o Salgının ekonomik etkileri çok derin olabilir. Salgına yakalanan insanların ekonomiye katkısı
kayboluyor. Örneğin şu anda ABD’de önlemler nedeniyle nüfusun %50’si tüm üretim ve tüketim
ağından çekildi. Bu, tedarik tarafını aksattığı gibi, müthiş bir talep daralmasına da yol açıyor.
o Her resesyonda firmalar batar, diğerleri devam eder. Bu doğaldır. Örneğin ABD’de her resesyon
döneminde firmaların ortalama %3’ü batıyordu. Ama şimdi sorun daha derin, çünkü sadece
ekonomik açıdan kırılgan şirketler değil, tedarik zincirindeki zayıf halkalardan etkilenen diğer
şirketler de batmaya başlıyor.
o Bu virüs, biz iktisatçıların ‘R0 (sıfır)’ dediği modelle katlanarak artıyor. Artış hızı, tamamen ‘contact
ratio’ ile bağlantılı. Bunu etkilemenin tek yolu, sosyal temasın sınırlandırılması. Çin, bu çarpan
etkisini otoriter yöntemlerle bir anda azaltmayı başardı. R’ı 1’in altına indirdiğiniz andan itibaren de
tam tersine katlanarak azalmaya başlıyor. Yani salgın katlanarak yayıldığı gibi, doğru önlemler
alındığında da katlanarak azalıyor. Bu da umut verici bir şey.
o Şimdi kritik soru şu: Bu salgını önlemenin tek yolu, Çin gibi otoriter olmak mı? Hayır. Örneğin
Singapur, Tayvan, Japonya, Güney Kore’de otoriterliğe kaymadan başarılı sosyal ve ekonomik
tedbirlerle krizi yönetebildiler ve ekonomilerini de hızla rayına döndürebildiler. Bu örnekler, Çin
otoriterliğinden farklı yollar olduğunu da gösterdi.
o Küresel politik ve ekonomik sistemin değişmemesi artık mümkün değil. Özelde sağlık sisteminin,
genelde ise tüm devlet sisteminin etkin çalışmadığı görüldü ve de devletin müdahalesi çok arttı.
ABD’de bile devlet müdahalesinde geç kalındığı ve gereğinden az olduğu eleştirileri var. Devletin
ABD ve Avrupa’da bugüne kadar hiç olmadığı bir rolü oynaması bekleniyor ama böyle bir kurumsal yapıları yok.
o Dünya, buna benzer bir krizi 1929 Büyük Buhran ve 2.Dünya Savaşı’nın ardından yaşamış, devletin
kontrolü artmıştı. Ancak planlı bir şekilde önce ekonomi canlandırıldı, refah devleti oluşturuldu,
sonra sivil toplum ayağa kalktı ve bu sayede demokratikleşme gelişti. Çin’in krizi otoriterlikle
aşmasının, diğer Asya ülkelerinin ise otoriterliğe kaymadan aşabilmesinin nedeni, Çin haricindeki
ülkelerde sivil toplumun güçlü olması ve devletin gücünü dengeleyebilmesi. Bu ülkelerde devlet ile
özel sektör eşgüdümlü çalışarak krizi aştı, halk da tüm önlemlere uydu ve devleti denetledi. Devletin
gerçekten kuvvetlenmesi ama bunun da çok iyi denetlenmesi lazım. Tüm dünyada yeni demokratik
kurumların kurulması şart.
o Fed’in politikaları, zaten 2008 krizinden bu yana süregelen bir stratejinin parçası. Para politikasına
kısa değil, orta vadeli bakmamız lazım. Ama krizi aşmanın yolu, sadece para politikasında değil. Reel
ekonomide, tedarik zincirinin çok desteklenmesi gerekiyor. Kritik husus şu: Nasıl olur da çalışan
nüfusu kademeli olarak üretime geri döndürebiliriz? Bunu planlamamız şart.
o Sosyal mesafe önlemlerinin birkaç yıl daha devam edeceği ve bar/restaurant gibi kalabalık iş
modellerini tamamen dönüştüreceğini düşünüyorum. Bunun yanı sıra, konferans ve turizm
sektörleri de en azından birkaç yıl çok radikal şekilde yavaşlayacak. Aşı bulunsa dahi psikolojik
travma nedeniyle uluslararası turizmin birkaç yıl daha kendisini toparlamasını zor görüyorum.
o Gelişmiş ülkelerde salgın kontrol altına alınmaya başladıktan sonra, henüz kontrol edememiş
ülkelerden gelenleri sınırlandıracaklar. Bu bir yandan küreselleşmeyi etkileyecek, diğer yandan da
geçiş engellenemeyeceği için yeni salgın dalgaları da yaratabilir.
o Bu salgın, aslında çok ciddi bir sorunu ortaya çıkardı: Tüm dünyada kurumsal yetkinlik azalmıştı.
Örneğin bu krizde CDC (Centers for Disease Control and Prevention) hızlı hareket edemedi, çünkü
Trump yönetimi o kurumu zayıflatmıştı, üzerinde baskı kurabildi. Ama Fed hızlı aksiyon alabildi,
çünkü kurumsallığı sayesinde Trump yönetiminin Fed üzerindeki nüfuzu sınırlıydı.
o Türkiye, ekonomik açıdan kötü bir durumda yakalandı krize. Fed’in sınırsız aksiyonu, Türkiye dahil
tüm ülkelerin yapması gerekeni gösterdi zaten.


