“BİREYSEL VE TOPLUMSAL REÇETEMİZ” başlıklı yazımda, birey ve toplum olarak yaşadığımız
sayısız sorunun temelinde eleştirel düşünme becerimizdeki eksikliğin önemli bir yer
tuttuğundan söz etmiştim.
“Eleştirel Düşünce” dizisinin 1. Bölümünde sizlerle, beynin işlevine dair bazı bilgiler
paylaşacağım.
Beynin yapısını tanımanız, ileride işleyeceğimiz birçok konunun temelini oluşturacak.
Biz insanlar, çita gibi hızlı koşamayan, yunus gibi suyun altında yaşayamayan, kartal gibi
uçamayan, kürksüz, pençesiz, fiziksel gücümüze bağlı olarak kısmen değişmekle birlikte +60
C veya -40 C çevre sıcaklığında – korunmasız olduğumuz takdirde- kısa bir süre içinde ölen,
havasızlığa ortalama 3 dakika, susuzluğa 3 gün, gıdasızlığa 3 hafta dayanabilen oldukça
güçsüz varlıklarız.
Neyse ki bizler, gelişkin özellikleriyle hayatta kalmamıza yardım eden çok güçlü bir organa,
insan beynine sahibiz.
Beynimiz sayesinde giysiler, barınaklar, otomobiller, denizaltılar, uçaklar üretiyor,
hastalıkları teşhis ve tedavi ediyor, doğanın karşımıza çıkardığı engellerle başa çıkmaya
çalışıyoruz.
Ancak bu en güçlü aracımız, beynimiz kusursuz bir organ olmaktan oldukça uzak!
Fevkalade karmaşık ve değerli özellikler taşımakla birlikte, çok uzun bir evrimsel süreçte,
zamanla birbirinin üzerine eklenen parçalardan oluştuğu için, önemli işlevsellik sorunları
taşımakta.
Bunu şöyle düşünün:
Amacınız yalnızca internette gezinip günlük haberleri okumak, sosyal medyada zaman
geçirmek. Eski bir bilgisayarınız var ve sürekli yavaşlıyor, donuyor. Bunun için çok büyük
harcamalar yapmanıza gerek olmadığından, bazı yeni parçalar ekleyerek bilgisayarınızı
amaca uygun hale getiriyorsunuz. Şimdi daha iyi!
Ancak bir süre sonra, bilgisayar oyunları ilginizi çekmeye başlıyor. Ne yazık ki bilgisayarınız
bu performansı sergileme gücünden yoksun. Yeni bir bilgisayara yatırım yapmak sizi
zorlayacağından, yine eski bilgisayarınıza bazı eklemeler yapmayı seçiyorsunuz. Ekran kartı,
RAM, vs.
Bu kez karşınıza bilgisayar dilinde “dar boğaz” denen sorun çıkıyor. İşlemciniz ile ekran kartınız aynı düzeyde performans göstermiyor; işlemciniz yavaş kaldığından ekran kartınızın
hızına yetişemiyor…
Benzer şekilde evrimsel süreçte de, sürüngenlerden memelilere, insansılardan (Hominoidea)
bize uzanan yaşam zincirinde, her halkada ihtiyaca binaen gelişen beynin yapıları birbirinin
üzerine ekleniyor.
Bize akılcı ve mantıklı düşünme, hayal etme, analiz-sentez- planlama yapma, empati
hissetme ve ahlaklı olma gibi becerileri kazandıran insan beynimiz, kafatası boşluğumuzu
sürüngen ve memelilerden miras aldığımız kımıl kımıl ilkel içgüdüler, bilinçsiz dürtüler,
kontrolsüz duygularla dolu eski beyin parçalarıyla paylaşıyor.
Sürüngen, eski memeli ve modern insan beyinlerinin bir arada yaşamaya ve işbirliği
yapmaya çalıştığı bu yapıya “üçlü beyin” adını veren ilk kişi Amerikalı doktor ve sinirbilimci
Paul MacLean.
Üçlü beyin modeline göre kafatasımızın içinde –kaba tasnifle- üç beyin bulunuyor:
1. İlkel Beyin ( Sürüngen Beyni )
2. Limbik Sistem ( Eski memeli Beyni )
3. Neokorteks ( Yeni memeli Beyni )
Beyni çok basitleştirmekle birlikte beyin fonksiyonları hiyerarşisinin anlaşılmasını oldukça
kolaylaştırdığından, hastalarımı kaygı bozuklukları ve depresyon konusunda bilgilendirirken
bu modelden yararlanıyorum. “Endişesiz İlaçsız” kitabımı okuyanlarınız da, ilgili bölümü
hatırlayacaktır.
Bu üç beynin her birinin detaylarını ve aralarındaki uyumsuzluğun bizleri nasıl da kolayca
saçma dikkatsizliklerden anlamsız korkulara, karasevdadan şiddete, yanlış eşlerden yanlış
işlere sürüklediğini, ilerleyen bölümlerde anlatacağım.
Eleştirel düşünme beceriksizliğimizin biyolojik izini sürmeye devam edeceğiz…


