İSLÂM’IN ALTIN ÇAĞINI YARATANLAR
Hz. Muhammet’in vefatından sonra İslam Dünyasına, Eş’arilik ve Selefilik egemen olmuştur.
Bu iki akım veya mezhep, aşırı derecede bağnazdı. Abbasi Halifesi Memun döneminde ve
Miladi 833 yılında, bir tür çeviri bürosu niteliğinde olan “Beytü’l Hikme” oluşturulmuş; Yunan
filozoflarının yapıtları Arapçaya çevrilerek, antik Yunan kültürüyle sağlam bir bağ
kurulmuştur.
Dolayısıyla 833 yılından sonra, İslam’ın altın çağını: Cabir bin Hayyan, Harizmi, El Kinde, El
Cahiz, Belazuri, Farabi, er-Razi, İbni Sina, Biruni, İbni Rüşd gibi pozitif bilim insanları
yaratmış; ne yazık ki, bu bilim insanları, yaşadıkları çağda zındıklıkla suçlanmıştır
.
Ancak 1060’lı yıllara gelindiğinde, İslam Dünyasında irili ufaklı 50’den fazla mezhep
bulunuyordu. İşte bu yıllarda, Büyük Selçuklu Hakanı Alpaslan’ın baş veziri Nizamü’l Mülk;
kendisi ve devlet erkânı Sünni Hanefi mezhebinden oldukları için, diğer mezhepleri ortadan
kaldırmak ve dinde birliği sağlamak amacıyla, Nizamiye Medreselerini kurmuştur (1067).
İlk medrese Nişapur’da, ardından da peş peşe Belh, Herat, Rey, İsfahan, Basra, Tus ve Musul
kentlerinde Nizamiye Medreseleri kurulur. Nizamü’l mülk öldürülmeden önce, 1091 yılında
bu medreselerin başına Gazali’yi (1058-1111) getirir. Ne var ki bağnaz nakilci (Vahiyci) lerle,
akılcılar arasında süregelen savaşım, nakilcilerin başarısıyla son bulunca; İslam’ın altın çağı
da, XII. yy. da son bulmuştur.
Bu bağnaz ve tahammülsüz oluşumun başını çeken İmam Gazali, ulemayı ve devlet ricalini
arkasına alarak; İslâm Dünyasının bin yıllık geleceğini dizayn etmiştir. İşte bugün, İslâm
Âleminin yaşadığı anarşi ve kaosun, bu oluşumun sonucu olduğunu söyleyebiliriz.
…..
İÇKİYİ YASAKLAYAN, KUR’AN OLMAYIP HADİSLERDİR
Kur’an’da içki sözcüğü, net olarak 4 ayette hamr ve seker olarak yer alır:
“Sana içki ve kumarı sorarlar. De ki: İkisinde de, büyük günah ve insanlara faydalar vardır.
Fakat günahları, faydalarından büyüktür…Bakara-220”
Düşünebiliyor musunuz? İçki hem günahı, hem de faydayı bünyesinde barındırmaktadır. Bu
ayetle, açık bir yasaklama getiriliyor denemez. Eğer getirmiş olsaydı, diğer ayetlere gerek
kalmazdı.
“Hurma ağaçlarının meyvelerinden, üzümlerden içki yaparsınız, güzel bir rızk elde edersiniz.
Nahl- 67”
Bu ayette de, yasaklama olmadığı gibi, tersine içki “güzel bir rızk” olarak nitelendiriliyor.
Dolayısıyla, güzel bir rızk olarak nitelendirilen bir nesnenin, yasaklanması söz konusu bile
olamaz.
“Ey inananlar! İçki, kumar, tapınmak için dikilmiş taşlar, fal için kullanılan oklar, şüphe yok
ki şeytan işi pisliklerdir. Maide- 90”
Bu ayette ise, ne haramlık var, ne de günah keyfiyeti. Şeytan işi pisliği, günah veya haram
olarak yorumlamak, akla ziyan.
“Ey inananlar! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünupken gusledene kadar, namaza
yaklaşmayın. Nisa- 43”
Bu ayet de, yoruma veya akıl yürütmeye gereksinim göstermeyecek denli açık. Ne deniliyor:
Eğer sarhoşsanız, ayılıncaya dek namaza yaklaşmayın; ayılıp kendinize gelince de, namazınızı
kılın!
Ulemanın bu konudaki reddiyesi hazır; “Tanrı dinsel bir kuralı, inanırlarını alıştıra, alıştıra
yerleştirmek istiyor.” Böylesine akıl dışı ve sığ bir gerekçe; ancak bizim ulemaya yaraşır.
Düşünebiliyor musunuz? Yüce Tanrı içki yasağını getirirken, ümmetini düşünüyor da; her
nedense, kölelik konusunda aynı hassasiyeti göstermiyor.
Aslında içkiyi yasaklayan hadislerdir. Örneğin “Kim dünyada şarap içer, sonra da tövbe
etmezse, kendisine ahrette cennet şarabı haramdır. Sahih-i Buhari. C-1, Hadis no: 1927” veya
“Sarhoşluk veren tüm içecekler haramdır. a.g.e. Hadis no: 1930” denilerek, sözümona kesin
hükümler getirilmiştir.
Bir de şu olaya bakalım! Hz. Ali anlatıyor: “Bir gün develerimi, ensardan bir kimsenin kapısı
önünde çöktürdüm…meğer Hamza bin Abdülmüttalip, develeri çöktürdüğüm bu evde,
şarkıcı bir kadınla şarap içiyormuş. Şarkıcı kadın: Ey Hamza, şu semiz develere bakmaz
mısın? diye başlayan kasideyi okuyunca; Hamza hemen kılıcıyla develere atılıp hörgüçlerini
kesti, böğürlerini yardı, sonra da ciğerlerini aldı.
Beni dehşete düşüren bu manzarayı hayretle seyrettim. Sonra da Allah’ın Peygamberine
vardım. Yanında Zeyd bin Harise vardı. Kendisine durumu anlattım. O, Zeyd ve ben hemen
yola çıktık. Birlikte Hamza’nın yanına girdik, Resulullah kızgınlığını belirtti.
Bunun üzerine Hamza bakışlarını yukarıya dikti ve:
“Sizler, atalarımın kölesinden başka nesiniz,” dedi. Bunun üzerine Resulullah onun sarhoş
olduğunu anladı ve geri çekilip, yanından ayrıldık. Bu hadise, içki yasağından önce olmuştu.
a.g.e. Hadis no: 1099”
Müsteşrikler, Hz. Hamza’nın öldürülmesinden sonra içki yasağının başladığını ileri sürerler.
…
PROF. MUSTAFA ÖZTÜRK’ÜN, TARİHSELCİLİK TEOREMİ
.
(Sonuç olarak, Kur’an’da hüküm vardır; ilk nazil olduğu günkü gibi aynen uygulanır; Kur’an’da
hüküm vardır; bugünkü olgusallıkta (Özde) menatı(Geri dönüşü) yoktur. Bizim işimiz, hangi
hükmün hangi mahiyette olduğunu ortaya koymaktır.
.
Öte yandan, Kur’an’da ayetler vardır ki, bunların ilk hitap çevresindeki muhatapları
müşrikler ve kâfirlerdi; ama bugün o ayetlerdeki muhteva (İçerik) kişiliğimiz ve hayat
pratiğimizde de az çok karşılık bulduğu için, muhatap kitle hem kâfirler hem de biz
müminlerdir. Bu bağlamda müşrikleri mal-mülk biriktirme ve dünyevileşme açısından
eleştiren ayetler bizim, özellikle bilerek ya da bilmeyerek dünyevileşme seline kapılıp giden
zengin müminler için ibretlik birer örnektir.
.
Görüldüğü gibi, tarihselcilik, “Kur’an’ın söylediği her şey sadece o gün ve o günkü muhataplar
içindir, demek değil, tam tersine o gün müşriklere hitap eden ayetlerin muhatabı bugün pek
âlâ müminler olabilir” demeyi de gerektiren bir okuma, anlama biçimidir. Günümüz insanına
hangi ayetin ne söylediği veya söylemediği üzerinde kafa yormak, bu konuda bir sonuç
ortaya koymak da biz müminlerin işidir. Allah bize bunca akıl ve iz’anı acaba niçin verdi,
dersiniz?
.
İki yüz elli, hadi bilemediniz üç yüz elli ahkâm (Hükümler) ayetinin lafzî (Şekli) anlam sınırları
dâhilinde, Miladi 632 (Peygamberin ölüm tarihi) yılından, kıyamet gününe kadar, dünya
üzerinde ortaya çıkacak bütün beşerî, içtimai(Toplumsal), hukuki, iktisadi olaylar ve
sorunların çözüleceğini savlamak (İddia etmek), Allah’ın biz müminlere bahşettiği akıl
nimetiyle alay etmek değil de nedir?
.
Bundan da öte, Kur’an’daki birçok hukuki içerikli ayeti bugünkü hayat tecrübemiz içerisinde
bir kez dahi tatbik etmediğimiz, üstelik tatbik ihtiyacı hissetmediğimiz, dahası bundan hiçbir
rahatsızlık da hissetmediğimiz halde, sadece bizi ve bizim gibi düşünenlere tarihselci demek,
gayr-i ahlakilik değil midir?
Not: Def’aten ve irticalen yazıp sonradan bir kez daha okuyamamaya bağlı imla ve ifade
kusurlarım af ola!
Prof. Dr. Mustafa Öztürk)
-Not: Parantez içerisindeki açıklamalar tarafımdan eklenmiştir-
.
Tarihselci hoca sözlerini, ağzında eveleyip geveleyerek, öylesine anlaşılmaz bir hâle sokuyor
ki; anlayabilene aşk olsun! Bunun nedeni de, dinsizlik veya zındıklıkla suçlanmak korkusu.
Zaten bu nedenle de, Almanya’ya göçmüştür.
.
Oysa demek istiyor ki:” Vahyin içeriği Tanrı’ya, sözleri ise Muhammet’e aittir.
Musa’ya, İsa’ya ve Muhammet’e nazil olan ayetler; bu peygamberlerin yaşadıkları çağdaki toplumların, o günkü sosyo-ekonomik ve kültürel gereksinmelerini karşılamak üzere; keza o
günkü toplumu oluşturan bireylerin, algılama yetilerine göre tanzim edilmiştir. Yeni bir
peygamber gelmeyeceğine göre -içtihat kapısının da açık veya kapalı olduğu belirsizliğini
korurken- Tanrı’nın bize bir nimeti olan beynimizi kullanarak, Kur’an’ın dünyevî
hükümlerinin, zamanımızdaki pratik hayatımıza uyarlanmasında hiçbir sakınca olamaz.”
.
Ne var ki, böylesine dobra dobra konuşması hâlinde, pusuda bekleyen tarikatçıların hedefi
olacağını bildiğinden, ancak yukarıdaki kadarını söyleyebiliyor. Kaldı ki, gerçek bir bilim
adamı gibi, -oysa, yurttaşların görüş ve düşüncelerini, anayasa güvence altına almış
olduğundan- düşünce ve görüşlerini korkusuzca, savunma cesaretini göstermesi gerekirdi.
,….
PROF. MUSTAFA ÖZTÜRK’ÜN, NESH HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ
.
Kur’an’da şöyle bir ayet bulunmaktadır: “Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır
veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya benzerini getiririz. Bakara-106.” Bu
ayetin özel adı da: “Ayetü’l Nesh”tir. Aynı zamanda bu sistem, günümüz evrensel hukukunda
da yer almıştır. Diyelim ki, eski tarihli bir yasa var; bugün ise, aynı içerikte çıkartılan bir
yasa, eski tarihli yasayı resen iptal eder.
.
Yani Tanrı bir ayet gönderiyor, bir süre sonra da, aynı konuyu içeren başka bir ayet
göndererek, önceki ayetin hükmünü iptal ediyor. Ne var ki, birçok ayette, “Sen Allah’ın
kanununda bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah’ın kanununda, asla döneklik bulamazsın.
Fatır-43.” denildiği hâlde; yukarıdaki Bakara 106. ayette görüldüğü üzere, kendi hükmünü
kendisi değiştirebileceğini dile getiriyor.
.
Peki!..Bu durum, Tanrı’nın yüceliği ile bağdaşır mı?
Bakınız kelâmcı Prof. Mustafa Öztürk bir konferansında, bu konuya nasıl açıklık getiriyor:
“Allah her toplumun pratik hayatına uygun ayetler gönderir. Ancak gönderdiği herhangi bir
ayeti, kısa veya uzun bir süre sonra nesh, yani iptal edebilir. Peki!..Allah birkaç yıl sonrasını
göremeyip de hâşâ! kendi ayetini (Fikrini) neden değiştiriyor. Aslında Allah kendi fikrini veya
ayetini değiştirmiyor; Allah aşağıdakilerin (Bu söz profesöre aittir) pratik hayatlarını
değiştirdiklerini görünce, söz konusu ayeti, toplumun yeni pratik hayat tarzına uygun
olabilecek bir şekilde, başka bir ayetle değiştiriyor.”
Peki! O zaman, düz bir mantıkla şöyle bir soru soralım: “Tanrı, aşağıdakilerin(!) kısa veya
uzun bir süreçte, pratik hayatlarının değişeceğini nasıl bilemez?”
(Bu konferansı profesörün kendi sesinden izlemek için, google’a girip, “Prof. Mustafa
Öztürk’ün, nesh hakkında verdiği konferansın video kaydı,” diye yazmanız yeterli.).
Kur’an’da nesh edilen ayet sayısı ulemanın kimisine göre 500, kimisine göre 400, kimisine
göre de daha az; ancak yaygın kanı, 240 civarında olduğudur.
Bu durumda insanın aklına, ister istemez şöyle bir soru geliyor:
“Hz. Peygamberin miladi takvime göre, 21 yıl süren peygamberlik döneminde, içinde yaşadığı
toplumun pratik hayatının değişmesi neticesinde; yeni pratik hayatlarına uygun 240 ayet
nesh ediliyor. Hâl böyle iken, 1300 küsur yıl sonra, toplumun pratik hayatı öylesine değişti ki;
bu durumda, Kur’an’ın günümüz toplumunun pratik hayatına uydurulması için, dünyevî
ayetlerin hepsinin nesh edilmesi, yani değiştirilmesi veya iptal edilmesi gerekmez mi?”
…..
EZAN’IN KÖKENİ
.
Aslında ezanın veya Ezan-ı Muhammedi’nin, hiçbir tanrısallığı yoktur; sadece 1400 yıldan
beri, süre gelen dinsel bir gelenektir.
Şöyle ki:
{Hicretin ilk yıllarında Medine’de, Hz. Muhammet ve diğer Müslümanlar için, bir mescit
yapılır. Bir gün öğle namazından sonra mescidin avlusunda toplanan cemaat; Müslümanlara
namaz vakitlerinin nasıl duyurulacağını tartışır.
İçlerinden birisi:
“Boru öttürelim,” der.
Cemaatin arasında bulunan Hz. Ömer :
“Yok!” der. “O âdet Yahudilere aittir.”
Bir başkası:
“Çanla duyuralım,” deyince…
Yine Hz. Ömer:
“Yok! Yok!” der. “Çan da Hristiyanlara ait bir gelenektir.”
Bu sırada cemaatin arasında bulunan Abdullah bin Zeyd ismindeki sahabi:
(Dün akşam yarı uyur, yarı uyanıkken; birisi bana geldi ve namaz vaktini: “Allah’ü ekber!
Eşhedü enne Muhammed’en Resulullah!” diye duyurulmasını buyurdu! der.)
.
Abdullah bin Zeyd’in bu fikri, Hz. Ömer’in ve cemaatin hoşuna gider ve hemen toplu halde
Hz. Muhammet’in huzuruna çıkıp, durumu Peygambere anlatırlar.
Hz. Muhammet bunun üzerine, Abdullah bin Zeyd’e:
“Rüyada duyduklarının tamamını Bilal’e anlatıp, ona öğret,” der.
Abdullah bin Zeyd, bu talimat üzerine, rüyasında duyduklarını hatırladığı kadarıyla, Bilal’e
anlatır ve böylece ezan-ı Muhammed’i doğmuş olur…Ebu Davut: Salat, 27/298}
.
Ne var ki, yok Türkçe okunsun, yok Arapça okunsun diye, bir bardak suda kopartılan
fırtınanın kökeni, hadislerde işte böyle geçmektedir.
Ezanın doğuşunun tarihçesi bundan ibaret olup; hiçbir tanrısallığı ve kutsiyeti yoktur. Sadece
yerleşik, İslamî bir gelenektir.
…..
DÜNYA DÜZ MÜ, YOKSA YUVARLAK MI?
Dün akşam YouTube’de bir video kaydına rastladım; gülüp geçtim, ama yanıt vermekten de
kendimi alamadım. Çünkü ahmaklığın bu derecesine insan dayanamıyor. Güya dünya
düzmüş.
İşin aslı şu: Orta Çağ gök bilimcisi Pitolemi’nin (Batlamyüs’ün), dünya merkezli evren teorisi,
16. yüzyılın ikinci yarısına kadar, hem dinsel, hem de bilimsel çevrelerce, gerçek olarak kabul
edilmiştir. Bu teoriye göre, dünya düz olarak evrenin merkezinde sabit halde durmakta;
güneş, ay ve bilinen diğer gezegenler, dünyanın semasında dönmekteler. XVI. yüzyılın ikinci
yarısından sonra yetişen G. Bruno, Kopernik, Galileo, Kepler, Newton gibi gök bilimciler,
teleskobun icadıyla bu teoriyi çürütünce; Hristiyanlıkta çöküş ve dine karşı inançsızlık
başlamıştır.
Bu video kasetin bulunduğu internet sayfasında, buna benzer daha bir çok zırva iddialar var.
Hatta Cüpbeli Ahmet Hoca’nın safsatasını bile, kanıt olarak gösterecek kadar
ahmaklaşıyorlar. Eğer dünyanın yuvarlak olup, kendi ve güneşin etrafında döndüğü
Kur’an’da açıkça belirtilmiş olsaydı, bu keyfiyet müthiş bir mucize olurdu. Ancak ne var ki,
Kur’an’daki bilgiler; günümüzde Cüpbeli Ahmet Hoca gibilerine malzeme olmaktan öteye
gidemiyor.
Bakınız şu ayet bile, dünya hakkındaki Kur’an bilgisinin ne denli sığ olduğunu gösteriyor:
“Şüphe yok ki biz; dinlenmeniz için geceyi karanlık, gündüzü de çalışasanız diye aydınlık
yarattık..Neml-86”. Yani Kur’an’a göre gece ve gündüz, dünyanın kendi çevresinde
dönmesinden değil de; Tanrı’nın gece ve gündüzü, karanlık ve aydınlık yaratmasından
kaynaklanıyormuş.
Hatta bu konuyu, kelâmcı profesör Abdülaziz Bayındır, bakınız nasıl yorumluyor:“Güneşin
dünyamızı aydınlatması, güneş ışınlarının, DÜNYAMIZDA BULUNAN GÜNDÜZE ÇARPMASIYLA
olmaktadır. Gündüz dediğimiz şeyin, 24 saati vardır. GECE VE GÜNDÜZ İKİ AYRI VARLIKTIR.
Gecenin göstergesi yoktur. Onun için kutup bölgesinde, aydınlık geceler vardır. Karanlık
gündüzlerin ise, göstergesi vardır; dolayısıyla karanlık gündüz olmaz. YANİ GÜNEŞ HİÇ
DOĞMASA BİLE, GÜNDÜZLERİN AYDINLIK OLDUĞUNU GÖRÜRÜZ.
GECE VE GÜNDÜZÜN, BİRER AYRI VARLIK OLDUĞUNA DAİR, BİRÇOK AYET VARDIR. Ve bunu ilk
defa biz ortaya koyduk. Şu an dünyada birçok bilim adamı, bu konudaki makalemizin
bitirilmesini beklemektedir. Türkiye’dekiler bizden utanıyorlarmış. Varsın utanmaya devam
etsinler. Çok iyi olur. Onlar da bir gün öğrenirler.”
Meraklıları google’a girip “İlahiyatçı Prof. Abdülaziz Bayındır’ın, gece ve gündüz gerçeği,” diye
yazdıktan ve tıkladıktan sonra, kendi sesinden mollanın döktürdüğü incileri izleyebilirler.
İşte İslâm Dünyası, halen gırtlağına değin gömüldüğü bataklıkta çırpınmaya devam
etmektedir. Bu bataklıktan kurtulmak için hiçbir çaba sarf etmedikleri gibi; daha fazla gömülmek için, ne gerekse yapmaktalar.
Bu gönderime ek olarak, Kur’an’daki evren ve dünya hakkındaki ayetlerin bir kısmını,
topluca aşağıda sunuyorum:
BAKARA…….. 189-) Ey Muhammed! Sana hilâl şeklindeki ay’ı sorarlar. De ki: Onlar, insanlara
vakitleri bildirir. Hac zamanı da onlarla bilinir.
….. “….…………22-) Allah yeryüzünü sizin için döşek yaptı, göğü de bina kıldı.
YUNUS….……….3-) Şüphe yok ki, sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arş’a
hükmedendir.
….. “……….. …..5-) Güneşi ışıklı ve ay’ı nurlu yapan, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için,
ay’a konak yerleri tayin eden O’dur.
RA’D……………..2-) Ey inananlar! Gökleri gördüğünüz gibi direksiz yükselten, sonra arş’a
hükmeden, her biri belirli bir süreye kadar hareket eden, güneş ve ay’ı emri altına alan…
Allah’tır.
FURKAN…….…53-) Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acı olan iki denizi
salıverip, aralarına da karışmaya mani bir sınır koyan Allah’tır.
…..“..……… …45-) Rabbinin işine bir bakmadın mı? Gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? Eğer
dileseydi, onu durdururdu.
KEHF……..……86-) Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu (güneşi) kara bir balçığa batar
buldu.
ENBİYA…..…….32-) Gökyüzünü de korunmuş bir tavan gibi yaptık.
HACC………….65-) Ve göğü, buyruğu olmaksızın yere düşmemesi için, O’nun (ALLAH’IN)
tuttuğunu görmez misin?
LOKMAN………..10-) Allah, gördüğünüz gökleri direksiz yarattı. Yere, sizi sallar diye sabit
dağlar koydu.
MÜLK……………5-) Andolsun ki biz, yeryüzüne en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları
şeytanlara atılacak şeyler olarak yarattık.
HUD……..…….44-)Yeryüzüne “Suyunu çek,” göğe de, “Ey gök! Sen de kes yağmuru,” denildi. Su
çekildi iş bitti ve gemi Cudi’ye oturdu.
FUSSİLET…..….9-) De ki: ”Siz, yeryüzünü iki günde yaratanı mı inkâr ediyor, O’na ortak
koşuyorsunuz?”
….. “……………12-) Allah bu suretle iki gün içinde yedi gök vücuda getirdi ve her göğün işini
kendine bildirdi.
KAF ………….…6-) Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak yoktur.
…“…… …………38-) Andolsun ki biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunan her şeyi altı günde
yarattık ve biz bir yorgunluk duymadık.
KAMER….…….…l-) Kıyamet yaklaştı ve ay (ikiye) ayrıldı.
…..”………………2-) Onlar bir mucize görünce hâlâ yüz çevirirler ve “Sürüp gelen bir büyüdür,” derler.
NUH……………16-) Aralarında ay’a nur vermiş, güneşi bir kandil olarak asmıştır.


