Bu muhteşem yazıya başlığı ben koydum, yazarın paylaşımı ise başlıksızda.
….
Performans sanatı; sanatçının canlı olarak izleyicinin önünde bedeniyle ve çok kez izleyenlerle birlikte yaptığı bir sanat dalıdır. Sanatçı izleyicilere dünyayı nasıl algıladıklarını, dünyadaki yerlerini göstermeye çalışır.Bu sanat dalı çok tanınmaz, bilinmez, anlaşılamaz, yapılanın sanat yönü görülemez, hatta saçma ve delice bulunur.
2008 yılında “Barış Gelini” adıyla, gelinlik giyerek Milano’dan başlayıp Balkanlar, Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail ve Filistin’den geçerek Tel-Aviv’e doğru yürümeye başlayan Pippa Bacca ülkemizde tecavüze uğrayıp öldürüldükten sonra yaptığının performans sanatı olduğu aslında yazıldı ama kitleler bu açıklamayı son derece garip bulmuşlardı. Bu dalın ortaya çıktığı 1960’lardan bu yana bu türün sanatçıları çok ilginç şeyler yapmışlardır.
Bugün size dünyanın en tanınmış performans sanatçılarından biri olan Marina Abramovic’den bahsedeceğim. Yapmış olduğu en ilginç gösterilerden biri 1974 yılındaydı, adı “Rhythm 0” isimli olanıydı.
Abramovic bir salonun ortasında 6 saat ifadesiz ve tepkisiz ayakta dururken izleyicilerin onun vücuduna her istediklerini yapabileceklerini duyurdu. Yanındaki bir masanın üzerine konulmuş olan 72 objeden istenileni kullanabileceklerini söyledi. İlk bir saatte izleyiciler sanatçıya çiçek vermek istediler, yüzünü okşadılar / öptüler, ona şarkı söylediler, kulağına bir şeyler fısıldadılar. Saatler ilerlediğinde seyirciler arasında kimi arsızlar Marina’nın elbiselerini makasla kestiler, vücuduna bir şeyler batırdılar. Daha sonra performans cinsel amaçlı dokunuşlarla sürdü ve 6 saat dolmak üzereyken seyircilerden bir tanesi dolu bir tabancayı çırılçıplak kalmış vücudu berelerle dolu Abramovic’in şakağına dayadı. O anda başka seyirciler zorla duruma el koymamış olsalardı belki de Marina o gün ölecek ve benim şimdi bahsetmek istediğim asıl gösteri yapılamamış olacaktı.
Marina Abramovic, kendisinden kısaca Ulay ismiyle bahsedeceğim fotoğraf sanatçısı Frank Uwe Laysiepen ile büyük bir aşk yaşadı. İkisi birlikte pek çok gösteri yaptılar ve bir süre sonra 1980’de birbirleri için yaratılmış olduklarını düşünüp evlenmeye karar verdiler. Ama bu düğün töreni şöhretlerine ve sanatlarına uygun bir şekilde olmalıydı. Düğün mekanının, insanın yapmış olduğu en büyük yapı olan ve uzaydan bile görülebilen “Çin seddi” olmasına karar verdiler. Planlarına göre Ulay kuzeyden, Marina güneyden 5.995 km’lik Çin seddi boyunca yürümeye başlayacaklar ve buluştukları noktada düğün yapacaklardı. Bu projeleri sanat dünyasında ses getirdi ama yaşamın gerçekleri çifti 8 yıl engelledi. Çin hükümeti o yıllarda pekçoğumuz gibi performans sanatından bihaberdi ve nişanlı çifte fırtınalı bir beraberlik yaşadıkları uzun süre boyunca izin vermedi.
Sonunda 1988 de iki nişanlı yanlarında Çin hükümetinin tayin ettiği birer tercümanla iki yakadan yola çıktılar. Tercümanlar Çin hükümetinin cezalandırdığı öğrencilerdi. Marina’nınki erkekti ve yolculuk boyunca surat astı konuşmadı. Ulay’ınki de konuşkan güler yüzlü bir kızdı. Ulay yolculuğa çorak ve kurak bir coğrafyada başladı günler ve geceler boyunca hemen hemen kimseye rastlamadan kızla birlikte yürüdü. Marina ise yemyeşil bir doğada köylerde kala kala, onunla birlikte bir kaç kilometre olsun yürüyen köylü kadınlar kalabalığıyla konuşarak ve gülüşerek güneyden yolculuğunu sürdürdü. O yörelerin adetlerine göre iyi şansı çağırmak için hep birlikte şarkı söyleyip elele tutuşarak kadınlarla yanyana tuvalete girdi. Çocuğu olmayan kadınlar heyecanla onun burnunu sıkıp durdular. Çünkü inançlarına göre büyük bir buruna dokunmak rahimlerini açacaktı. Laf aramızda Marina Abramovic’in gerçekten çok dikkat çekici bir burnu var ve bana göre ona çok yakışıyor.
3 ay çölde yürüdükten sonra bir bahar günü Ulay ilk defa yeşil doğayı bir Budist tapınağında gördü ve durup Marina’yı orada 3 gün bekledi. Günlerce Gobi çölünde çorak toprak üzerinde yürüdükten sonra mekanın düğün için en güzel yer olduğunu düşünmüştü. Marina ise oraya geldiğinde Ulay’a ilk sözü; “Neden planladığımız gibi yürümeyi sürdürmedin?” oldu. Çok kızmıştı. Ulay anlatmaya çalıştı ama Marina öfke içindeydi. Çekim yapan televizyoncuların önünde Ulay üstelik bir de Marina’nın ayakkabıları ile dalga geçince incinen Marina ağlamaya başladı. Ve son vuruş dakikalar sonra geldi; Ulay olağan bir şeyden bahsedermişçesine “Benim tercüman benden hamile kaldı” dedi. Bir zamanlar ilişkide serbest aşka inandığını söyleyen Marina “O zaman onunla evlen!” dedi, önce Ulay’ı bir sevgili değil ayrılmakta olduğu bir iş ortağı gibi soğukça kucakladı, vedalaştı, sonra arkasını döndü ve Avrupa’ya döndü. İkilinin düğün töreni ayrılık törenine dönüşmüştü. Aradan geçen 8 yıl ve yolculukları onları Çin seddinin iki ucundan çok daha uzak noktalara taşımıştı. Ulay ayrıldıklarında şunları söyledi “Bana karşı olan aşkının nefrete dönüşmüş olduğunu anladım”
————-
Bu öyküyü okuduktan sonra kim performans sanatının bir şey ifade etmediğini söyleyebilir. Herkes kendi üslubunda ve çapında birer performans sanatçısı değil mi? Gelin akla ziyan bazı soruları kendi kendimize soralım / bazı şeyleri görelim;
* Zaman, yaşamı ve onun yansımalarını ne kadar da değiştiriyor. Bu “düğün töreninden” birkaç yıl önce birbirlerine rastladıklarında büyülenen aşıklarla, aynı evi-yaşamı-sanatı bir süre paylaşmış olan ve yorulmuş kırılgan bir ilişkiyi sürdüren iki kişi aynı kalırlar mı ? Budha sormuştu; “o küçük bebek ile siz aynı kişi misiniz?” diye.
* Yine zaman “an”lardan oluşur ve her bir an ölesiye etkilidir. Ağızdan bir anda çıkan bir söz, bir tavır, bir karar, izlenim, gelişme veya düşünce ne kadar çok şeyi değiştirir bilir misiniz?
* Pippa Bacca’nın öyküsünde asıl ses çıkaran “sanat” ürününü kim yaptı ? O tecavüzcü – katilin yapmış olduklarının kendi yarı küresinde nasıl karşılandığını sanıyorsunuz ? Onaylanmış mıdır? Bu rahatsız edici gerçekle hiç yüzleştiniz mi? Çünkü, yüzleşilmediği zaman bazı gelişmeler çok yanlış değerlendiriliyor.
* Biraz da mekanların etkilerini düşünelim mi? İki sevgilinin çok farklı coğrafyalarda başladıkları yürüyüş 3 ay gibi kısa bir süre içinde bile onları değiştirmemiş midir? Yıllarca ayrı havayı solumuş, suyu içmiş, kültürü yaşamış insanların değerleri nasıl aynı olabilir?
* Her fırsatta ilişkide serbest aşka inandığını söylemiş olan Marina neden Ulay’ın Çinli tercümanını hamile bırakmasını ruhuna kabul ettiremedi? İnsanın beyni iki yarım küreden oluşmuştur bilirsiniz değil mi?…
Gördünüz mü “performans sanatı” neler düşündürüyor!
—————-
Gelin son olarak Marina ve Ulay daha sonra ne yaptılar bakalım;
1988 yılından sonra 22 yıl hiç karşılaşmadılar. Marina, Ulay’a o kadar kızgındı ki onu birlikte yaşadıkları dönemde edindikleri mal varlığıyla ilgili dava etti.
Sonra 2010 yılında Marina Abramovic New York modern sanatlar müzesinde çok ilgi çeken “Bir dakika sessizlik” isimli bir gösteri sergiledi. Gösteride sanatçı büyük bir salonda bir masada gözleri kapalı oturuyordu. İsteyen seyirciler Marina’nın karşısına oturuyorlar ve Marina da birinin karşısına geçtiğini anladığında gözlerini açıyor ve yaşamında ilk kez gördüğü bu insanla sadece bakışıyordu. İşte bu gösteri sırasında Ulay geldi ve bir zamanlar büyük bir aşkı yaşamış olduğu Marina’nın karşısına onun gözleri kapalıyken oturdu. Marina gözlerini açtığında büyük bir şaşkınlık yaşadı. Ulay yaşlanmıştı ve hastaydı. Bir dakika boyunca hiç bir şey konuşmadılar ama bakışlarıyla, Marina’nın hakim olamadığı göz yaşlarıyla ve son anda birleşen elleriyle çok şeyi ifade ettiler. Bu buluşmanın kısa filmini ilk yapılan yorumda görebilirsiniz. O günden sonra bir daha hiç görüşemediler çünkü Ulay hayatını kaybetti. Marina onun arkasından şu sözleri söyledi;
“Sen o gün benim için her hangi biri değildin. Sen benim yaşamımdın”
Yaşam çok söylendiği gibi kısa değil.
Kendini anlamak, izlemek, dinlemek, eğitmek kendinin farkında olmak için yeterince uzundur

