Neden Çok Partili Demokrasiye Geçmek Zorundaydık?

Son on yolda ve malum nedenlerle kendi kendime sorup sorduğum bu sorunun yanıtını iki sene kadar önce sevgili dost Enis Uras’ın verdiği kitapta (Çetin Yetkin: Karşı Devrim) yer alan bilgilerden çıkardım.

Konuyu daha iyi anlamak için biraz daha araştırdım bugün. O kitapta yer alan bilgilere dayanarak çıkardığım yanıta esas olan dayanakları başka kaynaklarda da bulup emin olmak istedim. Evet, birçok makalede de aynı bilgiler var.

Ama birincilik ve ödül Vikipedi’nin.
Çünkü çok partili döneme geçişin önemli bir nedeninin ikinci dünya savaşı sonrasındaki uluslar arası ortam olduğunu birkaç cümlede şöyle belirtmiş:

İkinci Dünya Savaşı sonucunun bu döneme geçişte önemli rolü vardır. İkinci Dünya Savaşını tek partili, tek liderin tüm yetkilere sahip olduğu faşist rejimler kaybetti. Savaşı kazanan iki taraftan bir tanesi Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Fransa gibi çok partili demokrat devletler ve kazanan diğer taraf ise Sovyetler Birliği gibi tek partili sosyalist devletler oldu. Dünya’da iki siyasi kutbun oluştuğu bu dönemde Türkiye ile Sovyetler Birliği’nin arası bozulmaya başladı. 1945 yılının Mart ayında, iki devlet arasında 1925’de imzalanmış dostluk ve tarafsızlık antlaşmasının yenilenmeyeceği Stalin yönetimi tarafından ilan edildi.

Ardından antlaşmanın yenilenmesi için Sovyetler Birliği boğazlarda üs ve doğuda toprak talebinde bulundu. Türkiye 22 Ağustos ve 18 Ekim 1945 tarihlerinde bu talepleri tamamen reddetti. Türkiye, Sovyetler Birliği’nin agresif politikalarına devam etmesinden dolayı ABD’ye yakınlaşmak durumunda kaldı.

ABD, Türkiye’ye siyasi ve ekonomik destek verebilmek için Türkiye’nin çok partili sisteme geçmesini şart koşuyordu. CHP, “Millî Şef” unvanlı tek parti rejimini, çok partili demokrat devletler savaşın üstünlüğünü ele alana kadar korumuştur. Sovyetler Birliği’nin tehditleri sonucu Türkiye’nin zor durumda kalması, Türkiye’nin batı ittifakına katılımını mecburi bir duruma getirdiği değerlendirmesi yapıldı ve CHP yönetimi çok partili sisteme, demokrasiye geçiş kararı aldı. Bu konu hakkında dönemin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı “Amerika yardımlarının hedefi bu memleketlere demokrasiyi (çok partili sistemi) yerleştirmek” cümlesini de kurdu.[1]

İsmet İnönü, San Francisco Konferansı’na katılacak olan diplomat Feridun Cemal Erkin’e şöyle dedi “Amerikalılar çok partili demokrasiyi ne zaman kuracağımızı sorabilirler, şöyle cevap verirsiniz; Savaş bitince bu amacı gerçekleştirmek Cumhurbaşkanı’nın en aziz arzusudur” [2]

Kısacası, bu bir tercih değildi.
Rus tehdidi karşısında batı paktında yer almaktan başka bir seçeneği yoktu İsmet Paşanın. Bu arada, SAN Fransisco Konferansı Bşrleşmiş Milletlerin kuruluşuna yönelik çalışmalarla ilgiliydi ve Türkiye ön görüşmelerden sonra davet edilmişti. Ülke sınırlarının saldırganlara karşı korunması BM hedefleri ve kuralları içinde yer alıyordu. Dış yardım almanın yanı sıra ve belki de ondan önce yoklukla boğuşan ülkenin Cumhurbaşkanjna bu da cazip gelmişti.

Son olarak, tetikleyici ve belki belirleyici rol oynayan bu dış etkenin yanı sıra yığınla iç etkenin de çok partili düzene geçişe katkısı olduğunu kabul etmek gerekir, diye düşünüyorum.

Bir nokta daha:
Çok partili hayata erken geçişin bugünkü yıkıma yol açan temel etken olduğu yönünde bir görüşüm de var. Oluşan geri siyasi kültür, yıkıma yol açtı.
Fırsat bulursam ayrıntılı olarak yazarım.
16 Kasım 2022

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir