Uydurma Gerçekler Hakikate Karşı

Post Truth – Okan Bayülgen ile Muhabbet Kralı | 20 Mart 2020

Parrhesia kadim Yunan’dan günümüze kadar kör topal olsa da ulaşmış yorgun bir sözcük. İlk kez duyuyorsanız, gayet normal sayılır. Çünkü hakikate ve yalnız hakikate saygı duymak onu savunmak.. Canınız pahasına bile olsa her durumda sadece ve yalnızca ona bağlı kalmak ve ona boyun eğmek.. Artık tamamen çağların gerisinde kalmış durumda. Öyle olunca, onu niteleyen sözcük de dilin loş dehlizlerinde sürünüp çürüyor. Modern dillerde karşılığı elbette yok. Günümüz dünyasında, hakikatleri çarpıtıp unutturup dilediğiniz kadar gerçek uydurabilirsiniz. Konuştuğunuz kişiye, topluma, güne ve hatta saate bağlı olarak şekil ve mana değiştiren aynı hakikatin binlerce yüzünden o sırada işinize geleni allayıp pullayıp gelin edebilirsiniz. Buna hakikat ötesi (post truth) deniyor. Kitleleri keyiften sarhoş eden bu pırıltılı yeni sanatın büyük ustaları ise orta çağın demagoji hilekarlığını alabildiğine boyutlandırma becerisi kazanmış yeni politikacılar. Safsata, çarpıtma ve düpedüz yalan ise bu kirli sanatın vaz geçilmez malzemeleri.
……
Devasa bütçesiyle devletin desteğinde yürütülüyor bu sanat, televizyon kanalları ve sosyal medya onların borazanlığını yapmak ve söylediklerini yayınlamakla beylerin işlerini kolaylaştırıyor. Ne çok yinelenirse, o kadar geçerli oluyor, hakikatin yerine alıyor yalanlar. Elde ettikleri akıl almaz imkanlar sayesinde, sıradan politikacılar büyük devlet adamı oluyor; hırsızlar ve soyguncular toplumun hizmetkarı pozuna bürünüyor. Gayet demokratik ve adil gibi görünen sahte başarılarının ardında ise beylerin düzinelerce danışmanaları ve yardakçıları ile birlikte binlerce yalan ve hileyi kullanarak diledikleri her hakikatin ırzına geçme mahareti var. Hakikatin ırzına geçerken aslında halkın ve hakkın ırzına geçtiklerini söyleyenler ise haklıdır. Bu yarışta şampiyonluk ise hiç kuşkusuz Trump nam sarışına ait. Halkın masum tepkilerini kolaylıkla nefrete dönüştürebiliyor. Boka bulanmış ayağını ağzına soksa ayakkabımın deliğine bakıyordum diyebiliyor ve olay unutuluyor. Dikili bir ağacım yok da dese, milayar dolarlık adamım da dese, alkışlanıyor. Şer güçler uydurmasını muhteşem bir bilim haline getirmiş durumda.
Şeytanı her zaman dışarıda onun.
O hiç yanlış yapmıyor, her türlü kötülük, melanet dışarıda. Ülkenin sorunu bazen Meksika’dan, bazen Çin’den kaynaklanıyor. Avrupa’dan, Araplardan, Rusya’dan her kim aklına gelirse ondan, ama daima dışarıdan geliyor sorunlar. Kurnaz yalanlarla toplumu daha güçlü bir Amerika için dış düşmanlarla mücadale etmek gerektiğine kayıtsız şartsız inandırmış görünüyor. Adamın varlık nedeni zaten Amerika’yı tekrar muhteşem yapmak. Bu uğurda her eylemi her yalanı mübah saymakta yalnız değil. Yandaşları, yalakaları, iş ortakları, partidaşları, danışmanları, avukatları ve kemik yalayıcıları da aynı havada. Kitleler de öyle. Böylesi kör bir bencilliğin en çok da Amerika’nın işine yarayan dünya sistemini çürüttüğünü çökerttiğini görmek yerine başkanlarına sadakat ve hayranlık duyuyorlar. Onu her türlü suçlamaya karşın destekliyorlar. Cehaletin örgütlenmesine dayanan ve taçlandırılan bu uyduruk başarının harcında ise o gerçek ötesi dediğim hakikata karşı sözümona yeni gerçekler uydurma ustalığı var tabii. Beyefendinin Amerika dışında da bir sürü hayranı var, yağınla sözüm ona devlet adamı da aynı kulvarda, yani belini incitmeden hakikatin ırzına geçme ustalığında onunla yarışmaya çalışıyorlar. Ama her halde birinciliği açık ara sarışın adama verirler. Kinaye keyfini bir yana bırakalım, çıplak hakikati söyleyelim: Çıkarınız için gereken her ne ise utanmadan onu yapmak ve söylemek kitlelerce de doğal kabul edilince, demokrasi yerine sürüleşme başlıyor; onlar sayesinde sadece siyasal hayatta değil toplumun her kesiminde ve dünyanın hemen hemen her yerinde şarlatanlar prim yapıyor; artık bu durum gayet doğal ve olağan hale geliyor.
Hakikatin inkarı çağın en yaygın sporu artık.
Toplumsal hayatı berhava eden bu bela, meşhur virüsten daha hızlı yayılıyor.
Her şey iyi hoş görünüşe de dünyayı yerle bir edebilecek küçük bir sorun var:
Uydurmaya ve tatlı yalanlara dayalı demagoji ve menfaat dünyası sürdürülebilir değil.

Yine ve yeniden… Krizden öte büyük bir buhranın eşiğindeyiz.
Bulduğumuz çareler hazin bir biçimde bizi bu noktaya getiren eski tedaviler. Kanı kanla yıkamak gibi.
Uydurma gerçeklere tutsak edilen hakikatler er geç hükmünü icra edecek.
Kemoterapinin kansere yol açtığına bile inandırdılar bizi.
Hakikatı inkar ediyoruz. Kendimize bile yalan söylüyoruz.
Günü gün ederken geleceğimizi tüketiyoruz.
Ameliyat yerine pansuman. Virüse karşı duadan medet umar haldeyiz.
Yaşadığımız çoklu organ yetmezliğine bir de hakikat gözüyle bakmak gerek.
Kimsenin zamanı yok zaten böyle karışık meselelere kafa yormaya..
Kimsenin işitmeyeceği, işitse duyamayacağı, duysa aldırmayacağı çığlıkları atmaya.
Yukarıdaki satırları yazdıktan sonra rastladım bu vedaya, yazının baştan sona gözden geçirilmesi gerektiğini anladım.
Umarım bir gün yaparız.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir