Nisan 2021 de yazdığım yazı. Güncelliğini koruyor. Başlık ‘Han Sarhoş Hancı Sarhoş’ adlı arabesk şarkıdan çarpıtma. Buyrun.
Beş senedir bütün politikalara ve uygulamalara egemen olan tek bir hedef var: Yandaş güçlendirmek ve devletin yani tüm toplumun ortak menfaatlerini dar bir gruba dağıtmak.
Ülke çıkarı, grup çıkarına her biçimde ve her fırsatta açık açık feda ediliyor. Bunun yüzlerce binlerce örneğini yaşadık, gördük, görüyoruz.
Sürdürülemez bu peşkeş modeli için geçtiğimiz 19 Mart kesin bir kopustur. Kasım başında güya benimsenen gerçekçi para politikası ve reform söylemi ile yaratılan restorasyon umudu o gün bitti. Nedenini açıklayan olmadı. Kasım başında ilan edildikten dört ay sonra yaşanan o tornistanla ülke ekonomisine olan bir katre güvenle birlikte dış kaynak umudu da görünür bir gelecek için iyiden iyiye, belki tamamen bitti.
…..
En az yedi yıldır artarak süren krizde yalpalanma süreci şimdi yeni ve ciddi bir aşamaya geldi: Ağır bir hastamız var artık. Adı konsa, çoklu organ yetmezliğidir. Ne ekonomi, ne eğitim, ne adalet, ne sağlık.. Hiçbir sistem veya organ toplum yararına çalışır halde değildir. Siyaset ve toplum sorun çözme yeteneğini yitirmiştir.
Hastalık hem kitleseldir, hem kişisel.
Kitle kişiyi, o da kitleyi etkiliyor. Ne kişi, ne kitle kötü alışkanlıklarından vaz geçiyor. Üstelik kimse tedaviyi kabul etmiyor, herkes kendisinin gayet sağlıklı ve ötekilerin çok hasta ve hemen tedaviye ihtiyacı olduğunda hastalık derecesinde ısrarlı. Üstelik şu veya bu nedenle kimse kimseyi dinleyecek halde değil. Yönetim de aynı durumda. Hem de hastalığın yayılmasına çanak tutuyor.
Yönetim deyince, teşbihte hata aramayın, durumu örnekle anlatmaya çalışacağım: Tarihte aklını mesela afyonla. cinsellikle, altın biriktirmeyle bozmuş bir kralın kendisi gibi zıvanadan çıkmış bir toplumda meydan savaşı yönettiği veya büyük bir salgınla mücadele etmek zorunda kaldığı hiç olmuş mudur, bilmiyorum. Bir de savaş varken dünya çapında bir salgın çıktığını hayal edin. Öncelik hala safahat, menfaat ve müskirat ise…
Öyle bir ortamda doğacak telefatin derecesini kim hayal edebilir? Kralın kralı gelse o koşullarda ne yönetebilir, ne aklı başında uyarılara kulak verebilir. İster istemez, etrafındaki çıkarcıların şakşakları, zafer naraları ve çıkar hesapları onu daha fazla baştan çıkarıp ifsad etmekle kalmaz, saray çevresine egemen olan çılgınlık dalga dalga halka da yayılır.
Durum budur, özetle diyeceğim şudur:
Adım adım geliyor gelmekte olan.En az beş yıldır bağıra çağra söyleyenler var. Duyan hele sesini çıkaran yok.
..
Buradan nereye peki?
Henüz dibi görmedik. Akılların başlara gelmesi ancak her şey dibe vurunca oluyor. Büyük travmalar yaşanıp içselleştirilmeden krallar kendine gelemiyor.
Hayatın gerçeği bu. Kumarbaz her şeyini yitirince kalkar masadan. Alkolik kendinden geçince.
Yazmak bile üzüyor, rahatsız ediyor insanı ama görünen köy belki kılavuz da istemiyor. Ama söylemek gerek: Daha kötü olmadan iyi olmayacak. Yol sarhoş, yolcu sarhoş. Kaptandan söz etmek yasak. İçkiyi dağıtan, her kendinden geçene ve doya doya içene diş kirası veren de kaptanla tayfa zaten.

