Ölümü ile birlikte kendi dünyamda ülkemizde yer aldığından çok daha fazla yer işgal etti Kemal Derviş. Ülkemize katkısı büyüktü. Rahmetle anıyorum. Onun ardından, birkaç yazı okudum, kısa bir anma yazısı yazdım. Uluç Gürkan’ın oğlu ile birlikte yazdığı yazı da bunlar arasında.
Aşağıdaki mektuba Çiğdem Toker’in yazısında rastlayınca ilgiyle ve biraz da ibretle okudum. Kamu hizmetine soyunmuş kişileri yeterince bilgi sahibi olmadan, fikir farklarımız ve ön yargılarımız yüzünden acımasız bir niyet okumasına tabi tutup yargısız infaz etmek neredeyse sadece siyasal hayatımızın geniş mahallerinde değil, tüm kültürümüzün bir özelliği haline geldi. Kemal Derviş bu ilkellikten epeyce pay alanlardan biri. Demokrat duruşunu bildiğim Gürkanların yazısı da bu genel tavırdan ne yazık ki kalın izler taşıyor, yazıda sırt sıvazlamadan çıkarılan anlam çarpıcı örneklerden biri olarak aklımda kalacak.
Derviş’in Toker’e yazdığı mektup sosyal demokrasi ile ilgili çoğu kez görmezden gelinen ve belki hiç bilinmeyen bazı ilkelerin altını vurgulu olarak çizmesi bakımından çok değerli. Bir bakıma, ona şehla bakan herkese özlü bir yanıt niteliğinde. Ayrıca, sosyal demokrasi ile popülizmi fena halde karıştıranlara da ders niteliğinde.
O nedenle mektubu buraya almaya karar verdim.
Çiğdem Toker’in kendisini birkaç konuda eleştiren yıllar sonraki bir yazısı üzerine yanıt olarak yollamış Derviş. Yazının bağlantısını da aşağıda vereceğim.
“Soma faciası hepimizin yüreğini parçaladı. Sebebi, sanıyorum, 14 yıl önceki Tütün Yasası değil, bugünkü sorumsuz denetimsizlik ve taraflı kamu yönetimidir.
2001’de büyük kriz yaşayan, sadece yabancılara değil, kendi vatandaşlarına da yükümlülüklerini yerine getiremeyen, dış sermayeye ben gelmeden çok önce aşırı derecede bağlanmış bir Türkiye; ürettiği malı satamayıp kısmen yakmak lüksüne sahip değildi. Bugün de değil.
Üretip içeride veya ihracat yoluyla dünya piyasasında satılabilen mallar üretmeli. Değerli iç kaynaklarımız ve emeğimiz, yüksek katma değer yaratabilen ve ülke olarak bize gerçek gelir getiren alanlarda faaliyet göstermeli. Sosyal demokrat bir ekonomi anlayışı, sadece dağıtımına veya devlet desteklerine dayanamaz. Üretim ve gelir artışını hedef alıp, ondan sonra da hakça bir gelir dağılımını hedeflemeli.
Bu arada ben ve ekibim, hiçbir zaman yabancı şirketlere hiçbir söz vermedik. Tam tersine, büyük zorluklara rağmen, enerji sektöründe, önceden Enerji Bakanlığı tarafından imza edilmiş; fakat ulusal çıkarlara zarar verecek birçok anlaşmayı, Hazine garantisi vermeyerek reddettik. Bunu o zaman Hazine’de olan Hakan Özyıldız gibi dürüst ve son derece vatansever kişilere sorup ayrıntısını öğrenebilirsiniz…
Bizden IMF istedi ama kabul etmedik: Ziraat Bankası’nın özelleştirilmesini doğru bulmadık. THY’nin de stratejik bir ortağa satılmasını önerdi IMF. Bunu da reddettik. Onun yerine bugünün başarılı THY’sinin çerçevesini oluşturan Sivil Havacılık Yasası’nı hazırladık.
Elbette farklı ekonomik görüşlerimiz, değerlendirmelerimiz olabilir. Ama tartışmalar, gerçekler üzerinde olmalı.
Bir sosyal demokrat olarak piyasa ekonomisinin yararına inanıyorum. Özel girişimin de yararına ve zorunluluğuna inanıyorum.
İsveç, Almanya gibi ülkelerdeki sosyal demokratlar gibi; CHP’nin de inandığı gibi.
Ama devlet piyasaları, özerk ve teknik bilgisi kuvvetli kuruluşlarla düzenlemeli ve denetlemeli. Kamu yönetimi herkese eşit mesafede olmalı. Ve tabii demokrasi olmalı tam manasıyla. Sosyal demokrasi ancak gerçekçi, hesaba kitaba dayalı bir ekonomi anlayışıyla başarılı olup dar gelirlileri sürdürülebilir biçimde refaha götürebilir.
Bunun da yöntemleri elbette tartışılabilir. Hiç de kolay bir hedef değil. Ama sadece iyi niyet, sadece devletin kaynaklarını eriten bir yaklaşımla olmaz… Tersi olur, kriz yaratır ve kriz ortamında en çok dar gelirliler kaybeder.
10 Ekim 1973’te, 24 yaşındayken yazdığım gibi (Cumhuriyet’te yeniden 26 Mayıs’ta yayımlandı) her şey tartışılabilir. Yeter ki demokrasi olsun, özgürlük olsun, kimse korku içinde olmasın… Sizin de fikirlerinize son derece saygılıyım.
Sevgiler ve iyi çalışmalar dileğiyle.
Kemal Derviş.”
Onun anlamsız yere IMF’nin Adamı olarak damgalanması ayrıca sözü edilmeye değmez türden bir sapkınlıktır ama yazık ki epeyce de yaygındır. O konuda şu yazıyı okumanızı öneririm.
https://t24.com.tr/yazarlar/cigdem-toker/kemal-dervis-in-ardindan,39937

