl: 13 Milyar 797 Milyon 500 Bin (2,5 Milyon yıl önce). İlk alet yapan canlı; Homo Habilis Büyük yırtıcılar karşısında vücut olarak daha savunmasız hale geliyoruz ancak doğal seçilimin çene
kaslarımızı küçültmesi ile boşluk bulan beynimiz giderek daha da büyüyor ve sonraki bir milyon yıl
boyunca iki katına çıkıyor. Böylece 2,5 milyon yıl önce becerikli bir işçi olan Homo Habilis’e
dönüşüyoruz. Tamamen yeni bir tür canlının insanın ilk örnekleriyiz. Yalnız yaşıyor ve ne bulursak
onu yiyoruz. Avlanmak için sivri taşları kullanmaya başlıyoruz. Alet yapabilen ilk canlı türüyüz. 3
milyar yıl süren evrimin ardından doğayı değiştirmeye başlayacak beyin gücüne kavuşuyoruz. Alet
yaparken ve kullanırken baş parmaklarımızı daha seri kullanmaya başlıyoruz. Bu günlerde cep
telefonlarından mesajlar yazan baş parmaklarımızın hüneri o günlerin bir eseri.
Yıl: 13 Milyar 798 Milyon (2 Milyon yıl önce). İlk insan; Homo Erektus!
2 milyon yıl önce, avlanmak için zekasını kullanan Homo Erektus’ a dönüşüyoruz. Artık daha sosyaliz
ve türümüzün diğer üyeleri ile birlikte yaşıyoruz. İlk defa ateşi kontrol edip yiyeceklerimizi
pişirmeye, karanlıkta yolumuzu atel ile bulmaya başlıyoruz. Ayrıca karanlığın tehlikelerinden ateşin
etrafında toplanarak korunuyoruz. Büyük aileler halinde daha kolay avlanıp ayakta kalıyoruz. Pişmiş
etin çiğrenmesi de kolay. Daha önce çiğ etleri çiğnerken kullandığımız dişler kısalıyor ve bazıları yok
olmaya başlıyor. Bu gün bile bu yok oluş yirmi yaş dişleri olarak devam ediyor ve %35 in bu dişleri
artık çıkmıyor. Beynimizin boyu 30 cm ye ulaşıyor. Erektus o ana kadar yaşayan en zeki ve en sosyal
canlı. Bu işbirliğinde birbirimizle iletişim kurmamız ön plana çıkıyor.
Yıl: 13 Milyar 799 Milyon 700 Bin (300 Bin yıl önce). …Ve karşınızda Muhteşem Homo Sapiens!
Sadece 300 bin yıl önce Homo Sapiens olarak sahneye çıkıyoruz. Birlikte yaşamanın bir sonucu
olarak birbirimizle daha iyi iletişim kurmaya çalışıyoruz. Buna doğal seçilim de yardım ediyor.
Değişik sesler çıkaracak şekilde gırtlak ve ağız boşluğumuz evriliyor. Bundan 150 bin yıl önce ilk
sözcükleri söylemeye başlıyoruz. Konuşmak bilgi aktarmak için en büyük aracımız. Artık 3.3 milyar
yıllık hayatta kalma mücadelemizin son halkasına ulaştık. Eşit şartlarda karşılaştırıldığında dünyada
en büyük beyne sahip canlıyız. Araç gereçlerimiz, konuşma yeteneğimiz ve üstün zekamızla bütün
kıtalara yayılıyoruz. Geriye dönüp baktığımızda şimşeklerin altındaki çorbanın içinde o tek hücreden
bu güne kadar başımıza gelen küçük bir olay, bir ayrıntı değişseydi öykümüzü anlatmak için burada
olamayacaktık.
Fuat Sezer 〽️
Yazının hazırlanmasında;
https://tr.wikipedia.org
https://evrimagaci.org
başta olmak üzere internet literatürü,
‘Evrenin Çocukları Yaratılışın Öyküsü’, Prof. Dr. Ali Demirsoy.
‘Hayatın Kökleri İlk Canlılar Nasıl Oluştu’, Mahlon B. Huagland.
‘Gen Bencildir’, Richard Dawkins
”Mankind Rising – Where do Humans Come From, NS-2012 Belgeseli.”
Mankind Rising – Where do Humans Come From


