Beyninizi Sakın Kullanmayın: Uyuyun

Corona denen virüs kardeşin memlekette cirit attığı zamanlardan çok önceydi.
O zamanlar bile ‘bizim ahalide ergen davranışı var, kafası çok karışık, herkes her boku yiyebilir’ diyenler vardı.
Kendi dışkısından tesbih yapanları..
Şakirtlerini badeleyip tüyü bitmemiş bebelerin ırzına geçenleri..
Din diye düşmanlık yayanları, yanmaz kefen satıp para kazananları..
Fetva verirken şirk koşanları..
Merhameti zayıflık, şirretliği fazilet sayanları..
Her hal şartta yalanı dolanı talanı memlekete hizmet diye satanları.
Ruhlarını onlara teslim ederek, canlarını vererek onların önüne yatanları.
Her karmaşa yaşadığında düzenin kendi aziz fikrine doğru evrileceğine saf saf inananları.
Önündeki çukuru görmezken gaipten haber verenleri..
Körlüğünü fark etmeyip kendini alim ve herkesi kör ve ahmak sananları..
Kibirle halk sevdalısı olanları.. Emanete hıyaneti ahlak bilenleri..
Hepsini saysam burdan köye yol olur.
Sayfalara sığmayacak binlerce dangalaklığı, yalakalığı, akılsızlığı, ahlaksızlığı fazilet sayarak aramızda arsızca hadsizce yaşayan insan taslaklarını..

Cehaletini korkuları ile besleyip büyüterek, ilkel iştahlarını sınırsız nefretlerle ve şiddetle süsleyerek doyuran çağlar öncesinin karanlığında haz bulan günümüzün insan kalıbında garip mahluklarını…
Bunca zamandır, bazen asil kisvelere bürünmüş olarak, bazen de aşikar şekillerinde her yerde görüp durdum.
O kadar çok gördüm ki, sonunda direncim kırıldı.
Her meslekten, her mezhepten, her cenahtan, her sınıftan yurdum insanının gerçekten de ergenlikten beter bir tutarsızlıkla yaşayıp davrandığını söyleyenlere hak vermek zorunda kaldım. Halkıma duyduğum saf ve naif sevgiyi uzun bir tatile çıkardım, bağrıma taş basarak acı gerçeği kabul ettim.

Xxx
Corona denen mahluk, bacım kardeşim olsun ama canımdan lütfen ırak olsun, kara meleği de koluna takıp eşiğimize kadar geldikten sonra ahalimiz çok daha tuhaflaştı. Adı konmamış bir çakırkeyflikle içinde debelenip durduğu ergenlik kabuğundan çıktı, ruhuna ve mabadına aynı anda kör iğne batırılmış topal bit gibi yalpalayarak ve bu kez cehaletten nefretten değil can havliyle sıçradı.
Sıçradı, rütbesini de yükseltip delirerek çılgınlık sınıfının en ön safına geçti.
Bir aydan fazla sürecek bir ev hapsi onu ne hale getirecek?
Ömrümüz varsa göreceğiz.
Xxx

Sivri dille kötülemekte üstünüze yok, başka bir şey de yapmıyorsunuz.
Dert var, tamam. Garibanı hor görmenin aşağılamanın ne gereği var.
O kadar okumuşsunuz.
Çaresi ne kardeşim, onu söyle. Çözüm göster, hadi.
Kızma birader, dedim adama, biz burada fotoğraf çekiyoruz.
Garibana bir şey dediğimiz de yok. Sözümüz hadsize, ahlaksıza, bencile, çıkarcıya, her melaneti erdem sayanlara.
Sen de mapushane duvarına dönmüş suratınla artistmişsin gibi yakışıklı resim çizeyim istiyorsun benden, üstelik pozunu hiç değiştirmeden. Demeyeyim diyorum ama, demesem dürüstlüğe sığmaz: Eşek değil de tavşan aynaya bakmış, kendini aslan suretinde görmüş hesabı yani. Ne işin var burada, git aynaya bak, bu satırları taciz edip durma o zaman, kabak.
🙂
İç sesim durur mu?
Hemen araya girip bir güzel fırça geçiyor bana:
Sen de onlardansın be salak.
Kabalığın öfkenin manası yok. Adam doğru söylüyor.

İç sesime kulak veriyorum, dediğini ölçüye vuruyorum, haklı.
Kabak diye çıkıştığım adamcağızın da besbelli canı yanmış, az biraz da doğru söylüyor.
Benim on beş veya yirmi sene önceki saf hallerime benziyor.
İç sesimiz, vicdanı erimemiş olanlarda hep doğruyu söyler.
Başım çavdar tarlasında orağa rastlamış boş başak oluyor bir anda, önüme düşüyor.

Xxx
İşin şakası felsefesi bir yana, gerçek şu ki bu belalı dertten hepimiz muzdaribiz.
Akıl fukara olunca insan maskara oluyor.
Fukaralıktan kurtulmadıkça çare yok.
Yine de kendim için düşündüğüm birkaç şeyi size de önerebilirim.
Çıldırmaya karşı son günlerde iyice zayıflamış olan bağışıklık sisteminizi geliştirin.
Nasıl mı?
Gereksiz şeyler yemeyin. Aşırı yemeyin. Çok su için.
Sürahinize kabuğu ile birlikte daima dilimlenmiş limon koyun.
İyice aşınmış duyarlılıklarınızı, uzamış tırnaklarınız gibi kesin ve iyice törpüleyin.
Sizi öfkelendiren şeyleri unutun, görmemek imkanı yoksa, en azından iyi taraflarından bakın.
….
Belki de gerçekten omlet içinde o kadar çeşitli sebze olmaz.

Kötü niyetinden değil belki de aklı yetmediğinden yiyordur en üst kattaki göbekli komşu bu herzeleri.
….
Masaldaki zalim sultan sarayında zevk ve sefa sürmüyordur belki, içindeki cehennem cayır cayır gece gündüz yakmaktadır onu.
….
Belki gerçekten, ihtiyacı yüzünden yani mecburen soymuştur yollardır sizi, dükkan komşunuz, en yakın dostunuz veya evladınız, ayaliniz, kan kardeşiniz.
….
Kendinizi o kadar da suçlamayın.
Belki siz de herkes gibi iyi niyetinizin kurbanısınız, kirli çıkarlarınızın değil.
…..
Belki bulaşıklara yardım etmeniz o kadar da erkekliğe krem sürmek sayılmaz.
….
Nuran Hanım sizi kıskandırmak için anlatmamıştır belki, sevgilisi ile son Paris seyahatini.
….
Belki günahlarınız şimdi hatırlamadığınız bir kandil gecesi manasını bilmeden okuduğunuz dua sayesinde bir biçimde silinmiştir. Cehenneme gideceğiniz o kadar da kesin değildir.

Sinirlerinizi sakinleştirmeye, aklınızı korumaya, suçluluk duygunuzdan kurtulmaya bunlar başlı başına yetmez tabi.
En iyisi, siz kendinizle baş başa kalmayı öğrenin.
Mesela şiir okuyun, şarkı dinleyin, bulmaca çözün, okumaya yazmaya çalışın.
Aklı başında ve hem de inançlı insanlardansanız ibadet edin, ilahi okuyun, dua edin, dünya gailesinden, diyanet fetvasından, şeyhin şerrinden, iktidar hırsından, illa da mal mülk sevdasından uzak durun.
Ne olursanız olun, kim olursanız olun.
Film izleyin. Çocuk filmlerine öncelik verin.
Egonuzu cilalamak için sisteminiz kaldırıyorsa aşk filmleri izleyin.
Aşıklar melek soyundan olsun, film hep mutlulukla son bulsun.
Tarihi filmlerin, kahramanlık filmlerinin sırası değil.
Şanlı tarihimizin altın sayfalarını da açmayın bu sıralar.
Bırakın som altından varaklar şehitlerimizi sarsın, onlar rahat uyusun kitapların kucağında.
Başka ne yapmalı?
Elbette hareket ve mutlaka spor.
Günde en az üç kez yarımşar saat yerinde say komutuyla yürür gibi yapın evde.
Odanın penceresini açın, boş sokaklara ve göğe bakın, lacivert bir mimoza ormanı hayal edin, erguvani ağaçlardan cıvıltıların taştığını düşünerek gevşeyin.
Pencerenin önünde yerinde sayarak yürür gibi yaparken sol ayağınızı yere her bastığınızda yeni bir şey söylemeye çabalayın, ama tamamen anlamsız olsun.
Sakın küfretmeyin.
Nefret etmeyin.
Beddua etmeyin.
Hakaret etmeyin.
Xx

Bunlar da yetmez beyim, diyorsunuz ki haklısınız.
Şu kadarını söylemek yetmeli bence:
Sosyal mesafe ve fiziksel izolasyon yetmez.
Kendinizle kendiniz arasına uzunca bir mesafe koymalısınız.
Bir tende iki can gerekmez, devlet içşnde devlet gerekmediği gibi.
Her biriniz ötekini iyice soyutlamalısınız.
Nasıl yani? Sen neler saçmalıyorsun yahu?
Vallahi şimdilik en sağlam çözüm bu:
Kendinizi kendinizden izole etmenin bir yolunu düşündükçe kafayı yersiniz.
Mükemmel huzuru o zaman illa ki bulursunuz.

Öyle bir süreci yaşamak her babayiğidin harcı değil.
Ama bir ihtimal daha var.
Xx

Evet, talihimiz var.
O zor işi başarmamıza yarayacak muhteşem bir haber düştü dünya medyasına dün gece:
Koca bir meteor son hızla dünyaya yaklaşıyormuş.
Oh be. Haber dediğin böyle olur işte, virüse karşı Hızır gibi yetişir.
Ne virüs korkusu, ne kıtlık kabusu, ne hastane kokusu kalır artık.
Ne göğüs ağrısı, ciğer parçalanması, ne maske, ne sürünmenin utancı.
Ne de çektiklerimize sırıtık bir suratla güya çare olan fasulye ağacının ağulu ilacı.
Bilim insanları, meteor çarpınca dünyamız üç saniyede yok olacak diyorlar. Ardınızdan dedikodunuzu yapacak elalem da kalmayacak artık.
Filmlerin en anlı şanlısı, en heyecanlısı Dünyada Hayat mutlu sonla bitiyor. Artık yormayın kafanızı.
Pencerenin önünde gök yüzüne bakın. Uzun uzun.
Gündüz güneş, gece ay ve yıldızlar.
Arada bir de beyaz martılar.
Sakın düşünmeyin. Bir senfoni çalsın arka planda. Onu dinleyin.
Beyninizi yok sayın. Kullanmayın sakın.
Rahatınıza bakın.
Yorgunsanız, düşünmemekten de yorulur mu insan?
Yorulursunuz, yorulursanız..
Çare kolay: Yatın uyuyun.
….
Dip not:
Cehalet erdemdir. Yemeği kıçtan alıp ağızdan boşaltanlar için..
Fıtrata uymaz demeyin. Bunu on derste ve üç ayda öğrenmenin yolunu balık kabağa çıkınca anlatacaklar bize. Uyuyun şimdi.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir