Cuma günü yaşananlar herkes gibi beni de çok düşündürdü.
Ayasofya çılgınlığından söz ediyorum. Tek merkezden yönlendirilen medya sayesinde camiye çevirme olayı aşırı ağırlıklı bir konu haline getirildi. Medyanın yanı sıra devlet her türlü gücüyle, diyanet, tarikat ve taşeron şirketlerin verdiği destekle birlikte iktidar partisince yönetilen ‘derin yapılanma’ ülkenin gündemini bir kez daha fazlası ile işgal etti. O yapılanmayı oluşturup yönetenler adına emsali zor bulunur bir başarı sağlandığını düşünüyorum. Ülkenin geleceği adına ise varılan nokta çok büyük bir talihsizliktir. Neden böyle düşünüyorum? Kısaca anlatacağım. Din ve vicdan hürriyetine, inanç ve ibadet özgürlüğüne kimsenin bir diyeceği yok ve kesinlikle olmamalı. Ama bunu çağdışı bir ideoloji, fetih ruhunun ve nefret suçunun bir aracı olarak ve her türlü hukuku hiçe sayarak siyasi menfaat için kullanmanın ciddi bir sorumsuzluk olduğu gayet aşikar. Hiç bir vicdan, hiçbir ahlak, hiçbir din bu kadar bencilliği, hoyratlığı ve nefreti kaldırmaz. Yapılanlar din ve vicdan özgürlüğü ile ilgisizdir. Payandalarını belirttiğim bu derin yapılanmanın fütursuzluğu ülkenin çok büyük badirelere gebe olduğunu açıkça gösteriyor. Yasama, yürütme, yargı dahil olmak üzere tüm organları ile devlet, diyanet, yandaş şirket üçlüsünün sınırsız imkanları, siyasal ve dinsel araçları ile donanmış bu yapılanma ve o yapılanmayı oluşturup yönetenler, bu ekipman (aparat) sayesinde ülkeye değilse bile ülkenin gündemine her zaman kolaylıkla egemen olabilirler. Aklı başında insanların ve özellikle alternatif bir iktidara özlem duyanlarla bu yolda liderliğe soyunmuş olanların dün iyice açığa vurulan bu gerçeği iyi anlaması, geleceğimiz açısından bence büyük önem taşıyor. Öte yandan, bu derin yapılanmayı yönetenlerin ülke insanları hayrına getirebileceği pek bir şey yoktur. Kanıtı son on veya on beş yıldır. Geniş halk kesimlerini dışladıkları ve buna karşılık ülke çoğunluğunca dışlandıkları ise kanıt gerektirmeyecek ölçüde ortada. Sergilenen ‘evrensel’ çatışma tavrı, topluma dikte ettirilen ben yaptım oldu yozluğu muhtemel bir büyük toplumsal uzlaşmaya açılabilecek zaten dar patikaları iyice tıkıyor. Bunu bir türlü göremeyen ve siyasetini sadece oy arttırmaya odaklayan, bunun için taviz üstüne taviz tazeleyen ana muhalefet liderliğinin ve bu arada sağdan oy devşirme isterisine swrgoşluk derecesinde kapılmış çok sayın İnce’nin kulakları çınlasın.. Böyle bir yapılanmanın geniş kitlelerle ekonomik manada doku uyuşmazlığı olduğu, bunun ise ülkede kalıcı bir ekonomik başarı ihtimalini sıfıra indirgediği de gayet açık. Ne enflasyon, ne işsizlik, ne ödemeler dengesi.. Kaygıları bunların hiçbiri değil. Mesele iktidarda kalmak, derin yapılanmayı ve onun önemli unsuru yandaş para babalarını ayakta tutmak ve güçlendirmek. Devlet olanakları çoktan sadece bu temel hedefe göre dağıtılır oldu. Sonuç: Ülke ekonomik olarak da toplumsal olarak kendini tüketiyor. Adeta dünya gerçeğinden kopuyor. Deniz ötesi maceralara atılıyor. Çok daha büyük bir açmaza götürüyor bizi bu süreç: Dünya sisteminin dışında kalma eğiliminde ve kendi kaynakları yetersiz bir ülkenin, üstelik ekonomisi bu ölçüde dışa bağımlıyken fetih ruhuna dayalı kılıç hakkına güvenmesi bu çağda tamamen akla ziyan bir durumdur. Kaçınılmaz olarak, dünya sisteminin merkezinden uzaklaşma sonucunu doğurur. Üç ayda on üç trilyon dolar likidite yaratmış bir dünyada elli milyar veya yüz milyar dolar bulamamak bu gerçekle de ilgilidir. Yabancı yatırımcının gelmediği ve yabancı kaynak bulamayan bizim gibi bir ülkenin, bırakınız ekonomik büyüme ve kalkınmasını sürdürmesini, bırakınız her yıl milyonlarca gence iş bulmasını, bırakınız yeterince ihracat yapmasını, normal üretimini sürdürmesini bile beklemek ancak tatlı bir hayaldir. Ne düşünsel ne ekonomik planda kendini yeniden üretemeyen, üç yüz yıl öncesinin fetihçi gazi devletinin özlemleriyle beslenen akla ziyan bir dünya görüşünü yapay yöntemlerle şişirip körüklemek ülkenin var olan çıkmazını daha derinleştiriyor. Yukarıda sözünü ettiğim iktidar partisi güdümünde davranan derin yapılanma, sözüm ona Ayasofya açılımı sayesinde biraz daha kemikleşti. Ülkeyi dünya gerçeklerinden biraz daha uzaklaştırdı. Karamsar olmak için yığınla yeni neden var.
….
Yine de sağduyu ile düşünmek gerekiyor. İktidar kitle desteğini kaybetmiş durumda. Yakın bir gelecekte, o desteğin seçmen nezdinde çok daha azalacağı bir mucize olmazsa kesin. Zaten Ayasofya gösterisi, derin yapılanma çevresinde yer almayan geniş bir kesimi iktidar partisinden biraz daha uzaklaştırmak pahasına, sanırım sırf o yapılanmanın tahkim edilmesi için sahneye kondu, hedefine de başarıyla ulaştı diye düşünüyorum. Bu parasal ve kutsal ittifakın özenle beslenerek ve belki de yeni imkanlarla desteklenerek güçleneceği görünüyor. Ülke gündemini ve iktidarın tercihlerini belirleme bakımından seçmenlerin büyük çoğunluğundan çok daha ağırlıklı bir hale gelen bu yapıyı memleketin en ciddi sorunu olarak görüyorum. Sorun bundan ibaretse enseyi karartmanın gereği yok o zaman, iktidar değişince sorun çözülür, asıl iş seçimleri almak, diyebilirsiniz. Bu bana çok yanlış geliyor. Böyle bir zinde gücün varlığı, gücü zayıflasa da sorundur. İstendiği zaman sokağa dökülebilecek böyledi bir kitle başa çıkmak için reçetesi, yöntemi olan var mı, bilmiyorum.
Meselenin başka bir yanı da şu:
Bir yanda o derin yapılanma, gayet iyi tahkim edilmiş örgütlü durumda. Disiplinden çok daha fazlası yani biat ve itaat esas. Her türlü imkan var. Ortak ve kutsal hedefler belirlenmiş. Mağduriyetler sürekli yalan yanlışla cilalanıyor. Sayıları ve oy güçleri ise sınırlı. Öbür yanda, örgütsüz bir bir seçmen kitlesi var. Oy gücü çok daha büyük. Ama ortak bir alan kesin bir hedef bile belirlenmiş değil. Parçalı ve alabildiğine dağınık. İtaat bir yana disiplin yerine bireysellik esas. Birincisinin ikincisinden çok daha zinde ve güçlü olduğunda hiç kuşku yok sanırım. Bu noktada yeniden, seçimleri alınca işler değişir mi diye sormak gerek. Belki sadede biraz değişir. İnanca ve çıkara dayalı ideolojik veya menfaat yapılarının katılığı ve gücü iyi bilinen sosyolojik bir gerçek.
…..
Peki, diyelim ki dediklerin doğru da, ne öneriyorsun sen arkadaş?
Her şeye rağmen, etkili ve geniş cepheli muhalefet için mutlaka yeni bir örgütlenme modeli geliştirmek şart. Buna herkesin zaman ayırması, zinde bir muhalif hareket için ezberlerinden ön yargılarından sıyrılması, ayrıntı üzerinde durmaması gerekiyor. Öte yandan, ülkede özgürlükler, muhalefet alanı ve imkanı her gün biraz daha daralıyor. Partisiz muhalefet olanakları zaten alabildiğine sınırlı. Seçimlerde oy artırmak hatta oyların ittifak halinde yüzde yetmişini almak bile, bana öyle geliyor ki bir partinin tek başına seçim kazanmasına yetmeyecek. Yetse bile, çoğunluğu alan partinin hükümet kurup iktidar olamadığını, yapmak zorunda kalacağı zorlu tercihler ve yazılması kaçınılmaz acı reçeteler yüzünden kısa zamanda yıpranıp parçalanacağını eğer seçim yapılır da öyle sonuçlar alınırsa kesinlikle göreceğiz.
Bu nedenle de, tek çıkış yolu, temel ilkeler etrafında yeni bir örgütlenme modelini hayata geçirmek. Başka bir şekilde söylemeli: Geniş parasal imkanlarla, özverili insan kaynağı ile donanmış akıllı bir örgütlenme modeli, onunla birlikte yepyeni bir muhalefet stratejisi gerekiyor ülkeye.
Diyanet, devlet ve taahhüt ticaret alanında yuvalanmış böyle her anlamda derin yapılanma ile sıradan yöntemlerle başa çıkmaya çalışınca ne mi oluyor? Atı alan bir yolunu bulup Üsküdar’ı geçiyor. Ve ülke kaybederken adam kazanıyor.
25 Temmuz 2020


