Dört grafikle Türkiye ego-nomisi

Yok, yok yanlışlıkla yazılmış değil.
700 milyar dolarlık ekonomimiz artık bir kaç kişinin kişisel tercih, öncelik ve duyarlılıklarına göre
yönetilen, gerçeklerle kavga eden, ayar veren, had bildiren, sopa gösteren bir “egonomiye” evirilmiş
durumda. O nedenle “Türkiye egonomisi” diyorum!
Çok üzgünüm. Özellikle 35 yaş altındakiler için üzgünüm. Gelecek on yılları geçmiştekilerden farklı
ve zorlu olacak.
Henüz 2018 krizinin yaraları sarılamadan Covid-19 geldi. Bu hem dünya hem bizim için maalesef
“mükemmel fırtına” gibi görünüyor. Ülkedeki yönetişim standardımız bu olunca endişeler daha da
derinleşiyor.
Küresel durumun vahametini kavramak için ABD’deki işsizlik verisine bakmak yeterli… 2009-2020
yılları arasında yani son 11 yılda ABD ekonomisinde yaratılan istihdam son bir ayda hemen hemen
tamamen kaybedildi. Dört haftada 22 milyon kişi işsiz kaldı! Ötesi var mı?

Ekonomi Bilim Kurulu düşünülebilir
Durum açık: Bu çok zorlu bir süreç… Ne kadar süreceği belirsiz… Bütünlükçü, bilimsel ve pro aktif
bir “ekonomi yönetişimi” gerektiriyor. Şimdi egonominin hiç zamanı değil. Zira egonomi güven
vermiyor, veremiyor.
Aylardır tekrar ettiğim gibi “Sağlık Bilim Kurulu” uygulamasına benzer “Ekonomi Bilim Kurulu”
oluşturulması faydalı olabilir.
Ekonomide makro tedbirler kadar mikro tedbirlerin geç kalınmadan devreye sokulması gerekiyor.
Bir “terzi özeniyle” sektör, hatta şirket bazında farklı destekler için çalışılması lazım.

Minnet etmemek mümkündü
Aslında küresel finans kapitale karşı kuyruğunu dik tutan, kimseye minnet etmeyen, ülke
kaynaklarına gözü gibi bakan bir ekonomi yönetişimi olamaz mı? Neden olmasın? Olabilir tabii.
Daha doğrusu olabilirdi. Nasıl mı?
Basit olarak ifade edersek son on yılda yapılanların tersini yapsaydık olurdu! Cari açık vererek
büyürken 333 milyar dolar net dış borç taşıma noktasına gelmeseydik mesela…
Neyse, şimdi o kısmı geçelim, zira memlekette büyük bir yangın var. Yangını söndürmek zaman
alacak. Önce kontrol altına almak gerekiyor…

Grafikler “acil kaynak” diye bağırıyor
Aşağıdaki grafikler kısa vadede yüzleşmemiz gereken “ekonomik gerçekleri” gösteriyor. IMF mi olur,
başka büyük Merkez bankaları mı olur, başka bir kanal mı olur, dışarıdan kaynak girişine ihtiyacımız
olduğu net.
Böyle olağanüstü bir süreçte, bir yıl içinde çevrilecek 168 milyar dolar borç varken eliniz
kuvvetliymiş gibi davranmanın maliyeti büyük olabilir.
Buyurun grafiklere bakalım:

Fazlaca bir şey demeye gerek yok bu grafikte. Kırmızı 7, yeşil 21 günlük hareketli ortalama… 2018
başından bu yana Merkez Bankasının rezervleri böyle seyrediyor. Yılbaşından bu yana rezerv kaybı
çok hızlanmış durumda. 37 milyar dolarlardan 14 milyar dolarlara indik… Çöküş Ocak’ta başladı.
“Acil dış kaynak ihtiyacının” en öncelikli nedeni…
***

Bu da bütçe açığının seyri… Gördüğünüz gibi Marttaki açık son yıllardaki en büyük açık. Biliyor
musunuz “dahilde alınan katma değer vergisi” eksi 4 milyar 891 milyon bakiyeyle geldi. KDV tahsilatı
ödemesinden az… Kırmızı alarmın daniskası! Nisan muhtemelen Marttan çok daha kötü gelecek.
“Acil dış kaynak ihtiyacının” ikinci nedeni!
***

Bu da işsizliğin son yıllardaki seyri… Genç işsizlik hepten vahim… Üstelik bunlar daha Ocak verisi!
Nisan’da maalesef çok daha yukarılardayız.
**

Hiç unutmuyorum. FED Ekim 2019’da yeniden para musluğunu açmaya karar verdiğinde Türkiye’ye
para gelecek diye sevinenler olmuştu. Grafiğin en sağ tarafında gördüğünüz gibi yabancılar 15-16
haftadır hem hisse hem tahvil satıyorlar. Sistematik bir satış bu! Yani para gelmediği gibi
muhtemelen çıkıyor. Bu da “acil dış kaynak ihtiyacının” üçüncü nedeni…
Evet, grafiklere bakarsak durum ciddi… Kaynak ihtiyacı var ve dışarıdan para gelmiyor.
Bundan sonraki seçimi iktidar yapacak. Ya “egonomi” ısrarını sürdürecek ve bedelini hep beraber
ödeyeceğiz. Ya da “ekonomiye” geri dönecek ve hasarı en aza indirmeye çalışacak.
Bir süre sonra da sıra siz vatandaşların seçimine gelecek.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir