Not: Bu değerli yazıyı sevgili hocam İbrahim Atilla Acar kendi facebook sayfasında paylaşmış.
Yazarı Hakan Altıntaş Akdeniz Üniversitesinde. Yazıda başlık yoktu, başlık günahıyla
sevabıyla bana ait. İzin alma imkanım yoktu. Herkesin hoş görüsünü dilerim.
…..
Alfabe veya Elifba değiştirilmesi konusunda dikkat çekici bir yazıyı bilgilerinize sunmak
isterim… (Azerbaycan’da hâlâ -Elifba- denilmektedir.) Önce Latin Alfabesinin kabulünü, sonra
da bu kabulün arka planını anlatalım. İlk olarak İzmir İktisat Kongresi’nde konu
gündemdedir. Bu yıllarda Azerbaycan’da da Latin alfabesine geçiş için alfabe tartışmaları
başlamıştır. Bu tartışma daha Cumhuriyet kurulmadan, 17 Şubat – 4 Mart 1923 tarihleri
arasında İzmir’de yapılan 1. #İzmir #İktisat Kongresi’nde de gündeme getirilmiş, fakat “Lâtin
harflerinin #İslâm birliğini bozacağı” gerekçesiyle itibar görmemiştir.
Mustafa Kemal, Osmanlı ve Türk dünyasında alfabe konusundaki gelişmeleri yakından takip
etmektedir. Bu gaye ile 1926 yılında #Bakü’de toplanan Türk ve yabancı #Türkologların
katıldığı Birinci #Türkoloji Kurultayı’na, Türkiye’yi temsilen Köprülüzade Mehmet Fuat ile
Hüseyinzade Ali Beyleri gönderdi.
Bu kurultayın 17. oturumunda, Türk soylu halkların çoğunlukta olduğu cumhuriyetlerde –
ortak alfabe – #Latin alfabesinden alınan harflerden oluşan “Birleştirilmiş Yeni Türk
Elifbası”na geçilmesine karar verildi.
1928’de Türkiye, Latin alfabesine geçince, 1929’dan itibaren Türk Soylu Devletlerde Latin
alfabesine geçiş başlamıştır. Ancak 1939 yılında #Stalin’in getirdiği yasak ile bütün Türk
dünyası #KiriL alfabesine döndürülmüştür.
—–
Bizdeki alfabe arayışları o günün konusu değildir, diyor Prof. Dr. #HakanAltıntaş,
II. #Abdülhamid’in Latin Alfabesine geçme Teşebbüsü yakın tarihin magazinel vakaları
arasında yeteri kadar dikkat çekmemiş olsa da Cumhuriyet Dönemi Harf Devriminin
mesnedini teşkil etmesi bakımından fevkalade önemlidir. Zira 1928 yılında gerçekleştirilen
Harf Devrimi, aslında 66 yıl önce gündeme gelmiş, 2. Abdülhamit bu teklife ilgi göstererek
üzerinde çalışmalar yaptırmış olsa da muvaffak olamamıştır.
Söz konusu bulguların yegane kaynağı bizzat II. Abdülhamid’dir. II. Abdülhamid, tahttan
indirildikten sonra kendi kalemiyle hayatını ve saltanat makamındaki siyasi vakaları kaleme
almış ve bizzat Abdülhamid tarafından katip Ali Vehbi Bey’e Fransızcası tercüme ettirilerek
yayınlatmıştır. (Bkz. “Siyasi Hatıralarım”, Dergah Yayınları, ISBN:975-7032-00-X)
Latin Harflerine geçilmesi hususu, Osmanlı’nın son dönemlerindeki reformist hareketler
içerisinde pek çok kez gündeme gelmiş, kimi zaman bu konu hilafet makamına kadar
ulaşmış ve üzerinde tetkik ve incelemeler yapıla gelmiştir. Latin Harflerine geçilmesi
konusundaki ilk gündem 1850 yılında ortaya atılmıştı. Türkçe üzerindeki çalışmalarıyla
tanınan Azeri yazar ve bilim adamı Mirza Fethali Ahundzade Efendi, Türkçenin Arap Alfabesi
ve Fars gramer yapısı ile kullanılmasındaki zorlukları tetkik etmiş, hem kullanılması hem de
öğrenilmesi açısından ortaya çıkan müşkülleri belirten bir çalışma yaparak Osmanlı
Hükümetine sunmuş, çözüm olarak da Latin Harflerinin kullanılmasını teklif etmiştir.
Mirza Fethali Ahundzade Efendinin teklifi halife Abdülmecit tarafından incelenip dönemin
bilim kurumu olan Aksaçlılar Encümen-i Daniş’e sevk edilerek tetkik edilmesi istendi. Konu
üzerinde mülahaza eden Ali Paşa, Fuat Paşa, Mustafa Reşit Paşa ve Cevdet Paşa bu tetkik ve
teşhisi dikkate alıp müspet görüşlerini bildirdiler ve nihayetinde siyasi yönleriyle mülahaza
edilmek üzere zapt altına alarak Mirza Fethali Ahundzade Efendiye müspet çalışması için
mecidiye nişanı vererek kendisini onurlandırdılar. Konu üzerinde tetkiklerini gerçekleştiren
Encümen-i Daniş, tetkiklerini siyasi mecraya nüfuz ettirse de neticelenememişti ancak Latin
Harflerinin kullanımı ile ilgili fikir pekala reddedilmemiş, söz konusu teklif dinsizlik ya da
zındıklık olarak tahkir edilmemiştir.
Sultan Abdülmecit döneminde gündeme gelen Latin Alfabesinin kullanılması meselesi her ne
kadar itibar görmüş olsa da dönemin şartları gereği gerçekleştirilememiş ancak reform
hareketleri içerisinde bir gündem maddesi olarak canlılığını korumuştur. Abdülmecit’in
vefatı ve II. Abdülhamid’in hilafet makamına geçmesi ile daha da canlanan reform
hareketleri, Latin Alfabesinin kullanılması meselesini yeniden gündeme getirdi. Osmanlı
tebaası olan Arnavutlar, din ve mezhep ayrılıkları nedeniyle üçe bölünmüşlerdi ve Osmanlı
Alfabesini kullanan Müslüman Arnavutlar, yazı dillerini batının literatürlerinden
faydalanabilir hale getirmek amacıyla Latin Harflerini kullanmayı gündeme getirmişlerdi. Bu
doğrultuda çalışma yürüten Arnavut kökenli Abdül ve Şemsettin Sami kardeşler, Latin
harflerinden esinlenerek adına #İstanbuLAlfabesi dedikleri yeni bir Alfabe geliştirdiler.
Giriştikleri bu çalışma ile İstanbul’daki mekteplerde okutulmak üzere gramer ve medrese
kitapları basmışlarsa da yeteri kadar yaygınlık kazanamadı ancak Latin Harflerinin
kullanılabilirliği ve Osmanlı dilinin ıslahı yeniden gündeme gelmişti (1879).
Latin Harflerinin kullanılması meselesi İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla daha da ateşlendi.
Arnavutlar, din ve mezhep ayrılıklarına rağmen Latin Harflerinden esinlenerek meydana
getirilen bir Alfabeyi kullanmaya karar vermiş, bu gayretlerinde de başarılı olmuşlardı.
Arnavutların Latin Harflerine geçiş teşebbüsü Meşrutiyet reformcularının bu konu
üzerindeki hassasiyetlerini ve heveslerini arttırtmıştı. Giderek yükselen reform hareketleri
neticesinde yeniden gündeme gelen Latin Alfabesine geçme düşüncesi, Saltanatının son
dönemlerine doğru Abdülhamid’in takdirine kadar ulaştı. Latin Harflerinin kullanılması ile
ilgili en net ve dikkate değer yorum Abdülhamit Tarafından ortaya koyulmuştur. Arap
Alfabesi, Fars Gramer yapısı ve Türkçe anonslara uymayan diziliş ve yerleşimin Osmanlı
Türkçesinin okunup yazılmasında teşkil ettiği engellerin farkında olan Abdülhamit bizzat kendisinin kaleme aldığı ve ifade ettiği üzere Latin Harflerinin kullanılmasında yarar
görmüş, nasıl uygulanabileceği konusunda fikir alışverişlerinde bulunarak mahiyetiyle
istişare etmiştir.
Abdülhamit, Saltanat makamından indirildikten sonra kaleme aldığı “Siyasi Hatıralarım”
kitabında naklettiği bilgilerde Latin Harflerine geçilmesi yönündeki düşüncelerini şöyle
açıklamıştır ;
“Yazımızı öğrenmek pek kolay değildir. Bu işi halkımıza kolaylaştırmak için belki de Latin
Alfabesini kabul etmek yerinde olur. “ (Siyasi Hatıralarım, Sayfa 192)
Abdülhamid’in bizzat kaleme aldığı hatıralarında bahsettiği gibi Latin Harflerinin
kullanılması, Osmanlı Türkçesinin halk nezdinde yaygınlaşması için faydalı görülmüş, bu
konuda verilecek kararın yerinde olduğu kanaati belirtilmiştir.
Latin Alfabesinin Osmanlı’nın son dönemlerinde ele alınması ve üzerinde tartışılması esasen
tarihi bir vakadır ve tartışılır bir tarafı yoktur. Zira hem Saray Tarihi ve zabıtları 1850’li
yıllarda başlayan Latin Alfabesi görüşlerini kayıt altına almış, hem de Sultan Abdülhamid’in
kendi kaleminden naklettiği bilgilerle teyit edildiği üzere konu hakkındaki müspet görüşleri
Damat Ferit ve reform muhalifleri tarafından bertaraf edilmiştir.
Prof. Dr. Hakan Altıntaş
Akdeniz Üniversitesi


