Sevgili Nietzsche yani Niçe,
Sağlığında güzel buyurmuşsun. Kimine göre yalnızlık hasta kişinin kaçışıdır, kimine göre ise hasta kişilerden kaçıştır, demişsin. Seçilmiş yalnızlıkla zorunlu yalnızlık arasında nitelik farkı var, çok doğru. Bir de onurlu yalnızlık var ki, tek ömür yaşadın da onun muhteşem mucidine yetişemedin sen. Boş ver.
Yalnızlığın saadetin zirvesi olduğunu ilan etsen aslında daha haklı olurdun. Onu yaşayanlar iyi bilir. Tadına doyamazlar.
Sen de iyi bilirsin yalnızlığı, hiç kuşkum yok.
Kimden duydun hocam, sen nerden biliyorsun beni, diye sorarsan.. Birkaç satırda anlatayım: Oralara haber belki henüz yetişmemiştir, sorduğuna göre sen benden duy: Madam Salome üçüncü gençlik çağını bizim sitede her gün başka bir masada göz süzüp işvelerle üzüm yiyerek keyifle geçiriyor, epey de hızlı yaşıyor.
Geçen gece yarısı ikimiz birlikte ve epeyce giyinik olarak bir tepede denizle kucaklaşan mehtabı hayran hayran seyrederken söz senden açıldı. O söyledi senin hakkında bana bunu. O hep yalnızdı, dedi. Benle de yalnızdı, bensiz de. Kendiyle olmak yetmiyordu, kendi dahil başka birine yetecek sabrı, başkasına dayanacak kadar gücü yoktu.
Sesinde bir sızlanma tınısı duydum, üstünde durmadım.
Bilirsin, akıllı kadındır; bir de güzel ki, burada hemen ne yazık ki demek. zorundayım, çünkü güzelliği pek de bildiğin gibi değil. Hayatının gençliğini üçüncü kez yaşamak noktasına geldiğinde biriktirdiği engin deneyimi… Bu arada, edindiği deneyimlerle birlikte akla gelmez kaprislerini ve yığınla başka şeyi sadece ve yalnızca üzüm yerken gösteriyor nedense..
Şuh ve inatçı.. Ele geçilmez bir çekiciliği var, dirhem dirhem paylaşıyor değerli bildiğimiz her neyi varsa. Üzüm tanesini dudaklarının arasına aldığı anda yüzünde tüm bunları görüyor insan. Deneyim dediğin budur işte.
Dudaklarının arasında üzüm tanesi yoksa. Öyle zamanlarda ruhuna kıran girmiş emekli afrodit gibi omuzu yıkık, kaşları çatık, dik dik bakıyor herkese; kaşlarını çatmaktan, herkese kara kara bakmaktan yorulunca erkek fare peşinde yaz boyunca boşuna koşmuş yalnız bir fare gibi somurtuyor. O ruh kendisini ele geçirdiğinde ise çareyi yine beceriksiz fareler gibi peynire saldırıyor.
Nedendir onun beyaz peynire onca düşkünlüğü? Onu çözememiş hiçbir hayranı bilmiyor, anlamıyor. Sen de dahil.
Onu önce kendinin sonra dünyanın başına bela etmekten ötürü son zamanlarda gizli gizli hayıflandığın haberleri geliyor bize öte taraftan. Takıntı yapma bence sen, olan olmuş ölen gitmiş.
Geriye kalan ne? Hayır aşk değil Sevgili Niçe.
Şimdi varsa yoksa, dolgun dudaklar arasında kütür kütür ezilen mor üzüm taneleri. Dudaklarının sahibine sorsan, en yücesi sevişmelerin, diyor. Sonra da kendi diliyle kendi dudaklarını bir güzel yalıyor.
Bunları okuyunca da kasmaya kalkma sakın.
Karamsarlığın da bir sınırı var. Sen öldüm diyorsun, zaten yaşarken en çok bunu istiyordun. O bizim sitede üçüncü gençliğini yaşıyor. Üzümlerin yanına kimi zaman çıtırı çıtır ceviz kırıyor hem de.
O hala yaşıyor ve bir güzel yaşıyor Niçe.
Luna Park çocuğu gibi. Aldırış etmemeyi bile öğrenmiş olmadan boş veriyor her şeye.
Sana gelince…
Her şeyi ciddiye alınca yaşamayı ıskaladın, aşk derken çarşafladın. Umut işkenceyi artırıyor, dedin. Ölümü hayata yeğlediği de oldu. Öldün..
Yattığın topraktan sıkıldığını duyuyorum sık sık.
Beni duyuyor musun Niçe? Artık rahat bırak kendini.
Ölüm var, her şeye çizgi çeken arsız umarsız ölüm.
Ne o üzümcü hatun, ne dünya fazla ciddiye alınacak değerde değil.
Zaten öte dünyadasın.
Ne dedin? Katılmıyor musun?
Şaşırmadım dostum, Hep muhalifsindir zaten.
Peki, adam olmayacaksın sen. Ne desem boşuna.
Yerine otur, daha iyisi git, yat yattığın yerde; bir.

