Bu değerli yazıya ilişkin yorumumu aşağıda bulabilirsiniz. Asıl sorumlunun yazıda ileri sürüldüğünün aksine İnönü olmadığını düşünüyorum. NA
……..
İmam-Hatip okulları Köy Enstitüleri’ne bir tepkidir.
‘Türk Kurtuluş Savaşı” ardından başlayan “bağımsızlık savaşının” en önemli adımlarından birisi, yapılan devrimlerdir. Kalıcı ve öncü devrimler olan padişahlığın kaldırılması, cumhuriyetin ilanı ve halifeliğin kaldırılması ardından, adım adım gerçekleştirilen gelişen devrimlerin bir parametresi olan eğitim alanındaki laik devrimlerin topluma anlatılması gerekiyordu. Buradan hareketle cumhuriyetin eğitim ordusu için Köy Enstitüleri kuruldu, çağdaş laik kültürün yaygınlaştırılması, toplumsal dayanışmanın sağlamlaştırılması için de Halkevleri açıldı.
Köy Enstitüleri’nin ilk adımı 1934-1935 yıllarında daha Gazi Mustafa Kemal sağken atılmıştır. Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan’ın, İsmail Hakkı Tonguç’u ilköğretim genel müdürlüğüne getirmesiyle başlayan bir süreçtir. 17 Nisan 1940 tarihi Köy Enstitüleri’nin öğretmen okulu adı değiştirilerek yasayla kuruluş tarihidir. Köy Enstitüleri kurulduğu dönemde tüm dünyanın dikkatini çekmiş, araştırmalara konu olmuştur.
Köy Enstitüleri, bir ülkeyi ve halkını bütünüyle kucaklayan bir eğitim sisteminin adıdır; geçmişte ve çağımızda, hiçbir ülkenin eğitim tarihinde görülemeyen büyüklükte, ulusçu eğitim yolunda çağdaş, demokratik, üretime dönük ve halkçı bir eğitim hareketidir; Mustafa Kemal Türkiye’sinde feodal kalıntılara karşı, Kemalist devrimin cumhuriyetçi, halkçı, devletçi ve laiklik ilkeleri üstüne kurulmuş bir bütünlüğün eğitim kurumlarıdır.
Köy Enstitüleri, halkının yüzde 80’i köylü olan geri kalmış bir ülkede, eğitim, ekonomi ve kültürel savaşım yolunda, temel eğitimle birlikte, halkını ekonomik kalkınmanın aracı durumuna getirmeyi amaçlayan eğitim kurumlarıydı.
Bu denli yararlıysa ve yirminci yüzyılda dünya halklarının gelişmiş devletlerin verdikleri eğitim mücadelesinin Türkiye’de somutlaşmış, gerçeğe dönüştürülmüş bir modeli, uygulamasıysa neden kapatıldılar? Ve kimler kapattı?
İlk akla gelen tabii ki Atatürk devrimleri ve laiklik karşıtı güçler oluyor…
Bu enstitüler kurulup sayıları arttıkça ve mezunları da yeniden köylerine dönerek halkı aydınlattıkça toprak ağaları, şeyhler, din baronları, devrimlerin karşıtları bu genç öğretmenlere ve onların yetiştiği okullara karşı akıl almaz bir kampanya başlattılar. Üretimci ve halkçı ve laik yapılanma yüzlerce yıllık geleneği sarsmaya başlayınca muhalefet de başladı.
O dönemde Türkiye’nin cumhurbaşkanı Kemalist devrimcilerin koruyuculuk ve savunuculuğunu yapması beklenen İsmet İnönü ve iktidardaki parti de Atatürk’ün kurduğu CHP idi. Zaten devir tek parti devriydi. Fakat buna karşın Mustafa Kemal’in mirasının korunmadığı, sahip çıkılmayacağı anlaşılmaya başlandı.
Bu sistem, “Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir” diyen Atatürk’ün, “Milli eğitim politikamızın temeli, önce bilmezliği yok etmektir. Kız ve erkek çocuklarımızın aynı şekilde, bütün öğrenim derecelerindeki eğitim ve öğrenimlerinin yaparak, yaşayarak olması gereklidir. Ülke çocukları her öğrenim derecesinde, ekonomik hayatın içinde etkili ve başarılı olacak şekilde hazırlanmalı ve yetiştirilmelidir” görüşleri ile milli eğitim tarihimizin önemli eğitimcilerinden İsmail Hakkı Tonguç’un, “Köy meselesi, başkalarının zannettikleri gibi mihaniki bir surette köyün kalkınması değil, manalı ve şuurlu bir şekilde köyün içinden canlandırılmasıdır. Köy insanı öyle canlandırılmalı ve öyle şuurlandırılmalıdır ki, onu, hiçbir kudret kendi hesabına ve insafsızca istismar etmesin. Köy insanlarına köle ve uşak muamelesi yapılmasın. Köylüler şuursuz ve bedava çalışan bir iş hayvanı haline gelmesinler. Köy meselesi, köyde eğitim problemleri de içinde olmak üzere bu demektir.” görüşlerinde açıkça ifade edilmiştir.
Enstitüler mezunlarını verip bu öğretmenlerin eğittiği öğrencilerin ve köylülerin uyanışı siyasi iktidarın da işine gelmemeye başladı. Bu eğitim kurumları hakkında olmadık dedikodular üretilmeye başlandı. Bunlar genel olarak:
1. Buraları komünist yuvalarıdır,
2. Kız erkek birlikte okuyorlar, buraları fuhuş yuvası oldu,
3. Kızlar hamile kalıyor,
4. 1999 yılında da [Turkish Daily News] bu enstitülerin, Nazi benzeri eğitim sistemi uygulayarak ırkçı, faşist öğretmenler yetiştirdiği suçlamaları getirilmiştir. Daha farklı muhalif görüş ileri sürenlerin suçlamaları da dört grupta toplanabilir:
Birinci grup:
1. Köy Enstitüleri fesadı gizlemek için kuş uçmaz, kervan geçmez, susuz dağ başlarına kurulmuştur. Enstitü duvarlar içine alınıp körpe Türk çocukları kültürden yoksun bırakılarak, dünya ile irtibatları kesilmiştir.
2. Enstitülere ilkokul öğretmenleri atanarak, öğretmen kadroları zayıflatılmıştır. Enstitü binaları öğrenci ve öğretmenler tarafından değil, 200 milyon harcanarak müteahhitler eliyle yaptırılmıştır.
3. Köy Enstitüsü müdürlerine geniş yetkiler verilmiş, devlet içinde devlet olmuşlardır. [Bu düşünceleri ileri sürenler: Fethi İsfendiyaroğlu, Prof. Ziya Fahri Fındıkoğlu, Emin Soysal, Prof. Mümtaz Tarhan, Ali Uygur, Tevfik İleri]
İkinci Grup:
1. Sistem demokratik değildir. Bu sistem öğretmenler arasında ikilik yaratmıştır. Öğretmenlik tarım ve işlik çalışmasıyla birlikte yürütülemez.
2. Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmenlere başöğretmenlik verilmesi sakıncalıdır.
3. Köy Enstitülerine yalnız köy çocuklarının alınması, köy, şehir ayrılığı ve sınıf ayrılığı bilinci yaratmıştır. [Bu görüşleri ileri sürenler: Necdet Sancar, Cahit Okurer, Ali Uygur, Prof. Z. Fahri Fındıkoğlu]
Üçüncü Grup:
1. Köy Enstitüleri yıllarca plansız, programsız çalışmışlardır. Programları bilimsel değildir. Öğrenciler amele görüldü.
2. Enstitülerde iş ön plana alınmıştır. Öğrenciler, genel bilgi ve meslek bilgisi yönünden zayıf yetiştirilmiştir. Kalem, kâğıt yerine, çapa, kürek, orak, örs kullanılarak bilgi düşmanlığı yapılmıştır.
3. Milli ahlâka az yer verilmiştir. [Bu görüşleri ileri sürenler: Fethi İsfendiyaroğlu, Necdet Sancar, Ali Uygur, Bedri Alagan, Şükrü Selçukoğlu, Emin Soysal, Cahit Okurer]
Dördüncü Grup:
1. Kız, erkek çocukların birlikte eğitim görmeleri solculuk metodudur. Karışık eğitim zararlı olmuştur. Köydeki namus anlayışı yıkılmış, kız öğrencilerin namusu ayaklar altına alınmıştır.
2. Köy Enstitüleri sistemi, Sovyet Rusya eğitim sisteminin bir kopyasıdır. Bunun için yönetici ve öğretmenleri bu kurumlardan atılmıştır. Bu okullarda, vatan, millet, aile düşmanlığı yapılmıştır. Bu okullar, Güney Amerika, Meksika köycülük hareketlerinin benzeridir.
3. Köy Enstitüleri kitaplıkları, millet, askerlik aleyhine komünistlik aşılayan kitaplarla doldurulmuştur. Köy Enstitüleri dergisi zararlı yazıların kaynağı olmuştur. [Bu görüşleri ileri sürenler: Fethi İsfendiyaroğlu, Ali Uygur, Necdet Sancar, Kadircan Kalfı, Prof. Z.Fahri Fındıkoğlu, Prof. Osman Turan, Aclan Sayılgan, Cahit Deniz, Dr. Fethi Tevetoğlu, A. Okçuoğlu, İlhan Darendelioğlu, Şükrü Selçukoğlu, Süleyman Kadıoğlu, Mustafa Demir, Fedai Coşkuner, Osman Seval, Fahri Alpaslan]
Köy Enstitüleri sistemi hakkındaki olumlu yorumları, Türk bilim adamlarından, milletvekillerinden değil o dönem Türkiye’ye gelip bu sistemi inceleyen yabancı araştırmacıların görüşlerinden aktarıyorum.
“Aradığımızı, istediğimizi burada bulduk. Köy Enstitüleri yüzyılın gerekleri ve çevrenin koşulları içinde eğitim vermesini beceren, bizim bünyemize uygun düşen bir eğitim kuruluşuna da sahip olduğu için, çok beğendik. Buralarını bitiren öğretmenlerin köylerdeki çalışmaları da verimli olmaktadır. Diğer öğretmenlerin köylerde başaramadıklarını bu genç öğretmenler başaracaktır.” [Tayland Öğretmen Okulları Genel Müdürü]
“Son yıllarda, hayalimdeki okullar Türkiye’de kurulmaktadır. O da Köy Enstitüleri’dir.” [Prof. John Dewey]
“Köy ile şehir arasında uçurum açmışsınız. Birkaç Köy Enstitüsünü ziyaret ettikten sonra anladım ki, bu uçurum Köy Enstitüleri ile düzeltilebilir. Türkiye’de köylü ile şehirli, halk ile aydınlar arasındaki uçurumu doldurmak için bulunmuş pek maharetli bir çare.” [Arnold Toynbee, İngiliz tarihçisi, 1948]
“Kanaatim odur ki, bütün dünyada eşine hemen hemen hiç rastlanmayan çok orijinal ve cidden cesaretli bir teşebbüs. Burada yetişen köylü gençleri tekrar köylerine yollamak ve oradaki çocukları yetiştirmek üzere vazifelendirmek fevkalade bir buluş.” [Manuel L.Rodriges, Portekizli gazeteci]
“Siz demokrasiye ulaşmanın gerçek yolunu bulmuşsunuz. Bu enstitüler tamamıyla mütecanis, muvazeneli ve ahenkli bir toplum tipinin birinci garantisidir. Enstitülerinizde memleketinizin kendi bünyesinden fışkıran kuvvetli, sıhhatli bir gençlik buldum.” [Jeannette Rakin, Amerikan Kongresi’nde kadın milletvekili]
Bu liste uzayıp gitmektedir.
Köy Enstitüleri Mustafa Kemal Türkiye’sinde, halkımız ve ülkemiz için yaşamsal değeri olan çağdaş eğitim kurumlarıydı. Buna rağmen bu eğitim kurumları niçin ve kim ya da kimler tarafından kapatıldı?..
Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in ayrılmasından sonra sırasıyla milli eğitim bakanı olan CHP’li Reşat Şemsettin Sirer, Tahsin Banguoğlu ve yine CHP saflarında yetişmiş olup da DP döneminde bakan olan Tevfik İleri ile İsmail Hakkı Tonguç’tan sonra İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne getirilen Yunus Kâzım Koni, Ferruh Sanır, Köy Enstitüleri’ni kapatarak, eğitim tarihimiz açısından büyük bir darbe vurmuşlardır.
Bugün Atatürkçülerin, Kemalistlerin, ilericilerin, sosyal demokratların, adına ne derseniz deyin ya da bu gruplar kendilerini nasıl adlandırıyorlar bilemiyorum, hepsinin ortak paydasının bugünkü iktidardan ve onları iktidara taşıyan güçlerden karşı devrimci, anti-Atatürkçü diye bahsetmeleridir. En çok tartışılan bakanlardan birisi de Milli Eğitim Bakanı (2005) Hüseyin Çelik’tir. Ancak ne AKP ne de onun bakanı, İnönü dönemindeki CHP kadar devrimleri parçalamayı başaramaz. Hüseyin Çelik, CHP’nin 1946 sonrası milli eğitim bakanları yanında Karl Marx gibi kalır! Yalnızca bir eğitim seferberliği olmayıp toprak reformunun da uygulanabilmesinin vazgeçilmez koşulu olan Köy Enstitüleri’nin kapatılma sürecinde İsmet İnönü samimi, yeminli bir Kemalist olmadığını, CHP de devrimin partisi olmadığını göstermiştir. İşte devrimin laik eğitim kurumlarıyla bu devrimin koruyucusu kollayıcısı olacak olan öğretmenlerin, öğrencilerin ve köylünün eğitildiği, bilinçlendirildiği Köy Enstitüleri’nin kapatılmasında en önemli rolü İsmet İnönü ve onun son dönem gerici, o günkü tanımlamayla “yobaz” milli eğitim bakanları oynamıştır. Bundan cesaret alan DP de enstitüleri ortadan kaldıran yasayı çıkarmış ve yine devrimin önemli kurumlarından birisi olan “halkevlerini” kapatma cesaretini bulmuştur.
İsmet İnönü Köy Enstitüleri’nin kapatılışına, yerine imam-hatip okullarının kuruluşuna neden göz yumduğunu şöyle açıklıyor: “…ben Köy Enstitüsü fikrine inanmışımdır. İnanmış bir insan, sonuna kadar yürütür; idealizmde, felsefede bu böyledir; ama ben politikacıyım, uygulayıcıyım. Ben, gücüme göre gücümün var olduğu yerde, gücümü gösterebilirim… Benim gücüm o zaman nereden geliyordu? Partiden, parti meclis grubundan, gücümü ben buradan alıyordum. Bu konuda, bütün bu organlarda gücümü kaybetmiştim… Artık Köy Enstitüleri’ni eski gücüyle, eski ruhuyla devam ettirmek olanakları benim elimden çıktı.” [Çetin Yetkin- Karşı Devrim, 252-253]
1946 seçimleri sonrası İsmet İnönü liderliğindeki CHP, büyüklü küçüklü sermaye gruplarına, ağa, şeyh, eşraf, aşiret ve bey takımlarına teslim olmuştur. Çünkü bu hileli seçimin sonucu artık CHP’nin halkından koptuğunu, tek parti dönemi oligarşik yönetiminin halkı yıldırdığı, en önemlisi de Kemalist devrimlere sahip çıkılamadığının kanıtları ortaya çıkmıştır. CHP içinde Kemalist kadroların ve devrimcilerin yerini “milliyetçiler” aldı. Seçim sonuçlarını aldıktan sonra CHP kadroları kendilerini halk yerine yukarıda saydığım gruplara yamamak gereği duydular. Böylece köylünün uyanmasından korkanlar, uyanmasını istemeyenler, oy peşinde koşanlar, türlü nedenlerle Köy Enstitülerinden uzaklaştırılanlar, kin ve garezleri doğrultusunda hareket edenler, kısacası kurulu düzenden yana olan tüm çıkarcı, tutucu ve gerici çevreler, Köy Enstitüleri karşısında büyük bir cephe oluşturdular. Bu nedenle önce, iktidarda bulunan CHP hükümetlerinin Milli Eğitim Bakanı olan Reşat Şemsettin Sirer ve Tahsin Banguoğlu’nun ekipleriyle Köy Enstitüleri üzerinde operasyonlar yapıldı. Demokrat Parti de Tevfik İleri ile 1954 yılında çıkardıkları yasayla Köy Enstitüleri’ni tamamen kapattı.
Konuya gerçekçi ve bilimsel olarak yaklaşanların ortak görüşünü yansıtan Yakup Kepenek’in özetlemesi şöyle:
“Enstitülerin neden yıkıldığı çok açık. Halkın uyanışını, kendi sömürü süreçlerini sarsacak birer tehdit ya da tehlike olarak gören çevrelerin, enstitülere hoşgörü ile bakması elbette beklenemezdi. Köylü uyanırsa sömürülemezdi, kendisini sömürenlere karşı çıkardı; üreterek ekonomik güç kazanıp çiftçi olunca, asırlardır kendisini uyutarak ezen ve sömürenlerin kölesi olmaktan kurtulacaktı. Bu gelişmelerden kimlerin zarar göreceği açıktır…” [Çetin Yetkin, Karşı Devrim, 253]
Enstitüler kapatılınca ne oldu? Onlarca madde alt alta konup sıralanabilir ama yalnızca ikisini öne çıkarmak istiyorum. İlköğretim seferberliği değil, ilköğretim davası diye bir şey kalmadı. Eğitim öğretim alanında en az 50 yıl kaybettik, bugün “kendi okulunu kendin yap” diye kıvranıp duruyoruz. İnönü dönemi CHP’nin son dönemindeki milli eğitim bakanları gibi sahte Atatürkçüler nedeniyle asıl kaybeden laik cumhuriyet oldu. Köy Enstitüleri neden kurulduysa yine o nedenle kapatılmıştır.
Kaynaklar:
1. Bekir Semerci, Türkiye’de İleri Atılımlar ve Köy Enstitüleri (1989).
2. Recep Bulut, 50. Yılında Köy Enstitüleri (1990)
3. S. Edip Balkır – Arifiye Köy Enstitüsü (1974).
4. Mustafa Demir – Köy Enstitüleri ve Solculuk (1959).
5. Mustafa Demir – Köy Enstitüleri ve Koç Federasyonu (1966).
6. Çetin Yetkin – Karşı Devrim (2002).
Erol Mütercimler, Komplo Teorileri, Aynanın Arkasında Kalan Gerçekler, Alfa Yayıncılık, 2005.

