İnsan Köpeği Isırırsa

Gazetecilik okullarında yakın zamanlara kadar hep öğretilen bir kural vardı: Köpek birini ısırınca değil, insan köpeği ısırınca haber olur. Gerçeğe ve mesleğine aşık gazeteci neslinin tükenmeye başladığı, medya dünyasının nabza göre şerbet veren dalkavuklara kaldığı bir toplumda yaşıyoruz artık. Keskin köşeli, mermer katılığında, som altın gibi neredeyse değişmesi imkansız kutsal bir kütle değil artık hakikat; istediğiniz gibi sulandırıp kıvamını çıkarınıza göre ayarlayacağınız, beğenilmezse yeniden yoğurup hevesinize göre uygun kalıba dökeceğiniz bir hamur parçası. Ekmeğini hakikati çarpıtma uğraşından çıkaranlar için kimi kimin ısırdığı, hakkın hakikatin ne olduğu çok da önemli değil. Hak adalet dürüstlük gerekmiyor. Önemli olan, hakikatin size çıkar sağlaması.
Habercilik söz konusu olunca, sürüyle meslek mensubu için çağdaş bir uğraş alanı var artık bugün:
Her fırsatta egemenin talanını yalanlayarak, onun yalanlarını gerçek gibi göstermek, saçmalıklarını anka kuşunun yumurtladığı mücevher gibi makyajlamak, böylece halkın Beyefendilere güya sadakatini ve hayranlığını pekiştirecek yayınlar yaymak. Haberin kutsallığını, mesleğin onurunu ne kadar çok inkar ederseniz, o kadar İşe yarar ve usta sayılıyorsunuz bu meslekte. Öyle dalkavuklar altın çağlarını yaşıyor. Tarihte eşi görülmemiş menfaatler sayesinde deniz kenarında villa yavrularında yaşayacak kadar sınıf atladı kelam erbabı. Herkes ve hepimiz biliyoruz.
Okullarda medyacılık mesleğinin ilkeleri incelikleri anlatılırken insanın köpeği ısırmasının haber olduğundan söz eden kaldı mı? Meslek ahlakı söz konusu ediliyor mu? Bilmiyorum. Geçenlerde Afrika’da koskoca bir yargıcın bir köpeği ısırması bizim memlekette haber olmadı. Üstelik olaydan iki saat sonra ölmüş köpek. Yargıç, tam da kerahet vaktinde, bahçesinde masasını donatmış, kadife koltuğuna kurulmuş, batmakta olan güneşin önündeki rengarenk bulutları kardeşi ile birlikte seyrederek kırmızı şarabını yudumluyormuş. Birdenbire duvarı atlayarak bahçeye dalan sahipsiz bir köpek, gayet bilinçli bir şekilde doğrudan yargıca koşmuş, ne oluyor demeye kalmadan yargıca daldırmış, kolunu ısırdıktan sonra da bahçeye girdiği yoldan kaçmış. Yargıcın evinden eksik etmediği bekçi değneğini kapması ile hayvanı ardından koşması bir olmuş. Birkaç dakika sonra ter içinde geri döndüğünde, kardeşine anlattığına bakılırsa, hayvanı yakalayıp ısırmış. Kendisinin yarası yok denecek kadar önemsiz olduğundan, nar ağacının altındaki koltuğuna yeniden kurulmuş, kardeşiyle birlikte gün batımını seyretmeyi sürdürmüş.
Aynı akşam, arka sokakta top oynayan çocukların gözleri önünde acı acı ağlayıp uluyarak kıvrana kıvrana ve ağzından beyaz köpükler saçılırken ölmüş hayvan. Can çekiştiği sırada çıkardığı hırıltılar yargıcın bahçesine kadar ulaşınca, yargıcın kardeşi meraklanmış, olanı biteni görmek için kalkıp oraya gitmeye davranmışsa da, abisi bırakmamış onu. Hayvanın ölümünü ertesi gün, kahvaltı hazırlamaya gelen yardımcı kadından öğrenince:
‘Layığını buldu, Allah’ın adaleti hemen tecelli ediyor,’ demiş yargıç. Başka bir şey de dememiş.

Bir yargıç ısırığının kocaman bir kurt köpeğini birkaç saat içinde öldürmesi kasaba halkında büyük bir hayret uyandırmış. Bir kesimde hayranlık duygusu yaratmış. Hayvanın cezasını hemen bulmasına bakarak ona ilahi güçler yakıştıran köylüler de azımsanır gibi değil. Yargıcın intikamının ısırıkla kalmadığını iddia edenler de çıkıyor. Onun insan üstü güçleri olduğuna öteden beri inananlar ve bu inançlarına taze ve sağlam bir kanıt buldukları için takımları küme atlamış gibi sevindirik olanlar ise pek çok. Öte yandan, Beyefendinin dilinin zehirli, ruhunun kirli ve kendisinin büyük bir günahkar olduğunu söyleyenler, bunu söylerken dayandıkları kanıtları da var: onunla son bir yılda gerdeğe giren üç kadın, ertesi gün tıpkı köpek gibi ağzından köpükler saça saça ve kan kusarak ölmüş. Mahkemedeki acımasız kararlarını saraydan her gün para zarflarıyla birlikte gelen talimatlara göre, vicdanını değil cüzdanını gözeterek verdiğini fısıltı gazetesiyle yayanlar ise pek çok.
Köpeğin ölüsü ortada yok. Leşe üşüşen kurtların gece yarısı ziyafetinde silip süpürülmüş. Hayvanın ölümünü ve kurtlar sofrasındaki halini selfileyen çocuklar varmış ama telefonları bozukmuş. Olayı kahve köşelerinde, sebze pazarlarında, kilise ayinlerinde fısır fısır konuşarak yayanların hiçbiri meslekten gazeteci değil. Onlara inanmak yanlış olur. Bildiğimiz, bir ceza yargıcı bir kurt köpeğini ısırmış ve hayvan ölünce kurt sofrası kurulmuş. Ötesi söylentiden ibaret.
‘Bizim köpeği de ısırsa keşke yüce yargıç,’ diyenler de yok değil tabii.
Artık böyle önemli haberleri yazan çizen kalmadı.
Zaten çok şey gibi bunu dert eden de yok.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir