Konyaklı Süt ve Komplo Teorileri: Moris Levi

Himalaya dağlarının tepesindeki bir Budist tapınağında başrahip ölüm döşeğindeydi. Bütün
keşişler yatağın etrafında toplanmışlar liderlerinin son yolculuğunu rahat geçirebilmesi için
çırpınıyorlardı. Avrupadan gelmiş bir keşiş sıcak süt vermeyi denedi ama başrahip nedense
sütün tadını beğenmedi. Bunun üzerine süt dolu bardağı mutfağa geri götürdü, ne
yapacağını düşünürken aklına yanında taşıdığı matarasındaki konyak geldi ve süte biraz
konyak attı, tekrar başrahibin yanına gitti.
-Bu yeni alınan ineğin sütü hocam, bir de bunu deneseniz, dedi.
Başrahip zorlukla konyaklı sütten önce bir yudum içti, dudaklarını yaladı, sonra bir yudum
daha içti derken sanki can çekişen o değilmiş gibi fincanı bir dikişte bitirip bir fincan daha
istedi. İkinci fincanın ardından üçüncü fincanı istedi.
Birkaç dakikada üç bardak “süt” yuvarladıktan sonra gözleri parlamaya başlayınca ondan
gözlerini ayırmayan öğrencileri heyecanla hocalarına yaklaştılar. Belli ki ilahi bir mesaj
almıştı. Öğrencilerden biri cesaretini toplayıp sordu.
-Hocam aşikar ki nirvanaya ulaşmak üzeresiniz, lütfen bize de yol gösterin, yolumuzu
aydınlatın.
Başrahip ciddi ciddi öğrencilerine baktı. Dünyanın en gizli sırlarından birini verir gibi
konuştu:
-Evet, size son bir öğüt vermeliyim! Bu yeni alınan ineği sakın satmayın.
——-
O gece Himalayalardaki o dağın tepesinde süt azıcık konyakla karışında belki çok daha
harika bir tat vermiş olabilir, ne var ki her şey süt değil! Yığınla güzellik vardır ki onlara
eklenecek şeyler değerlerini düşürür, dengeleri bozar. Hakikatler böyledir. Onları anlatır
veya yorumlarken eğip bükerek, onları aldatıcı giysilerle donatarak “Komplo teorileri’’
üretmek dünyanın dengesini bozabilir. Bu tür teoriler, üzerlerine saçma kılıflar giydirilmiş,
akla ziyan yorumlar katılmış belalardır. Ne yazık ki kitleler sıkıntılarının nedenini kendi
dışındaki bir yerlere bağlamak ister, bu yüzden halk çoğunlukla aldanmaya fazlası ile
yatkındır. Dünyanın her yerinde, kitlelerin anlam arayışını ve korkularını kullanan ve
kendilerine “Stratejik analist” “Araştırmacı yazar” ve bunlar gibi görkemli sıfatlar takan
modern zaman şaklabanları vardır. Duydukları veya uydurdukları komplo teorilerini, çok
bilmiş ifadelerle birbirlerinin sözlerini kese kese ballandıra ballandıra ve tam bir inançla
anlatırlar ve aslında hiç bir şey değilken güya önemli adam oluverirler.

Ger3)ten de içine başka şeyler eklenince bozulup zararlı hale gelen yığınla şey vardır, ama
içinden asla eksiltilmeyecek şeyler de yok mudur? Evet! Örneğin eğitimin içinden eksiltme
yapılınca kötü oluyor! “Bonne pour l’orient” (Doğu için yeterlidir)** eğitim müfredatı ile 19.
Yüzyılda orta doğu ülkelerinden pek çok öğrenci yetiştirildi. Bu da ne yazık ki kötü neticeleri
olan bir tür stratejik kandırma idi.
İnsanlar nasıl oluyor da bu tür oyunlara, aldatmacalara kanarlar?
2019 Yılında çevrilmiş olan Örümcek Adam filminde bir replikte şöyleydi: “ Kendi kendilerini
zaten sürekli kandıran insanları kandırmak çok kolaydır.” Galiba insanlar olmayacak şeylere
her zaman inanma / kanma eğilimindedir. Anlaşılan insan kendi kendini saçma sapan bir
şeye inandırınca yaşam denen bilinmezi daha kolay çözdüğünü sanıyor, öylesi daha güvenli
ve ilginç geliyor, böyle kendi acizliği ile yüzleşmeye gerek duymadan keyifli bir anlam
bulabiliyor.
1749 yılında Londra gazetelerinden birinde ilginç bir haber çıktı. Kraliyet Tiyatrosunda ertesi
akşam 9 ‘da gösteri yapacak olan bir sihirbaz, seyirciler arasında maske takan herkese bir
kez bakıp ismini ve yaşını söyleyecekti, ayrıca elinde bir baston sallayarak bir orkestranın
çalabileceği bir müziği çalabilecek, bir anda ölü ya da diri bir başkasının görüntüsünü
alabilecek ve ardından bir şarap şişesinin üzerine tırmanacaktı.
Ertesi gün saat 7 de tiyatronun bulunduğu sokak kalabalıktan girilmez haldeydi. Bütün
biletler satıldığı gibi bilet bulamayınca zorla kapıdan içeri girmek isteyenler bile oldu. Ne var
ki, saat 9 da ‘sihirbaz gelmedi’ denerek paralar iade edildi. Aslında Montague Dükü ile Lord
Chesterfield bahse tutuşmuşlardı. Dük, insanların yalan habere aldanmaya her zaman hazır
olduklarını iddia etmiş ve sonuçta Lord’un yüksek tutarda parasını almıştı. İşin bir yanı da o
geceki güya gösteri için bilet almış olan hiç kimse bundan bahsetmedi, şikayet olmadı.
Ne denir ki? Herkesin kandığına kulak asmayıp her bilgiyi ve haberi makul bir kuşku ile
sınamaya kalktığımızda da yadırganıyor, sinir bozucu oluyoruz. İnsanlar -bize baktıklarındakendi eksiklikleri ve korkuları ile yüzleşiyorlar ve kendilerini sorgulamak yerine bize
öfkeleniyorlar. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” derler, bilirsiniz. Sürüye
kapılmamak, hakikate sadık ve kitlelere aykırı kalabilmek için de kendimize, aklımıza,
bilgimize, mantığımıza ve değerlendirme yeteneklerimize çok güvenmemiz ve çokça da kafa
yormamız gerekiyor…
———
Not1: Toplumlar neden komplo teorilerine kolayca kapılırlar?
Sokağa çıkma yasağı başladığından bu yana gün içinde yaptığım en keyifli şeylerden biri de
dünyanın bir ucunda sabah sporunu yapmakta olan oğlum ve dünyanın öbür tarafında
akşam yemeğini hazırlamakta olan kızımla aynı anda internet üzerinden sohbet etmek.
Geçenlerde oğlumla uzun uzun “komplo teorilerini” tartıştık. O sohbet sayesinde ulaştığım
sonuçlar şunlar;

1-Komplo teorilerine kolay inananlar / kapılanlar sanıldığının tersine sadece cahil,
okumamış, dar çevreden insanlar değiller. İkinci Dünya savaşı öncesi Hitler’in pompaladığı
saçma sapan komplo teorileri yüzünden heyecana kapılıp cinnet geçiren Alman halkı, o
dönemin en eğitimli ve birikimli halkı idi. İnandığında kendini huzurlu hissettiği bir komplo
teorisi vardır birçok insanın.
2-İnsanların çok önemli bir bölümü hem tutucudurlar hem de nevrotiktirler (evhamlı),
üstelik değişiklikten korkarlar / hatta sevmezler oysa yaşam sürekli değişir. Bu da
insanlarda bir çeşit öfke yaratır. O öfke yöneleceği suçluların arayışına geçer.
3-İnsanların büyük kısmı çeşitliliği da sevmez. Benzerliği, homojenliği bozacak her türlü
düşünce ve hareketi bir yerlerden kaynaklanmış saldırı gibi görenler çok sayıdadır.
4-Hal böyle olunca, komplo teorileri insanların önüne fast food gibi geliyor. Ne yazık ki
eğitim sistemleri, disiplinler arasındaki bağları ve etkileşimleri halen yeterince analiz
etmiyor. Çok iyi öğrenim görmüş olsa bile çoğu kişi ne tarihsel dönemler ve ne farklı
coğrafyalar perspektifinde düşünebiliyor; ne de diğer bilimler ile tarihi karşılaştırmalı olarak
analiz edebiliyor. Bunu yapmak çok yorucu olmanın ötesinde sağlam bşr donanım ve altyapı
gerektiriyor. Demek istediğim insanlar yaşamı çok faktörlü bir olasılıklar silsilesi olarak
değil, tek bilinmeyenl denklem gibi görmek istiyorlar. Komplo teorileri bu ihtiyacı rahatlıkla
karşılıyor.
5- Bütün inançları etkilemiş olan Zerdüşt dinini de suçlu bulanlar var. Daniel Pipes isimli bir
bilim adamı Zerdüştlüğe göre “iyilik” e karşı sürekli entrika yapan “Kötülük” algısının pek
çok insanda halen canlı ve çok güçlü olduğunu belirtmiş.
Bana “Keşke öykü toplayacağına komplo teorisi toplayıp yazsaydın. Daha popüler olurdun”
diyenler var:)
Not 2: “Bonne pour l’orient” (Doğu için yeterlidir) ibaresi ile verilmiş diplomalar ne yazık ki
bütün bir coğrafyayı en az 100 yıl kötü yönde etkilemiştir. Doğudan batıya öğrenim görmek
için gitmiş olan pek çok kişi , analiz, sınama ve sorgulama yöntemlerinden uzak tutularak
temel / veya maksatlı yönlendirmeye yönelik bilgilerle yüklendirilip ülkelerine gönderildiler.
“Az bilgili” aldanma yönünden cahilden bile daha tehlikelidir. Hele hele “bilmiyorum”
demenin düşkünlük / zayıflık olarak addedildiği kültürlerde bilerek saptırılmış “Azaltılmış
bilgi” kuşaklar boyunca insanlığa büyük zararlar verdi.
Moris Levi

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir