Giderek ciddiyet kazanıyor bu mesele.
Bu yazının amacı,olgulara tek faktör yerine çok faktörlü olarak yani bütünsel bakmanın önemini faiz tartışması özelinde vurgulamak, temel etkenlerle ikincil etkenlerin yani yapısal olanla olmayanın ayırımını yaparak meselenin berrak hale gelmesine katkıda bulunmak.
Meselenin özü şu:
Nerdeyse bir yıl oluyor.
Kimileri faizlerin düzeyi çok yüksek mutlaka inmeli diyor, inmezse enflasyon düşmez, yatırım olmaz, ekonomi büyümez, işsizlik artar ve yoksullaşırız diye ekliyor. Bu aşamada faizler çok düşük, daha yükseltilmeli diyor kimileri. Değilse döviz kuru alır başını gider, düşük faiz yüzünden harcamalar artar, liranın değeri düşer, yükselen döviz fiyatları üretim girdilerinin fiyatını, mesela petrolde olduğu gibi yükseltir, girdi maliyetlerini ve fiyatları artırır. Bu nedenle enflasyon yükselince belirsizlik artacağından beklentiler ve dengeler bozulur, tasarruflar düşer, faizler yükselir ve artan belirsizlik yüzünden ekonomi reel olarak büyümez, bu durumda da istikrarsızlıkla birlikte işsizlik ve yoksulluk artar.
Dikkat edilsin:
İki karşı görüşün teşhisi ve patikası birbirinden farklı ama ikisi de sonunda aynı noktaya varıyor:
Ekonomi büyümediği için işsizlik ve yoksulluk.
Bu nasıl iştir? Hangi görüş doğru?
Yanıttan önce iki konuyu açıklamakta yarar var.
1. Faizler Yüksek mi?
Faizlerin yüksek veya düşük olduğu tartışmasını nominal değil reel faiz oranını esas alarak yapmak gerekiyor. Reel faiz ise hali hazır faiz oranının, yani nominal faizin beklenen enflasyondan arındırılmasından sonra bulunur. Hesaplamanın ayrıntılarına girmeden belirtelim ki, net nominal faiz oranı (vergiden sonra elde kalan) %12 ve beklenen yıllık enflasyon %10 ise reel faiz %1,8 civarındadır. Beklenen enflasyonun belirlenmesi elbette sübjektif kriterlerle yapılır, yine de değişik öngörüler arasında çok büyük sapmalar genellikle söz konusu olmaz. Burada andığımız verilerle, hazine TL borçlanma faizleri esas alındığında Şubat 2018 ortası itibariyle reel faizin %3 civarında olduğu söylenebilir. Burada ilk pratik sonuca ulaşmamız artık mümkün: Türkiye’de nominal oranların yüksek olmasının sebebi, enflasyonun yüksek seviyelerde olmasıdır. Enflasyondan arındırarak hesapladığımız reel faizin yüksek olduğunu söylemek mümkün değildir. Burada, veri şartlarda faizin yüksek enflasyona yol açtığını değil, tersine enflasyonun nominal faizi yükseltmiş olduğunu açıkça görüyoruz. Yazının başında açıkladığımız iki farklı yaklaşımın anlaşılması bakımından bu tesbitin çok önem taşıdığı kanısındayız.
2. Enflasyon: Parasal Bir Olgu
Enflasyon konusunda yapılan çalışmaların çeşitliliği karşısında genel geçer bir değerlendirme yapmak çok güçtür; bana karşılık, enflasyonun her yerde ve daima parasal bir olgu olduğu konusunda yaygın bir mutabakat vardır. Çünkü para ve kredi hacminden destek bulmadıkça artan maliyetlerin uzun vadeli bir enflasyonu beslemeyeceği noktasında da yaygın bir anlayış birliği mevcuttur. Faizin bir maliyet unsuru olarak enflasyona yol açtığı iddiası bu nedenle çok sağlam kanıtlar gerektirir ki bu konuda elle tutulur bir veri bulunmadığını söylemek herhalde abartma olmaz. Yani, yüksek (nominal) faiz oranları düşmedikçe enflasyonun düşmeyeceği iddiası dayanaksızdır.
Gerçekte kesinlikle bu iddianın tersi doğrudur:
Para ve kredi musluklarının kısılması,bütçe açıklarının azaltılması yolu ile faizlerin yükseltilmesinin diğer şartlar sabitse şu gelişmelerle enflasyonu dizginleyeceği kabul edilir:
a) Faizler yükselince tüketim yerine tasarruf tercih edilir. Tasarruf teşvik edilmiş olur. Artan tasarruflar kredi arzını artırır.
b) Lira değerlenir, ithal malları ve ham maddeler lira cinsinden ucuzlar, girdi maliyetleri düşer. Fiyat artışları kontrol edilmiş olur.
Bu etkilerin toplam talebi kısacağı aşikardır. Enflasyon ortamında faizleri artırmak bu nedenle en etkili çarelerden biridir. Bu durumda faiz artırmanın enflasyona sebep olduğunu söylemek, kemoterapinin kanserin sebebi olduğunu söylemeye benzer. Safsatadır. Buna karşılık, enflasyonla mücadelenin en sağlıklı yolunun artan toplam talebi karşılayacak toplam mal ve hizmet arzını artırmak olduğunu ileri sürenler haklıdır. Ancak kaynakları ve üretim kapasitesi sınırlı ve istikrarsız bir ekonomide bunun başarılması olanaksızdır.
3. Çok Faktörlülük: Meseleye Sistemik Bakmak
Ekonomik yapının bir organı olarak genel olarak piyasa dediğimiz mekanizma birbiri ile ilişkili yığınla alt ve üst sistemden ve çok sayıda piyasalardan oluşur. Faizlerin belirlendiği finansal sitemin bir alt sistemi olan kredi piyasasında da doğrudan veya dolaylı olarak etkileşen çok sayıda iç ve dış faktör vardır. Sistemi ve etkili faktörleri bir bütün olarak algılamadan faiz düzeyinin belirlenme sürecini doğru olarak kavrama olanağı yoktur. Sistemde oluşan bir sonucun, mesela faiz düzeyinin doğru analiz edilmesi finansal sistemin bütünsel ve çok faktörlü olarak incelenmesi ile mümkün olabilir. Tek veya birkaç faktöre dayalı analizlerin geçerliliği her zaman kuşkuludur. Aynı kural, elbette enflasyon konusunda da geçerlidir.
Şimdi faiz düzeyinin geniş anlamda para ve dar anlamda kredi piyasasında nasıl oluştuğunu görmemiz gerekiyor. İlk söylenmesi gereken bence şu: Ödünç verilebilir fonlar (kredi arzı) ile bu fonlara olan talep (kredi talebi) kredi piyasasında faiz düzeyini belirleyen temel büyüklüklerdir.
Daha duru söyleyelim: Faiz düzeyini, diğer faktörlerin yanı sıra, veri zamandaki kredi talebi ile ödünç verilmeye hazır kaynaklar, yani kredi arzı belirler. Demek ki arz ve talep paranın fiyatı olan faizi belirleyen iki temel etkendir. Para da bütün mallar için geçerli kurala uyar: Talep arzı aşıyorsa faizler yükselir, tersi durumda ise faizler düşer. Ancak, tüm diğer faktörler aynı kaldığı takdirde bu sonuç geçerlidir. İlk cümlede, bu nedenle faiz düzeyi üzerinde diğer faktörlerin yanı sıra kredi arz ve talebinin etkili olduğu ifade edilmiştir. Gerçekten de kredi piyasasında veri dönemdeki arz ve talep hacmi, fiyat oluşumunu ve faiz düzeyini (yani paranın fiyatını) belirleyen en önemli faktörlerdir. Ancak faiz düzeyini sadece bunlar belirlemez. Çünkü kredi arz talebini ve dolayısı ile faiz düzeyini etkileyen yığınla başka ekonomik, sosyal ve siyasal faktör de vardır. Bu pencere için yazılan bir yazı kısa olmak zorunda. Bu yüzden, faiz düzeyi üzerinde etkili tüm faktörleri burada incelemek gereksiz olacak. Kalan faktörlerin tümünü ‘beklentiler’ başlığı altında toplayıp burada saymakla yetinebiliriz: Ülkenin karşı karşıya bulunduğu veya bulunacağı stratejik risklerden, kredi güvenirliğinden, ekonomik faaliyetin canlılığından, merkez bankasının bağımsızlık durumundan , banka sisteminin genel etkinliğinden, ülkenin uygun makro ekonomik politika oluşturma uygulama hızı ve kapasitesinden, iş ortamının ve siyasal uzlaşma kültürünün olumluluk derecesinden, hukuk devletine ve insan haklarına saygı derecesinden, ayrıca burada sayamayacağımız yığınla başka faktörden oluşan beklentilerin faiz seviyesinin belirlenmesinde etkili olabileceğini söylemekle yetinelim.
Bu arada, yukarıda saydığım faktörlerden de etkilenen öngörülerin (beklenen) enflasyonun önemli belirleyicilerinden biri olduğunu özellikle vurgulayalım.
Devam edeceğim.
13 Temmuz 2018


