TÜRK VERGİ SİSTEMİ DERSİNDE DÖNEM İÇİNDE ÖĞRENİLEN KONULAR

Sistem nedir?
Sistem, mantıki bir bütünlüğü ve tutarlılığı olan, karşılıklı ilişki ve etkileşim içerisinde bulunan
parçaların meydana getirdiği bir bütün veya belirli kurallara göre işleyen bir işlergedir. Belli alt
sistemlerden oluşan bir bütün de demektir. Bir sistemin her bir parçası kendi içerisinde bir bütün
oluşturur. Bundan dolayı, her sistem büyük bir sistemin parçasıdır. Bir parçada oluşacak herhangi
olumlu ya da olumsuz bir gelişme diğerlerinide etkileyecektir. Örneğin, insan vücudu bir sistemi
oluşturur. Vücut sistemi, sindirim sistemi, dolaşım sistemi, boşaltım sistemi, sinir sistemi vb. alt
sistemlerden oluşur. Vücudu anlayabilmek demek, bu alt sistemleri anlamak demektir. Bu alt
sistemlerde oluşacak herhangi bir olumlu ya da olumsuz durum tüm vücudu etkiler. Örneğin, bir
ülkenin vergi sistemi iyi anlaşılmazsa, o ülkenin eğitim sistemi, hukuk sistemi gibi önemli
sistemlerde etkilenir. Bundan dolayı, sistem yaklaşımı sayesinde iç ve dış faktörleri bir bütün olarak
ele alabiliriz, bütünlük içinde bakarak çözüm geliştirebiliriz ve kapsamlı bir sınıflama yapabiliriz.
Vergi Sistemi Yaklaşımı: Devletler ekonomik ve sosyal fonksiyonlarının giderek artmasından dolayı,
kamusal ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için daha çok gelire ihtiyaç duymaktadır. Bu amaçla halktan
zorunlu olarak aldığı birim ya da değerlere vergi denilmektedir. 2’ye ayrılır.
a) Dolaylı Vergiler: Mal ve hizmetler üzerinden alınan vergilerdir. Alınan malın fiyatının bir parçasıdır:
b) Dolaysız Vergiler: Gelir ve servet üzerinden alınan vergilerdir. En önemlileri kişiler ve kurumlar
vergisidir.
Vergide Yansıma: Bir ürünü alırken biz KDV öderken, aldığımız ürünü satarken de karşı tarafın KDV
ödemesi.
Varlık Vergisi: İlk olarak savaş sırasında uygulanan vergidir. Gayrimüslümlerden ve iş adamlarından
alınmıştır. İnsanların varlık ve borçlarına göre alınan vergidir. Tek sefer uygulanmıştır.
Moratoryum: Borçlunun borcunu ödeyemeyecek durumda olduğunu bildirerek alacaklıya ödeme
planı önermesidir.
1875 yılında Osmanlı moratoryum ilan etmiştir.
1950-1958: Demokrat Parti, 1946 yılında Osmanlı’dan kalan tüm borçların ödenmesine rağmen
tekrardan moratoryum ilan etti.
Vergi Harcaması: Ülkenin alacağı vergiden vazgeçmesi. Teşvik amaçlı kullanılır. Tam mükellef: Bir
bireyin yeryüzünde elde ettiği tüm gelirleri yaşadığı yerde
ödemesine denir.
Örneğin, bir kişi Akdeniz iklimini sevdiği için Akdeniz’de yaşayor, Almanya’da evi var ve Amerika’da
hisseleri var. Bu durumda Türkiye’de yerleşiklik yaşadığı için
toplam kazancının vergisini Türkiye’ye ödemek zorunda. Yani dünyanın her yerinde kazanılan
gelirlerin vergisini ikamet edilen yerde ödemeye denir.

Dar Mükellef: Verdiğim örneğe göre sadece Amerika’da vergi ödenmesidir.
Double Taxation: Çifte vergilendirme demektir. Aynı vergi konusu üzerinden, aynı
vergilendirme döneminde birden fazla vergi alınması durumudur. Her ekonomide 3 temel hedef
vardır.
a) Ekonomik büyümeyi sağlama
b) İstihdam yaratma
c) İstikrarlı ve dengeli bir büyüme
Türkiye şuan ağır bir ergenlik dönemi geçirmektedir. Sürekli harcama, barçlanma ve var olmayan
kaybakları tüketme ve en önemlisi tasarruf yapmamaktadır.
Türkiye ekonomik olarak büyümektedir. Fakat tasarruf ve yatırım yoktur. Bu durumu dışardan borç
alarak sağlamaya çalışmaktadır.
Yapısal Reform: Yenilik demektir. Ülkeler kendilerini zayıf gördüğü konularda sistemi gelişirir. Bir
sistemin daha verimli çalışabilmesi için ve şoklara karşı dayanıklı bir hale gelebilmesi için, o sistemin
yeniden yapılandırılmasıdır.
Örneğin: İstanbul’u olası bir depreme karşı daha dayanıklı halde getirmek. Eski dayanıksız binaları
yıkıp, dayanıklı binalar inşa etmek. Bu hem zaman hem para alır. Fakat, kalıcı bir çözümdür. Geçici
çözümler çok daha büyük sorunlara sebep olabilir.
Türkiye’nin ihtiyacı olan ekonomik yapısal reformlar:
1) Büyümenin ithalata bağımlı yapıdan çıkması ve cari açığın düşürülmesi: İç tasarruf artışı ve yerli
girdilere yönelimi geliştirir.
2) Dolaylı vergilere dayalı olmaktan çıkıp dolaysız vergilere ağırlık veren bir yapıya dönüşüm
3) Tasarruf düzeyini arttırma
4) Firma ve kişilerin yatırıma gitmesini kolaylaştırma: dışa bağımlı bir toplum yaşantısını düzenler.
5) Gayrimenkul vergisinin arttırılması: Konut spekülasyonunu azaltır ve rantçılığı engeller.
6) Yabancı para tutmayı engellemek: Bu sorunun varoluş nedeni, devlet içerisindeki ekonomik
sisteme güvensizlik ve paranın enflasyondan dolayı değer kaybetmesinden dolayı olur.
Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi arasındaki fark:
Kurumlar vergisi işletmelerden alınır. Ticari bir alışverişte vergi için yılsonu beklenmez. Devlet
ödemeyi yapan firmadan ödeme yaparken kesinti yapmasını
ister. Şirketin kesinti yaparak ödeme yapmasına stopaj denir. Şirket kesinti yaptığı tutarları dönem
sonunda muhtasar beyanname ile devlete öder.
Gelir Vergisi ise kişilerden alınır. Senede 1 defa devlete beyan edilir.
ÖTV ve KDV arasındaki fark:
KDV, ülkemizde mal ve hizmet teslimi içinde, teslim alanın teslim edene ödeyeceği vergidir.
ÖTV, belirli mal ve hizmetler üzerinden alınan vergidir.
KAZANÇLAR:
1) Ticari Kazanç
2) Zirai Kazanç
3) Serbest Meslek Kazancı  4) Ücretler
5) İratlar
6) Diğer kazanç ve iratlar

Örneğin: Bir kişi ders veriyorsa Serbest Meslek Kazancıdır.
Bir kişi dershanede çalıştırıyorsa Ticari kazançtır
Bir kişi dershanede çalışıyorsa Ücretlendirmedir.
Tahakkuk: Devletin ya da bir firmanın bireyden alacağı miktarı kanun yoluyla kesinleştirmesidir.
Tahsil: Tahakkuk edilmiş bir miktarın kişi ve ya bireyden alınmasıdır. Dolaysız vergiler, neden daha
çok ihlale sebep olur?
a) Sübjektif discrimination
b) Kişiselleştirmeye dayalı olması c) Servet beyanındaki usulsüzlükler
Gecekondulaşma: Türkiye vergi sistemi, Almanya’dan esinlenerek oluşturulmuştur. Türkiye yapısına
ve işlevine uygun olmayan bu sistem, kişilerce istekler doğrultusunda değiştirilmiş ve garip bir hal
almıştır.
Ahbap Çavuş İlişkileri: Aslı Ahbap Çavuş kapitalizmidir. Bozulmuş ekonomileri anlatmak için
kullanılır. Örneğin, Türkiye demokrasisi bir Ahbap Çavuş demokrasisidir. İlkeler var gibi gözüksede,
uygulamada yoktur. Anayasaya bakıldığında yargı bağımsız görünür, oysa yargı iktidar hakkında bir
uygulama yapamaz. İnsana hak ve özgürlüklere saygı duyulduğu söylenir, fakat protestolar
cezalandırılır, gazeteciler tutuklanır.
Osmanlı Toprak Düzeni
Tımar: Yıllık geliri 3.000 ile 20.000 akçe olan topraklara denirdi. Savaşlarda yararlılık gösterenlere
verilirdi. Tımarlı sipahiler gelirlerinin bir kısmı ile atlı asker yetiştirirlerdi. Tımar sistemine bağlı
topraklar ‘’tahrir defteri’’ ne yazılırdı.
Has: Yıllık geliri 100.000 akçeden fazla olan toprağa denilirdi. Padişaha, divan üyelerine, şehzadelere
verilirdi.
Zeamet: Yıllık geliri 20.000 ile 100.000 akçe arasındadır. İkinci derecedeki memurlara verilirdi.
Çalışma Soruları
1)Vergiyi tanımlayınız. Harçla farkını açıklayınız.
Vergi, kamu hizmletlerini karşılamak amacıyla, kişilerden ve kuruluşlardan kanun yoluyla topladığı
paralardır. Veri, devlet ve diğer kamu kuruluşlarının, kamu hizmetlerinin finansmanını karşılamak
üzere kişilerden zorla aldıkları paralardır. Anayasada yer almasından dolayı yerine getirilmesi
zorunlu ve çok önemli bir ödevdir. Zorla alınması anayasada yer almasından ve vatandaşlık görevi
olmasından kaynaklanmaktadır.
Harç, kamu kuruluşlarının sundukları bazı hizmetler karşılığında, bu hizmetlerden yararlananlardan
aldıkları ödemelerdir. Bu ödemelerin doğması için toplum yararı sağlanmış olabileceği gibi özel
yarar da sağlanmış olabilir. Pasaport harçları, harç ödemelerine örnek gösterilebilir. Harçlar da
zorunludur. Vergi ve harç arasındaki belirgin fark; vergilerin aksine harç ödenmesi karşılığında bir
hizmet alınmasıdır.
Vergiler;
Karşılıksızdır.
Özel yarar elde edilmez.
Ödeme gücü ilkesine dayanır. Merkezi yönetim gelirleri içindedir. Harçlar;
Karşılıklıdır.
Özel yarar vardır.

Faydalanma ilkesine göre alınır. Yerel yönetim gelirleri içindedir.
2)Vergide kanunilik ve hukukilik kavramları nelerdir? Varlık vergisi uygulaması içinde ele alınız.
Verginin kanuniliği, vergi kurumunun hukuksal yapısının temel koşulu olup, oranının, alınma
zamanının, yönetim ve yükümlülükler bakımından belirginliğine dayanır. Yükümlülüklere güven
veren bu ilke yönetimde kararlılık sağlamaktadır. Herkesi eşit biçimde kapsamına alan vatandaşlık
görevinin göstergesidir. Bu ilke, keyfi uygulamaları önleyecek durumları yasada yer almasını
gerektirir ve vergi yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi ve kaldırılmasını
yasa ile zorunlu kılar.
Verginin hukukiliği ilkesi, bir verginin kimden, ne kadar, ne zaman ve nasıl alınacağının kanun
tarafından belirlenmesidir. Kişilerin keyfi uygulamalarından koruması ancak bu yolla mümkündür.
Varlık vergisi ise savaş sırasında uygulanan bir vergidir. Gayrimüslimlerden ve iş adamlarından
alınmıştır. İnsanların varlık ve borçlarına göre alınan vergidir. Tek seferlik uygulanmıştır. Böylece
verginin kanuniliği ve hukukiliği ilkesine dayanarak bu uygulama önlenmiştir.
3)Türkiye’nin vergi yapısı, başlıca vergilerin özellikleri, toplam vergiler içindeki ağırlıkları ve ana
gruplar itibariyle dağılımını açıklayınız.
Vergi yapısı: vergi yapısı kavramı ile bir vergi sisteminde dolaylı ve dolaysız vergilerin birleşimi ve
ağırlıkları anlatılmak istenir.
Dolaylı vergiler, kazanç ve gelir yerine, harcamalar üzerinden alınırlar. Bu nedenle dolaylı vergilerin
şahsileştirilmesi güçtür. Başka bir deyişle, dolaylı vergilerde vergiyi yüklenenin gelir düzeyi, medeni
durumu ve benzeri şahsi özellikleri dikkate alınmaz.
Dolaysız vergiler, kişilerin gelir ve kazançları üzerinden alınan vergilerdir. Dolaysız vergilerde, gelir
elde eden kişinin gelir düzeyi, medeni durumu, gelirin elde edildiği kaynak ve benzeri pek çok husus
dikkate alınarak daha adil bir vergileme söz konusu olabilir.
Türk vergi sistemi 3 grup vergileri oluşturur. Bu 3 grup vergiler, Gelir üzerinden alınan vergiler,
Harcamalar üzerinden alınan vergiler,
Servet üzerinden alınan vergilerdir.
Türk vergi sistemi, 1950’li yıllarda Almanya’dan direkt kopyala yapıştır olarak alınması ile sorunlar
başlamıştır. O zaman Türkiye’nin sosyoekonomik durumu Almanya ile aynı değildi. Temel
sorunumuz burada patlak verdi ve bize ait ve uygun olmayan bir sisteme yıllardır uymaya
çalışıyoruz ve artık türk vergi sisteminde çarkların büyük bir çoğunluğu dönmemeye başlamıştır.
Gelişmiş ülkere göre dolaylı vergiler %30- %40 aralığında iken, Türkiye’de %60- %70 aralığındadır.
Gelir vergisi (%15-%35): Gelir üzerinden alınan vergidir. Gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine
tabidir. Gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır.
Kurumlar vergisi (%22): Kurum kazançları üzerinden alınan vergidir.
Veraset ve İntikal vergisi: Bedelsiz veya karşılıksız olarak elde edilen servet unsurlarından alınan
vergi türüdür. Yani servet üzerinden alınan vergidir.
KDV (%18): Harcamalar üzerinden alınan vergidir.
ÖTV: Belirli mal veya ürünler üzerinden oransal olarak alınan bir harcama vergisidir.
BSMV
4)Vergide yansıma nedir, aşamaları nelerdir?
Verginin yansıması, kanuni mükellefi tarafından ödenen bir verginin fiyat mekanizması aracılığıyla kısmen veya tamamen üçüncü kişilere aktarılmasıdır.
Örneğin: bir ürünü alırken biz nasıl KDV ödüyorsak, aldığımız ürünü satarkende karşı tarafın KDV
ödemesi.
Verginin ödenmesi aşaması: Bir vergi asla ödenmeden yansıtılamaz.
Verginin vurgusu aşaması: Ödenen verginin mükellefte oluşturduğu psikolojik baskıyı ifade eder.
Verginin devretme aşaması: Vergiyi ödeyen kişi fiyat mekanizması ve benzeri araçlarla vergi yükünü
başkalarına devretme aşamasıdır.
Verginin yerleşmesi aşaması: Vergi yükünün artık devredilemeyecek şekilde kişilerin üzerinde
kalmasını ifade eder.
5)Vergi ile bütçe arasındaki ilişki nedir?
Bütçe, devletin gelecekteki bir dönemde gerçekleşmesi öngörülen gelir ve giderlerin karşılıklı
tahminlerini içeren cetveldir. Vergi devletin en büyük gelir kaynaklarındandır. Yatırımlarda ve bütçe
açığını kapatmalarda kullanılır. Mükelleflerde ülkenin bütçesine bakarak verdiği verginin nerede
kullanıldığını görebilirler.
6)Moratoryum, Duyun-u Umumiye ve Dış Borçlanmayı bağlantılı şekilde anlatın.
Osmanlı imparatorluğu ilk dış borçlanmasını 1854 Kırım Savaşı’nın finansmanını sağlamak için
yapmıştır. Bunun en önemli nedeni; Osmanlı’nın sanayi devrimine girememiş olması ve dışarıdan
almak zorunda kalmasıdır. Eskiden kendi imalatı ile yaptığı savaş malzemeleriyle girdiği savaşlara,
artık Batı’dan alacağı malzemelerle girmek zorunda kalmasıdır ve bunları ödemek için ana paraya
ihtiyacı vardı. Osmanlı imparatorluğunun dış borçlanmalarının çoğunluğu savaşların, bütçe
açıklarının finansmanı ve borçların yapılandırılması içindi. Bu borçlar, bir süre sonra ‘’borç ödemek
için borçlanmaya’’ dönüşmüştü. Osmanlı imparatorluğu bu borçlarını yeniden yapılandırarak ama
ciddi güç ve itibar kaybederek yoluna devam etmişti. Osmanlı alınan borçların anaparası bir yana
faizleri bile ödeyemez haldeydi. Bunun üzerine Osmanlı İmparatorluğu bir kararnameyle vadesi
gelen borçların yarısını ödeyeceğini açıklayan moratoryum ilan etti. Türkiye, Osmanlı borçlarının
geri ödenmesini ilk borcu aldığı 1854 yılından tam 100 yıl sonra 1954 yılında tamamladı.
Osmanlı borçlarının tasfiyesi Türkiye Cumhuriyeti’nin 30 yılına mal oldu. Cumhuriyet’in ilk
kuşaklarının dış borçlanmadan uzak durmasının en önemli nedeni 1954 yılına kadar ödemesi
sürmüş olan Duyun-u Umumiye borçlarıdır. Ayrıca Demokrat Parti 1950-1958 yılları arasında iktidar
süresinde 1946 yılında Osmanlı’dan kalan dış borçların tamamen ödenmesine rağmen tekrardan
moratoryum ilan etmiştir. Dış borçlarla ilgili olarak Osmanlı İmparatorluğu 1875’te moratoryum ilan
etmiş, 1881 yılında Duyun-i Umumiye idaresi kurulmuş, ve Türkiye Cumhuriyeti 1958 yılında yine
moratoryum ilan etmiştir.
7)Uluslararası vergi mükellefliği ve tam-dar mükelleflik kavramlarını açıklayınız.
Bir bireyin yeryüzünde elde ettiği tüm gelirleri yaşadığı yerde ödemesine tam mükellef denir.
Örneğin, bir kişi Akdeniz iklimini sevdiği için Akdeniz’de yaşıyor. Almanya’da evleri var ve Amerika’da
hisseleri var. Bir çok yerden gelir elde ediyor. Türkiye’de yerleşikliği olduğu için toplam kazancının
vergisini ikamet ettiği yerde ödemek zorunda.
Dünya’nın her yerinden kazanılan gelirlerin vergisini, ikamet edilen yerde ödeniyorsa tam
mükelleflik olur.
Eğer sadece kişi Amerika’da vergi ödeseydi dar mükellef olurdu.

Amerika’da ödenen vergilerin kanıtlanması durumunda, Türkiye’de ödenen vergiden düşürülmesi
mahsuplaşmaktır ya da hesaplaşmaktır.
8)Vergi kaçırma ile Vergiden kaçınma arasındaki fark nedir?
Vergiden Kaçınma:
Vergi ödemek veya daha az vergi ödemek için tercihlerini farklılaştırır. Örneğin, 2000 cc motor bir
otomobil almak suretiyle ÖTV, KDV, MTV vergilerini ödemek yerine tercihini daha düşük silindir
hacmine sahip bir otomobilden yana kullanır. Aynı şekilde sigara veya içki üzerindeki vergi yükünü
yüksek bulup alışkanlıklarında değişikliğe gidebilir.
Vergi Kaçırma:
Kişi ilgili mevzuatla öngörülen kuralları çiğnemektedir. Ödemesi gereken vergiyiyi düşük beyan
etmekte, düşük beyan etmekte, düşük beyana yol açarak işlem ve eylemlere girişmekte ve böylece
olması gerekenden daha az vergi ödemektedir. Ya da kazançlarını vergi idaresinin dışında tutup hiç
vergi ödememektedir.
9)Türk Vergi Sisteminde yer alan en önemli 4 vergiyi karşılaştırma yaparak açıklayınız.
Şahıslardan alınan vergi gelir vergisi olarak adlandırılır. İşletmelerden alınan vergi kurumlar
vergisidir. Şahıslar gelirlerini yılda bir defa Mart ayında hazırlayacakları beyanname ile devlete
bildirirler. Ticari bir alışverişte taraflardan biri serbest meslek makbuzu ile çalışabilir. Bu nedenle,
devlet kazançtan vergi almak için yıl sonunu beklemez. Devlet ödemeyi yapan firmayı ele alır ve
ödeme yaparken kesinti yapmasını ister. Şirketin kesinti yaparak eksik ödeme yapmasına stopaj
denir. Şirket kesinti yaptığı bu tutarları dönem sonunda muhtasar beyanneme ile devlete öder.
ÖTV vergisi ise belirli mal veya ürünler üzerinden maktu veya oransal olarak alınan bir harcama
vergisidir. ÖTV’ye tabi mallar kısıtlı olduğu için mükellef sayısı azdır. ÖTV vergisinin hazine
gelirindeki önemi fazladır.
KDV vergisi, harcamalar üzerinden alınan vergidir. Oranı, devletçe belirlenen kanunca zorunlu
olarak devlete ödenilen paradır. ÖTV tek aşamalıdır. ÖTV vergisine sahip mallar tek bir defaya
mahsus olmak üzere imalat, ithalat aşamasında alınır. ÖTV’ye sahip malların tekrar el
değiştirmesinde yeniden ÖTV alınması söz konusu değildir.
10)Türkiye tarihinde yaşanan ekonomik krizlerden bildiklerini anlatınız.
1929 krizi ardından Türkiye ardı ardına bir çok kriz yaşamıştır.
1946 Krizi
Hükümetlerin temel hedefinin sanayileşme olmasına karşılık, tarım 1950 ortalarına kadar ekonomik
gelişmede belirleyiciliğini korumuştur. Nitekim tarımın GSYİH içindeki payının 46-59 döneminde 37-
46% arasında değiştiği görülmektedir. Savai yıllarında Türkiye’de üretimin hızla gerilemesinde
tarımdaki düşüş etkili olmuştur. Tarımda çalışan genç nüfusun askere alınması ve araç gereç
yetersizliği nedeniyle 1945 yılında tarımsal hasıla %59’a, GSYİH %71’e gerilemiştir. Bunun üzerine
krizden çıkılabilmesi için bir çok yenilikler yapıldı. Sanayi ve ekonomi alanında değişik kararlar alındı.
Bunlardan biri, döviz kurunu gerçekçi bir yapıya kavuşturmak için yaptığı TL’yi ABD doları karşısında
%50 oranında devalüe etmekti. Bu karar maliyet enflasyonuna neden oldu, ithalat hızla arttı ve dış
ticaret açığıda oldukça arttı. Piyasalarda bir durgunluk ve daralma oluştu. Sanayi projeleri rafa
kaldırıldı. Ülkede özel sermaya teşebbüslerinin önemi arttı ve ekonomi her geçen gün daha kötüye
gitti.

1982 Banker Krizi
Yüksek enflasyon nedeniyle, işletme kredisi gereksiniminde olan kuruluşlar bankalar yerine, yüksek
faiz vererek tasarrufları kendilerine çeken bankerlere başvurdular. Toplanan büyük paralar bir çok
kişiyi bankerlik yapmaya yöneltti. Bankerler arasında çıkan faiz yükseltmeleri, borç alınan paraların
ödenmesi için, sonradan daha yüksek faiz ile borçlandırmak zorunda kaldı. Böylece üst ğste çok
sayıda iflas oldu ve on binlerce küçük tasarruf sahibinin para kaybıyla sonuçlandı.
1990-91 Krizi (Körfez Krizi)
Türkiye ekonomisinin dış etkilerle şekillenen ilk krizi 1990 yılındaki Körfez Krizi’dir. 2 Ağustos
1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle, ABD öncülüğündeki 40’a yakın ülkenin dahil olduğu bir
koalisyon gücü, Irak’a karşı askeri harekat düzenledi. Körfez Savaşı olarak bildiğimiz bu savaş 17
Ocak 1991-28 Şubat 1991 arasında gerçekleşti. Yanı başımızda cereyan eden bu krizin ve savaşın
sonucunda, Türkiye’de tüm denge ve beklentiler bir anda değişti. Dövize olan talepte patlama oldu.
1990 yılında enflasyon %40 iken, 1991’de %61’e fırladı. Ekonomik büyüme %9’dan %0’a kadar düştü.
Sayısız işletme battı.
2000 Krizi
99 depremiyle Türk ekonomisi iyice zarara uğramıştır. Ekonomik büyüme -6% olmuştu. Bankalar
önemli oranda likidite sorunu yaşıyordu. Repo faizleri hızla yükselmişti. Borsalarda düşüş meydana
geldi. Merkez bankası döviz rezervi hızla eridi, gecelik faizler 240’a fırladı. Peşi sıra gelen 2001 krizi
çok daha kötü ve sasyonel biçimde patlak verdi.
2001 Krizi (Kara Çarşamba)
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin gördüğü en büyük ekonomik kriz olan 2001 krizi, ülkenin Kara
Çarşambası olarak adlandırılır. Bir yandan 2000 krizinin artçı şokları devam ederken, bir yandan IMF
Türkiye’ye dalgalı kura geçmesi yönünde büyük bir baskı uyguluyordu. Milli Güvenlik Kurulu
toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasında yaşanan
siyasi gerginlik, “kafaya anayasa fırlatma” hadisesi ile doruğa ulaştı.
Bu gerginlik, bir anda tüm ülkeyi etkisi altına alan korkunç bir ekonomik krizin fitilini yaktı. Aynı gün
borsa %14,6 oranında tarihi bir düşüşle kapandı, gecelik faizler %7500’e ulaştı, Merkez Bankasından
7,6 milyar dolarlık döviz çıkışı gerçekleşti. Bir gün önce 670 bin TL olan dolar 1 milyonu aştı. Kamu
bankalarının likidite ihtiyacının karşılanamaması, ödemeler sistemini kilitleyecek boyutlara getirdi.
Sayısız insan işini kaybetti, sayısız şirket büyük borçlarla battı. Bu örtülü devalüasyon ile birlikte
TL’nin değeri %40 civarında düştü; devletin borcu da 29 katrilyon TL arttı.
2008 Krizi
Düşük gelirli ve zayıf kredi geçmişine sahip hane halklarına verilen yüksek riskli suprime ve
mortgage 2000’li yılların başından itbaren görülen düşük oranları, düşük enflasyon oranları ve
parasal genişlemeler ile ABD’nin Merkez Bankalarına olan güveni arttırdı. Yatırımcıların bu güvenli
ortamdan dolayı riskleri göz ardı etmesi konut kredilerinde artışa neden oldu ve özensiz konut
kredileri ve vasıfsız kredilerin riskli görünmesi finansal krize yol açtı. Bu krizle birlikte Türkiye’nin cari
açığı artmış, makro ekonomik veriler kötüleşmiş, eksi büyümeler yaşanmış, artan işsizlik ve
yolsuzluk milli geliri azaltmıştır.
BURCU ASLAN

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir