Burjuva: Çetin Altan

Aristokratların egemenliğindeki toprak mülkiyetiyle tarıma dayalı köylü-derebeyi
denkleminden oluşan feodal yapılanmaya karşı; Almanca “Burg” sözcüğünden kökenlenmiş
burjuva sınıfı, 12. yüzyılda başladı kendini göstermeye. Yani Osmanoğulları’nın kendilerine
göre bir devlet kurmaya başlamasından önce…
* * *
İlk burjuvalar kent ve kasabalarda yerleşik, geçimini ticaret ve zanaatla sağlayan,
derebeylerinin egemenliğinden bağımsız toplumsal gruplardı.
* * *
Burjuvalar 15. yüzyılın sonlarına doğru, yaşadıkları ve yoğunlaştıkları kentlerin topraklarını
aristokrat derebeylerinin egemenliğinden kurtarma dönemine geçtiler. O zamanların
sloganları da şuydu:
– Kentli olmak, özgür olmak demektir.
* * *
Türkler ise böyle bir değişim sürecini yaşayarak bir türlü burjuvalaşamadılar.
* * *
Neden burjuvalaşamadıkları konusunda çeşitli görüşler öne sürülmüştür. Kimi böylesi bir
sınıflaşma dışında kalmışlığı övmüş; kimi de, bir türlü burjuvalaşamama, yani kentleşememe
sonucu endüstri devriminin de dışında kalındığını iddia etmişti.
* * *
Kesin olan, Türklerin ne aristokrasiden, ne burjuvaziden, ne denizler ötesi keşifler
döneminden, ne de endüstri devriminden geçerek, çağlar içindeki değişim ve gelişmelerle
bütünleşememiş olmasıdır. Bu nedenle de gitgide daha çok çağ dışı kalmıştır.
* * *
III. Selim Batı’yla aradaki farkı kendince kapatma derdine düştüğünden ötürü canından
olmuş; II. Mahmut bir yandan “yenilikçi”liğe sıvanırken, bir yandan da Mora başkaldırısını
çok ilkel yöntemlerle bastırmaya kalktığından; sonunda kendi Mısır Valisi’ne yenilerek,
Hünkâr İskelesi antlaşmasıyla Romonoflar’a sığınmak zorunda kalmıştır.
* * *

Sultan Abdülmecit de burjuvalaşmanın öyle tepeden emirlerle oluşamayacağını
bilmediğinden, Büyük Reşit Paşa’nın Gülhane bahçesinde açıkladığı Tanzimat fermanıyla
Osmanlıları da burjuvalaştırmaya kalkmıştır.
* * *
O esintiyledir ki nazırlar arasında Fransızca bilenlerin sayısı artmış, gitgide Recaizade
Mahmut Ekrem Bey’in İstinye’deki yalısında benimsenen “mondenite” yaygınlaşmaya
başlamıştır. Bunun adına da “alafrangalık” denmiştir.
* * *
Gerek II. Meşrutiyet, gerek Cumhuriyet Hazine’den geçinen kadroları, alafrangalığına aşırı
abanmıştı.
* * *
Tepeden inme bir burjuvazi oluşamayacağı için de, İsmet Paşa’nın Washington’a karşı
görüntüyü kurtarmak amacıyla giriştiği, 1924 Anayasası’na dayalı ilk demokrasi
denemesinde kitleler, bir türlü benimseyemedikleri bürokrat burjuvazisiyle alafrangalığa
karşı, kendi tepkilerini ortaya koymuşlardır. Alaturka’lıkla Alafranga’lık yeniden tepişmeye
başlamıştır. Kışla alafrangalığı, Cami de alaturkalığı tutmuştur.
* * *
Ancak görüntüde kalan alafrangalık ne toprakları kadastro içine almış, ne bankaları
iktidarların hazine-i hassası olmanın dışına çıkarmıştır. Tıpkı padişahlar dönemindeki gibi
iktidar eliyle kişi zengin etme avantacılığı sürüp gitmiştir.
* * *
Ayrıca yapay bir burjuva yaratma özlemi, gerçek bir proletaryanın gelişmesini sağlayamadığı
gibi, “Monizm” de köküne kadar baskı altına alınmıştır.
* * *
Çağdaş uygarlık düzeyine erişiyoruz iddiasıyla, olmadık saçmalıkların içine dalınmıştır.
Hazer’in kuzeyine dönük bir ırkçılık öncülüğüne soyunmak da, II. Wilhelm’in tuzağına
düşmek gibi bir saçmalıktı; “Türkçe konuş vatandaş” diye azınlık burjuvazisini korkutup,
onları Varlık Vergisi’nin çarmıhına germek de; Hazer’in güneyindeki İslam ülkeleri zinciriyle
Batı’ya karşı çıkmaya kalkmak da…
* * *
Bugün de burjuva taklitçiliğinin sözde alafrangalığıyla, gecekondu lümpenliğinin alaturkalığı
arasındaki kaotik zıtlaşmaları yaşıyoruz.
Bütün bu garip çalkantılarla gerilimlerin sonucu ne olur?

Dileriz iyi olur.
Yeni yılınız kutlu olsun.
2 Ocak 2013

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir