Mahkemenin vermiş olduğu cezanın uygulanma vakti gelmek üzereydi; Sokrates yatakta yatıyor, zehiri verecek adam zehiri hazırlıyordu.
Güneş dogmak üzereydi.
Zehiri hazırlayan adam sürekli vakti erteliyordu; Sokrates adama sordu: “Zaman geçiyor, güneş doğuyor, bu gecikme neden?”
Adam Sokrates’i seviyordu, onu mahkemede duymuş, içindeki güzelliği görmüştü, tek başına Atina’dan daha zekiydi. İnfazı geciktirmek, biraz daha yaşaması için, ona zaman kazandırmak istiyordu.
– Sokrates “Tembellik yapma, hadi zehiri getir” dedi.
Zehiri veren adam “Niçin bu kadar heyecanlısın?
Yüzünde öyle bir ışıltı ve öyle bir merak görüyorum ki… Anlamıyor musun, öleceksin!”
Sokrates : “Bu bilmek istediğim birşey. Hayatı tanıdım, güzeldi; tüm kaygılarıyla, kederleriyle yaşam halâ bir keyiftir. Yalnızca nefes almak bile, bir mutluluk sebebidir. Yaşadım, sevdim; canım ne isterse yaptım, içimden ne geldiyse söyledim. Artık ölümü tatmak istiyorum.
Ve ne kadar çabuk olursa o kadar iyi.”
İki olasılık var: Ya doğulu mistiklerin söylediği gibi ruhum başka şekillerde yaşamaya devam edecek ki, bedenin yükünden özgür bir şekilde ruhun yolculuğunu sürdürmesi çok büyük bir heyecandır, beden bir kafestir ve onun sınırları vardır…
Ya da materyalistlerin söylediği gibi, bedenim öldüğünde herşey ölür. Geride kimse kalmaz.
Bu da çok farklı bir heyecandır!
Olmanın ne olduğunu biliyorum.
Ve olmamanın ne olduğunu bilme anı geldi.
Ve artık olmadığımda sorun nedir?
Niçin onunla ilgili endişeleneyim?
Endişelenmek için burada olmayacağım, o halde ne için vakit kaybedeyim…
Alıntı
Saygıyla

