HER İNSAN HATIRLAMALI: MELAMET HIRKASI
Melamet hırkasını giyenin insanlığı üşümezmiş.
Nedir bu hırka, melamilik nedir?
Melâmilik; ‘Ben hiçim Allah var’ demektir. Melâmi nefsini yenendir.
Anadolu’da tarikat şeyhleri gurur ve kibire kapılınca onlara muhalif olarak kurulmuş eski bir
tarikattir.
Melâmilik tüm dünya nimetlerinden vazgeçerek, kendini kınayıp kınatarak, her türlü şan şöhret
itibardan ve mevkiden vazgeçerek yaşamayı seçmek ve bu yoldan geçerek olgunlaşmaya çalışmayı
gaye edinir.
Melâmilik varılacak nokta değil, o noktaya varmak için geçilen kapıdır.
Melâmet hırkası ise; ibadet de gizli kabahat de/inanç da formatında bir anlayışa meyil vermiş
olanların hırkasıdır. Dışardan gözlemlendiğinde kimsenin, bu anlayışa bağlı insanların Allah
yolunda bir yaşam sürdüklerini anlaması mümkün değildi. Zira, böylesi bir imaj için kendilerince hal
ve hareketler geliştirmişlerdi. Misal, yasak emirleri yapar görünmek gibi.
İşte melâmet hırkası da kendini gizlemek için giyildiği varsayılan imgesel bir hırkadır.
§§§§
Mütevazı hayatımın, bu denli tefessüh etmiş bir toplumsal döneme rastlamasından dolayı ne
mutsuzum, bilemezsiniz.
Elbet de bu düzen eskiden de ahlâksızdı; ama şimdi ahlâksız kere ahlâksız!
Burayı yönetenlerin öyle bir üslupları var ki, ülkeyi ağıl, kendilerini çoban, bizleri de koyun kadar
görüyorlar.
Ne acı ki, çoğunluğun bu durumdan memnun, karşı çıkanın da tutarsız ve darmadağın olduğu bir
toplumsal süreç yaşanıyor.
Ertuğrul Günay, bu hâli bir twitinde, “bu iktidar bırakıp gitse, yerine geçecek parti yok” diyerek
tanımlıyor.
Atatürk’ü siyasal malzeme yapmanın ötesine geçmesi pek mümkün olmayan CHP, hâlâ onun
resmini asacak duvar arıyor.
CHP’nin iç meselelerden kafasını kaldıramadığı böyle anları fırsat bilen AKP’nin havuz medyası, bu
sefer de parti sözcüsü Selin Sayek Böke’nin Hıristiyanlığını devreye sokarak, itibarsızlaştırmadaki
çakallık rolünü utanmazca üstleniyor.
Üstelik bunu, Müslüman bir toplumdan gelmenin yeryüzünde zerre kadar itibarının kalmadığı;
örneğin, çeyrek yüzyıl önce adlarını zorla değiştirmeye kalkarak asimile etmeye çalışan Jivkov
rejiminden kaçarak Türkiye’ye sığınan ama sonradan hayal kırıklığına uğrayarak çoğu tekrar
Bulgaristan’a dönen soydaşlarımızın, Avrupa’da Türklük ve Müslümanlıklarını saklamak için, şimdi o
Bulgarca isimlerini artık kendi rızalarıyla kullanmayı tercih ettikleri bir sırada yapıyorlar.
Hâlbuki Türkiye, iki asırdır süren Batılılaşma sürecinden hızla vazgeçerek, bedelini mutlaka
ödeyeceği bir Erdoğan otoriterizmiyle, Ortadoğululuğa yönelmiş bulunuyor.
Tüm toplum, şehitlerin naaşları ve maaşları üzerinden yapılan ve kara kalabalıkların sadece şovence
duygularını kanırtmayı amaçlayan resmî bir propagandanın medyatik illüzyonu altındadır.
Güvenlik güçlerinden dokuz kişinin öldüğü gün bile ülke psikolojisinin, buranın “neden vatan
olmaktan çıktığı” sorgulanacak yerde, “yeniden vatan yapmak için” o uğurda ölmeye dair
güzellemelerin yapılabildiği bir kıvama getirildiği görülüyor.
İnsan kanıyla sulanan topraklar, çağımızın değerleri bakımından, orayı “vatan” yapmaz.
Mezbaha yapar.
Ne ki, Türkiye, her evden dizi dizi tabutlar çıkmadıkça, Hanya mı, Konya mı, pek uyanacağa
benzemiyor.
Kürtler, Mezopotamya’nın diğer bölgeleri de dâhil, ayrı bir devlet kurarlar mı, bilmiyorum; ama bu
yanlış politikalar yüzünden, olmayacağı varsa bile olacakmış gibi görünüyor.
Fakat ne öylesine, ne de böylesine hiç kimse sevinmesin.
Uygarlığa açılan kapılardan geçmedikçe, Ortadoğulu hiçbir seçenek çözüm olamayacaktır.
Namık Çınar 2016 yılında Taraf’da yazmış.

