SOĞUK YILLAR
Eski yıllarda ısınmalar duvarlarda yer alan ocaklar, genellikle odun yakılan teneke sobalar, kömür
yakılan kuzineler veya aşağıdaki mutfak ocağından artan odun közünün teneke mangallara
konulduktan sonra odanın ortasına getirilip ellerini uzatan insanların avuçiçlerini birbirine sürterek
ısınmaya çalışmasından ve dolayısıyla pek de ısınamamasından ibaretti. Şimdiki gibi iliklerine kadar
ısınmak ahşap evlerde mümkün değildi ve öyle bir kültür yoktu, gerek de yoktu zaten. Vücut o
sıcaklık derecelerine alışkın olmadığı, mutfak ve tuvaletler genellikle dışarıda olduğu için içeri dışarı
girip çıkmalara vücut sıcaklık farkının çok olmaması gerekirdi. Aşağıdaki daban altında hayvan
bağlanır, onun tavanı insanların oturdukları odanın tabanıdır aynı zamanda. Üç santim kalınlığında,
otuz santim eninde, kullanılan ağacın boyuna göre uzunlamasına tahtalardan yapılmış, tahta
aralarından rüzgar ve soğuğun girdiği, hatta rüzgarlı havalarda çatıda doğru düzgün akşap bir tavan
da olmadığı için ortaya serilmiş kilimin zaman zaman esen sert rüzgarla havalandığı ve rüzgarın
kiremitlerin hemen altındaki derme çatma tahtalar arasındaki boşluktan gökyüzüne karışıp gittiği
bir gerçekti. İnsanlar sıkı giyinir, üzerlerine birşeyler örtünüp otururlar, vücutları öyle alıştığı için
bugünküler gibi de üşümezler ve sık hasta da olmazlardı. Dönem soğuk yıllardı, kuru ayaz insanı
keserdi. Saçaklardan buzlar sarkar, su saatlari donmasın diye çuval ile sarılırsa da, dondan boruların
patlama riski önlenemezdi. O yıllarda ocak kenarlarına evin yaşlıları bağdaş kurarak oturur,
sırtlarına birer yaygı alırlar, önleri ısınır arkaları donar, zavallılar üşürler ama fazla odununda yanıp
gitmesine kıyamazlar, artan kömürü külün içine gömerek sıcaklığı korumaya çalışırlardı. Ocağın
üzerine konulan sacayaklarının üzerlerine güğüm konulur, namaz vakitleri yaklaşınca güğümdeki su
sarı pirinçten ibriklere aktarılır. Evlerin üst katlarında çeşme olmadığı için ve hatta daha eski yıllarda
eve borularla gelen su olmadığı için, yaşlı üşümesin ve aşağıya kadar yorulmasın diye evin genci
omuzunda havlusu, bir elinde sıcak su dolu ibrik ve onun özel leğeni, diğer elinde sabun ve altlığı
olmak üzere ihtiyara yaklaşır, önünde eğilerek onun önce yemek sonrası ibrikten eline su dökerek
elini yüzünü sabunlayıp durulamasına yardımcı olur, artık su gene pirinç leğende birikir. Daha sonra
abdestini alıp, ayaklarını da leğende yıkayan yaşlıya (gerektiğinde yaşlı eğilemediği veya kendisi
yıkayamadığı için evin genci el ve ayaklarını yıkayıverirdi) havlu ve ayak bezi tutarak temizlenme
faslını bitirirlerdi. Havlu tutulmadığı zamanlarda ocaktan gelen aleve karşı el ve ayaklar uzatılır,
kurumaları sağlanırdı. Annelerimizin anlattığı kadarıyla; kasabada elektriğin olmadığı yıllarda, ocağın
kenarlarını kapan yaşlılardan veya evin erkeğinden dolayı ateşe uzak kalan evin kadınları ve
çocukları ortaya getirilen mangalın etrafında toplanır, yanan bir tane idare veya gaz lambasının
ışığında kadınlar iğne oyaları yapar ve yünler örer veya kooperatif döneminde çıkrık çeker, iplik
eğirir, çocuklar da yere uzanarak ders çalışmaya uğraşırlarmış. Böylece yıllar geçer, yere uzanıp ders
çalışan çocuklar büyür, bir ömür bir diğerine fasılasız devredermiş. Süleyman Bezci


