30 Haziran 2014 tarihinde yazmışım bu yazıyı.
Son zamanlarda iyice kafayı takmış olduğum dünyanın demokrasi açmazını iyi anlatan bir örnek diye bir kez daha paylaşmaya değer buldum. Böylece yazıyı kaybetmemeyi de umuyorum.
Oyun Teorileri
Çipras nam politikacının başrol oynadığı son Yunan draması akıl sahipleri için derslerle dolu. Çıkarılacak yığınla ders arasında bence en görünür olanı, sade ve sade olduğu kadar şu somut gerçek: Kişiler gibi ülkeler de ayağını yorganına göre uzatmak zorunda. Başkalarının parası ve emeği ile gelen refah kalıcı olmuyor, olamaz. Dünyadaki likidite bolluğundan son on yılda aşırı yararlanmış Türkiye’nin o bolluk darlığa dönüşürken aklında tutması gereken derslerden biridir bu.
Çok nesnel ve somut bu gerçek, sık unutulsa bile, pek de iyi bilinmeyen bir şey değil tabii. Benim bu dramadan çıkardığım esas ders son perdede geldi. Alacaklılar Çiprasa karşı öneri sunuyorlar ve o buna yanıt vermek yerine tek yanlı olarak yani bu kararını alacaklılarla paylaşma gereği duymadan bir emrivaki (daha) yapıyor, bütün dünyaya referandum kararını açıklıyor. Üzerinde aylardır tartışılmış ve taraflar arasındaki farkın birkaç santimetreden ibaret olduğu inanılır çevrelerce söylenen pakete referendumda halkın hayır demesini istediğini de hemen ilan ediyor.
Alacaklılara ödeme yapılmaması halinde, ülkenin iki gün içinde iflasa düşeceğini elbette biliyor; ülkede kaos çıkacağını, bu kararın dünya ekonomisinde fırtına yaratacağını da bilmeyecek durumda değil. Bu sonuçları tercih etmesi ise bence normal koşullarda söz konusu bile olamaz. O halde, çözüme o kadar yaklaşmışken yeni önerileri tartışmak yerine aniden ve daha sonra Avrupa Konseyi Başkanı’nın ‘ihanete uğradık’ diye sızlanmasına hak verdirecek biçimde referanduma gitme kararını öylece ilan etmesi neden? Demokrasi aşkından elbette, diyorsanız… Bence yanılıyorsunuz… Sadece bu kadar da değil. Büyük bir ihtimalle yığınla pazarlamacı ve politikacının tersine oyun teorisinden, müzakere tekniklerinden benim gibi siz de yeterince nasiplenmemiş olmalısınız. Çipras’ın yanında Maliye Bakanlığı koltuğunda oturan gıcık olduğu kadar karizmatik diye bilinen yakışıklı zat gibi büyük bir oyun teorisyeninden feyz almadığımız ise kesindir. Kısacası, yığınların çıkarını oyun teorisi çerçevesine oturtmak bizim ve sizin gibi normal insanların aklına gelmiyor. İhaneti, daha doğrusu bu çok yönlü tehdit ve oldu bittiye getirme oyununu aşka bağlamamız ve öyle anlamamız da ondan sanıyorum. Dahası sonraya demiştim dün.
Şimdi yazmaya devam ediyorum.
Oyun neresinde ki bu olanların diye soruyorsanız, bence her yerinde. Çipras alacağı tavizleri cömert bir traşla alarak mutlu sona ulaşmaya santimetreler kalmışken neden ülkesinin ve dünyanın başına bela açacak şekilde davrandı? Çünkü varılan uzlaşma siyasi hayatını bitirecekti. Seçimlerde sattığı hayal öylesine genişti ki, müzakerelerde kabul etmek zorunda kaldığı tasarruf önlemlerinin seçmenlerinde büyük hayal kırıklığı yaratacağı kesindi. Taviz vermeyeceğim demişti, vermekten başka çaresi ise yoktu. Çünkü Avrupa’nın Yunanistan’ı sonsuza kadar beslemesi akla sığar gibi değildi. Zaten paket netleştikçe, partide çatlak sesler çıkmaya başlamıştı. Peki, onun oyun teorisi gereğince ve muhtemelen bilinçli bir biçimde tırmandırdığı bu kriz onun siyasi hayatını bitirmeyecek mi? Belki bir süre sonra bitirecek, belki de önemli veya üçüncü derecede bir figür ya da figüran olarak politik hayatta kalmayı sürdürecek Çipras. Onun ve oyun teorisi uzmanlarının yüzünden Yunanistanın uzun bir süre için Kömür Ocağında Kanarya gibi suskun kalacağı ve ülkede herşeyin eskisinden besbeter olacağı kesin. Dikkatlerden kaçmaması gereken bir şey daha var: Çipras siyasal ömrünü uzatmak için komşu ülkedeki otokratların izlediği taktikleri izliyor, onların oynadığı benzer oyunları sergiliyor: duygu sömürüsü yapıyor, maneviyatçı söyleme baş vuruyor. Masum ve kurban rolü oynuyor. Yakında din ve milliyetçilik alanına dalarsa hiç şaşmayın. Şimdi sarıldığı dal ise demokrat görünen politika esnafının Dünya’nın her yerinde tepe tepe kullandığı bir başka maneviyat alanı: halkının onuru ve gururu. Ben gururumuzu korudum, diyor satır aralarında. Batı bizi aşağıladı, diyor. Hakarete uğradık, diye tekrarlıyor sık sık. Eh, gururu olan halk da ekmeksiz kalsa da onu korur artık.
Bunları söyledi durdu ve dün akşam, yeni bir kurtarma paketi istedi alacaklılardan.
Gururundan herhalde. Önerdiğinin tersine sandıktan evet oyu çıkarsa istifa edecekmiş.
Onurundan herhalde.
Sorun nerede peki?
Açıkça söylenmeli: demokrasinin beşiğinde bile bilinçsiz bir halkla iyi ve doğru işlemiyor demokratik sistem. Çünkü faziletli ve üretken bireylerin sistemi demokrasi. Ucuz politikacıların peşine günahkarlara cennet vaat ettiklerinde bile düşmeye her an hazır ilkesiz ve lümpen kitlelerin rejimi değil. Sistemin ağır sakatlığı ise bütün risklerin ve yüklerin oy kullanmaları tarif gereği olanaksız olan gelecek kuşaklara sürekli olarak aktarılması.
Son söz: Çağımızda samimiyetsizlikten mi doğuyor her derin hastalık?
1 Temmuz 2020


