17 Haziran 2012 tarihli yazım.
Bu kitabı satın alalı epeyce oldu.Evde bir yana koymuşum, sabah ne okuyayım diye bakınırken o elime geldi. Şahane bir şey.
İki saatlik bir sürede, şu fikirleri edinmemi sağladı:
1. Bilinen iki kayıp kıta var: Mu ve Atlantis. Biri Amerika’nın batısında, öbürü doğusunda. Yani, bizim uygarlığımız ilk uygarlık değil.
2. Bizim ve bizden önceki kadim uygarlıkların temelinde Mu uygarlığının etkileri izlenebiliyor. Son birkaç bin yıl içinde oluşan dinlerdeki motifler, menkibeler ve genel vizyon ile MU uygarlığınınki arasında birçok ortak unsur var.
3. Arkeoloji inanılmaz ölçüde büyük bir sabır ve hayal gücü gerektiriyor. Hiyeroglifin orijini olarak görülen Mu tabletlerinde kullanılmış yazı, devasa bir merak ve öyle bir hayal gücü olmaksızın çözümlenemezdi.
4. Mu uygarlığı konusunu ortaya atan bir öyle bir sabra ve hayalgücüne sahip bir albay:
James Churchward. Sanırım 1920’li yıllarda, bir rastlantı sonucunda ilk MU tabletine rastlıyor, konunun peşine düşüyor ve kitap hayranlık uyandıracak bir netlikte MU uygarlığını ortaya koyuyor.
5.Atatürk MU uygarlığına ilişkin çalışmaları öğrenmek için (belki böylece genç cumhuriyetin ve devletin tarihsel temelini oraya kadar indirecek bulgulara ulaşmak amacı ile) Meksika’ya bir diplomat gönderiyor. Tahsin Mayatepek, Albay’ın Mu uygarlığına ilişkin çalışmalarını Gazi’ye rapor ediyor. Albay’ın eserleri Türkçe’ye çevriliyor, kendisi Anakara’ya davet ediliyor. Ancak, sağlığı nedeniyle Albaya gelemiyor. Mu uygarlığı meselesinin 1930’larda, yeni devlete ruh arayan yöneticilerimizi epeyce meşgul ettiğini hissediyorum.
Son söz:
Son on yıldır, ‘gelecek yerin dibinde ve göğün dibinde,’ diyorum ben hep. Yeniden dünyaya gelsem, Astronomi veya Arkeoloji öğrenirdim. Tabii, gelecek kaygısı duymayacak bir düzende yaşıyorsam veya böylesi bir talihle birlikte gelmişsem bu acaip dünyaya.
Eh, sıcak bir pazar sabahı için bunca hasat, bence hiç de fena sayılmaz:)
Ne dersiniz?


