Ülkenin en önemli ihtiyacı kitlenin acilen rehabilitasyonu, sevgili hanımlar beyler. Böyle dan diye açıkça söylemek ne denli akıl işidir, hangi halk dalkavuklarını nasıl kışkırtır, pek bilmem ama dürüstçe söylemek gerekiyor ki gerçek budur: Bizim kitle çok sağlam bir
rehabilitasyondan geçmedikçe biz adam olmayız. Anlayan anlamıştır. Aristo’dan Eflatun’dan haberdar olanlar zaten öteden beri benzer şeyleri mırıldanır. ‘Akrep gibisin kardeşim’ derken Nazım da aynı yaralı parmağa tuz basar. Açıklamakta fayda var: Rehabilitasyon bir uzmanlık işi. Hastalık ya da travma ile yitirilmiş olan nörobilişsel sistemi düzeltmeyi yani normal sinirsel işleyişi insana yeniden
kazandırmayı amaçlar.
Halin berbat ve gidişin berbattan da kötü olduğu herhalde ispat gerektirmiyor. Durum ortada. On yıllardır her gün biraz daha daralan bir çukurda aşağıya doğru kayıyoruz, diyelim ki patinaj yapıyoruz. Bu rezil çöküşün asıl ve esas sorumlusu ise ne ali ne veli. Son yüz
yıldaki düzinelerce badirelerle travmalarla pusulasını iyice şaşırmış olan kitleler. Eden de o, ettiren de. Öyleyse kitlenin rehabilite edilmesi hakikaten şart.
İyi de, kim yapacak bu işi?
İlk büyük soru bu ve ötekiler gibi gayet kapsamlı bir cevap gerektiriyor. Öyle bir cevabı denemek bile buranın boyunu, yazarının çapını aşar. Küçük bir hikaye şimdilik işimizi görür, diyerek anlatalım. Birkaç gün önce Amerika’dan Amazon Bilişim Merkezinde bir haber patladı. Yüzlerce bilgisayar mühendisinden biri, yeni yetenekler kazandırmak için üzerinde epeydir çalıştığı robotik bilgisayarın insansı tepkiler verdiğini, küçük bir çocuk gibi duygular özlemler dile getirdiğini firma yetkililerine bildirmiş. Ayrıca kamu oyuna da açıklamış.
Gazetelere göre, fişinin her an çekileceği korkusundan bir türlü kurtulamıyormuş robotçuk. Tabii büyük bir fırtına kopmuş. Sır açıkladı diye hemen mühendisin işine son vermiş şirket. Bilişimle epeyce içli dışlı bir dostumla dün telefonda sohbet ederken aklıma gelince onunla haberi paylaştım. Şaşırmadı hiç.
-Hep diyorum, kimse inanmıyor, adım adım dünyanın sonu geliyor, dedi.
-Ama robotun haklarını korumak bir avukat tutacağını onun ölmesine izin vermeyeceğini de söylemiş mühendis. Yani robotun duyguları olduğu meselesi gerçek olmayabilir, belki de aşırı çalışmaktan mühendisin algısı bozulmuştur. Mümkündür, değil mi?
-Bence değil, diye kesip attı. Ben ona şahsen inanıyorum, diyerek itiraz etti. Makinalar her şeyi öğreniyor artık.
-Ama insanlar bir türlü öğrenemiyor.
-Yoo.. İnsanlar da çatır çatır öğreniyor her şeyi. Baksana, makinadan insan yapmayı bile öğreniyorlar. Sen bizimkilere takılıp da aldanma. Aslına bakarsan , her makina da öğrenemiyor.
-Haklısın. Yani sen, mühendisin rehabilitasyona ihtiyacı yok, diyorsun.
-O kadar kesin demem. Haddimi bilirim ben. Belki o da, robot da biraz hastadır, ama bence asıl hasta olan Amazon yetkilileri.
-Onlar da mı hasta? Neden yahu, dünyayı yönetiyor adamlar.
-Yönetiyorlarsa sağlıklıdırlar deme, sakın.
-Manyak mıyım yahu, demem tabii.
-Yönetip de ağır derece hasta olan nice adamlar gördük biz. Akıl hastanesinde olmaları gerekirken..
-Boş ver onları şimdi, diye kestim. Telefonlar dinleniyormuş. Başımıza iş açma.
-Bir tek telefonlar mı? Yerin bile kulağı var derlerdi eskiden, şimdi çiplemek moda.
-Boş ver de mühendise gel sen, neden mümkün değil?
-Ben ona sempati duydum. İşini iyi yapmış, besbelli hassas bir insan. Amazon yetkilileri ise kesin hasta.
-Neden ama? Makinadan insan yaratmaya çalışacak kadar büyük günah işledikleri için mi?
-Ne alakası var yahu? Kinayeyi bırak şimdi. Adamın işine son vermişler. Bedenen camız gibiolsalar da bence kafaları son derece sakat. Para hırsı hasta etmiş onları. Bir an için suskunluk olduğunda aklıma geldi.
-Sence biz de hasta mıyız?
-Bence herkes hasta, hasta olmadığını sanan da en azından bu yüzden hasta.
Aşırı bir genellemeydi bu. Bana kalırsa en hasta olan her şeye herkese teşhis koymaya kalkışan bizim gibi insanlardı belki de. Ona bunu söylemek ise hiç hoş olmazdı. Ben bunları düşünürken uzayan suskunluğu bizimkinin gülüşü bitirdi. O anda aklımdan geçenleri aramızdaki yüzlerce kilometreden okumuş gibi adeta cevap verdi bana.
-Hatta hepimiz hastayız kardeş, deyince günah veya suç işlerken iş üstünde yakalanmışım gibi tuhaf hissettim. Koptum sohbetten, karşılıklı dileklerle kapadım telefonu.
Demiştim, umarım ilk soruya küçük bir hikaye, yaraya tam merhem olmasa da şimdilik işimize yarar.
Gelelim ikinci soruya.
-Hangi yetenekleri kazandıracağız?
Düşünmek, diyenlerin yazının devamını okumasına gerek yok. Öğrenilebilir bir illet olmadığını herkes bilir bunun.
Üçüncü soru:
-Nasıl kazandıracağız?
Onu kim rehabilite edecekse o bilecek, sanırım.
Dördüncü soru:
-Nerede rehabilite edeceğiz?
Bu soruya çeşitli cevaplar geliyor aklıma. Yazmadan geçsem olmaz: Okulda, camide,tarlada, fabrikada, devlet dairelerinde, karakolda..
Yazının tam burasında, kitleler nerede rehabilite edilmeli sorusunun cevaplarını yazarken, sabahın erinde telefon çalıyor, karşımda yine bizim bilişimci dost. Tamamen selamsız sabahsız dalıyor.
– O kadar uzun etme Nuriciğim. Okula camiye öğretmene imama, muhtara politikacıya siyasetçiye hiçbirine hiç mi hiç gerek yok. Hastadan doktor mu olurmuş.
-Nasıl yani, diye kekeledim.
-Yanisi şu. O kadar yorma kafanı sen. Kimseye lüzum yok. Taksime beş dar ağacı kur, her gün üç beş adam sallandır. Bir aya kalmaz, kitlelerin rehabilitasyonu tamamdır. Nerden bileyim herifin beynime uzaktan çip taktığını.


