Seçim sonrasının en önemli sorusu artık bu.
Ekonominin rayından çıktığını herkes biliyor, Hazine ve Maliye Bakanı olarak atanan Mehmet Şimşek daha ilk konuşmasında ‘ekonomi için rasyonel zemine geçmekten başka çare yok’ dedi. Türkçesi, akılcı olmak yani akıl dışı serüvenlerden vaz geçmek zorundayız.
Yanlışlarla dolu ekonomik politikanın en akıl dışı işi, dünya alemin bildiği bir gerçeği tersinden okuyup uygulamak oldu. Enflasyona çareyi faiz indiriminde aramak, kanserin çaresini daha çok sigara ve içkide bulmak veya kemoterapinin öldürücü olduğunu söylemek gibi bir şeydi. Akıldışı politikaların en uç noktalarında olduğumuzu son iki yıl bize ayen beyan gösterdi.
Şimşek bu çöküş ortamında başarılı olur mu, dersiniz?
Başkanlık sisteminde siyasi güçten yoksun bir bakanın etkisi elbette sınırlı olur. Veri şartlarda etkisi çok daha cılız olacaktır. Doğruları bilse de onun uygulamaları sık sık dar boğazlarla, çıkmazlarla, olmazlarla karşılaşacaktır. Bu kesindir.
Bu görüşü destekleyen bir gerçek şu: Enflasyonla mücadele, başka önlemlerin yanı sıra, kemer sıkma politikalarını yani para ve kredi musluklarının kısılıp bütçe açıklarının düşürülmesini, bu nedenle kamu harcamalarının azaltılıp vergilerin artırılmasını, ayrıca ithal mal talebinin caydırılmasını gerektirir. Seçmeninden korkan hiçbir iktidar bunları tam anlamı ile yapmaz, yapamaz. Yapar görünür, yaptığı pek de işe yaramaz; söz verir ama tutamaz.
Bu krizden çıkışın temel staretijisi nedir diye soracaklar için özlü bir cümle ile söylemeye çalışalım: Bu hükümetin son on yıldır yaptıklarının tam tersini yapmak. On yoldan beri yanlış şeyler yaparak iktidarını sürdüren bir hükümetin, tersini yapmaya pek de gönüllü olmayacağı neden şaşırtsın ki bizi. Ama sonunda deniz bitti, bıçak kemiğe dayandı, o nedenle yeni şeyler yapmak zamanı. Şimşek o nedenle zorla yolla ve belirli konularda şartları kabul edilerek görev almaya razı edildi zaten. Böyle düşünmekte haklılık payı yok, değil ancak aldanmak da mümkün.
Madalyonun öteki yüzüne bakalım o zaman: Yabancı kaynak çekmek için Şimşek iyi bir imkandır. Buna karşılık, bir gözü on ay sonraki yerel seçimlerde olan popülist bir hükümet, enflasyonu durdurmak arzusu ve cesaretinden yoksundur. Yani kemer sıkma politikalarını UYGULAYAMAZ.
Bu gerçeklere rağmen yeni bakanın ülkeye borç bulma konusunda belirli ölçüde başarı sağlaması muhtemeldir, ama yapısal reformları gündeme getirip gerçekleştirerek ekonomide üretkenliği arttırmasını ve yeterli bir tasarruf ivmesi ile kamuda israfı önleyip iç talebi kısarak enflasyonda somut ve kalıcı bir başarı sağlamasını beklemek pek gerçekçi görünmüyor. Açıkça söylemek gerekir ki, bu kötümserliğin nedeni onun şu veya bu konudaki güya yetersizliği değil. Ama ülkedeki politik kültürün ve dolayısı ile siyasal partilerin genelde gayet popülist hatta çoğu kez peşkeşçi bir karakter taşımasından. İktidarların, toplumun uzun vadeli çıkarları yerine, her şeyden ziyade seçim kazanmaya ve kusa vadeye odaklanmalarından kaynaklanıyor. Bugünün iktidarı bu kültürün üstünde güçlenmiş ve o kültürü semirterek meşrulaştırmış olmanın haklı gururuyla halen dimdik ayaktadır.
Hal böyle olunca, Şimşek’in hesap verilebilirlik, kurala bağlı ekonomik politika, şeffaflık, kurumların güçlendirilmesi gibi çağdaş hedeflerini hayata geçirecek bir siyasi irade bugün tabii ki yoktur. Öyle görünüyor ki o hedeflerin gerçekleşmesini bir kez daha çıkmaz yılın gelmez bir baharına ertelemek zorunda kalacağımızı, muhtemelen, biraz da Ağbal’ı uğurladığımız günlerdeki hüzünle, sanırım er veya geç hep birlikte göreceğiz.
Yanılmayı dileyerek yazdım.
Modaya uyarak ekleyelim: Allah memleketin yar ve yardımcısı olsun.

