Halimiz hal midir?

 

Mal bozuksa mal müdürü napsın, der Urfalılar. Akılsız veya ahlaksız, her nedense son kertede arsız karakterlerle ilgili çaresizliklerini dile böyle getirirler. Adam maldır, mal bozuktur, öyleyse kim ne yapsa faydasızdır.

Allah düşmanıma bile vermesin. Esrarkeş veya hapçı bir yeni yetme tam böyledir mesela. Para çalar, adam vurur, baba evinin atadan kalma değerli parçalarını beş paraya satar, dosttan akrabadan borç alır, kapı arasında komşu kızına sarkar, okulda öğretmenini evde kardeşlerini, bazen anasını bile döver. Ağzının yayı yoktur. Önüne gelene hakaretler küfürler eder.

Sorsan sütten çıkmış ak kaşıktır, hiçbir kusuru sorunu yoktur. Ol sebeple doktora da üfürükçüye de gitmez, muska yazdırsan takmaz, hocaya duaya götürsen öyle laflar ederek direnir ki, ağzından besmele düşmeyen adamcağızı doğduğuna pişman eder.

Mal bozuksa tamamen çaresiz kalır insan.
Öz anaları bile, ‘Allah kurtarsın’ diye göz yaşları dökerek dua ederler zaman zaman. ‘Allah canını alsın, o da kurtulsun biz de,’ demeye dilleri varmaz. Yerin kulağı var, duyan olur da ayıplar, diye kötü sözleri afiyetle yutarlar. Zamanla oğlan azmayı sürdürünce, o beddualar ekşidikleri yerden birden çıkar. Anaların “Allah canını alsın, biz de kurtulalım, o da” dediğini duyunca pek şaşmazsınız.

Bir sütü bozuğun yüzünden yakınları için hayat cehenneme dönmüştür çünkü. Bir süre sonra sadece evde değil, tüm mahallede dirlik kalmamıştır. Üç zamandan sonra, okuldan atılmıştır oğlan. Çırak diye durduğu yerde çıkarmadığı arıza, yemediği herze, etmediği kavga, başka mahallelerde bile yapmadığı melanet, kırmadığı ceviz kalmamıştır.

On sene kadar öncesinin bebek yüzlü boncuk gözlü, ana babasının bir sözünü iki etmeyen kız gibi oğlu, birkaç yıl gibi kısa bir zaman içinde memleketin beli silahlı, eli kanlı belalısı, gençe kabadayıların en kaba saba dayısı olmuştur. Memleketin her köşesinde adı Ali kıran baş kesen olup çıkmıştır. Kapının önünde bir elinde kaba cigarası, öbüründe kehribar tesbihi ile başı dumanlı halde oturur, o arada gelip geçene kışkırtıcı laflar atar, ağzı alınmayacak küfürler eder. Her gün birkaç kez gücü yettiğini döver hatta sakatlar. Gücü yetmediğini kendisi gibi cozutmuş arkadaşlarının nazik ve kayırıcı ellerine bırakır.

Çok geçmeden adamlarının sayısı ile birlikte becerdikleri melanetler de artar. Ondan sonda da adı Yandım Allah Çetesi ile birlikte anılır. Onları kullanarak geceleri evleri, gündüz gözüyle çarşıları ayda bir kez düzenli olarak soyar. Çetedeki adamları sayesinde koca bir memleketi baştan aşağı haraca bağlar. Memleket zar ağlar oğlanla bir avuç mal ve nam düşkünü genç adamının elinden. Ne polis ne bekçi ne mahkeme ne hapishane.. Hiçbirinin hükmü geçmez ona. Mal bozuksa her şey bozuktur, köpeklerin salınıp da taşların bağlandığı her yerde, işinde gücünde kişiler için yaşamak çileden hatta ölümden beter olur.

O güzelim memleketin halleri ne kadar berbatsa, bizim halllerimiz de son yıllarda aynen öyledir, sevgili dostlar. Korkudan ‘mal çok bozuk, mal müdürü napsın’ bile diyemez kimse. Allah canını alsın, biz de kurtulalım o da kurtulsun, diye dua eden yoktur. Allah canımızı alsın da kurtulalım bu heriften, diyenler ise sayılamayacak kadar çoktur. Ondan kurtulmanın yolunu bulamamak, yaptığa her densizliğe terbiyesizliğe katlanmak zorunda kalmak, kan kusup irin aktarmakla birdir, diyenler de çoktur.

Uzun lafın kısası, memlekette o herif yüzünden her şeyin tadı kaçtı. Herkes ona özenince, herkes birbirine benzedi, iğneden ipliğe her şey kıtlaştı, ardından fena halde pahalandı. İnsanlarda dumur hali öylesine akıl almaz bir hızla yayıldı ki anlatmaya kelimeler yetmez. Sanki her evde bir sürü ölü var. Her köşede çekişmekte olan binlerce can. Ağıdı sessizlik olan bir şivan silsilesi sarmış dağı taşı. Bebeler bile için için ağlıyor. Sanki yüz yıl süren bir pandemi dibine kadar kazımış memleketi. Her gün bir şeyler kopup gidiyor, her an bir şeyler kayboluyor. Pandemi ise bu, bildiğiniz covid falan değil, olsa aşısı var, ilacı var. İyi kötü, çaresi var.

Tatlı sözlerine kanıp elimizle başımıza bela ettiğimiz bu mal, yeni yetmeliğini çoktan geçmiş. Hapçıdan, esrarkeşten, hırsızdan, eşkiyadan, gözü dönmüş caniden beş beter. Mala doymaz, kana doymaz, vampirle timsah arası azgın mı azgın bir yaratık. Şeytanla iblis en acımasız firavun bedenine girmiş de ince bıyıklı efendice bir adam suretinde yeniden yaratılmış ve iyi olan ne varsa yok etmek üzere emsalsiz bir felaket olarak üstümüze salınmış gibi.

Boyuna posuna baksan, adama benzer. Hakikatte ise tam bir maldır. Ne laftan anlar, ne Allahtan korkar. Kimseden utanmaz, arlanmaz. Kimse kışt diyemez tavuğuna. Canı ne isterse, ne zaman isterse keyfince yapar, adamları marabaları suç ortakları ve şakşakçıları düzinelerce. Kimsenin gücü yetmez ona, ne mal müdürünün ne de başka bir müdürün.

Zaten epeydir her müdür emrindedir. Her mafya babası ona tekmil verir, ondan emir alır. Onun zulmüne yer gök dahil her şey ve herkes çaresiz boyun eğer. Memleketin her yerinde ondan yana görünmek, değilse dumura uğramış gibi poz vermek veya ölü taklidi yapmak gerekir. Hangi taşı kaldırsanız o çıkar altından. Onunkiler hariç hiçbir anahtar hiçbir kapıyı açmaz memlekette. İster ev ve oda anahtarları, ister kasa anahtarları, ister sınav anahtarları olsun. Bir kapı kazaen açılsa ve içeri girecek olsanız nereye çıkar yolunuz, kim çıkar karşınıza ve ne ister sizden, zinhar bilemezsiniz.

Memleket onun derdinden kan ağlar, ama kimse karalar bağlayamaz. Kuzular melemez, kuşlar uçmaz, çiçekler açmaz, insanlar gülmez olmuştur ve mevsimler şaşırmıştır zamanı. Her yağmur sele, en küçük sarsıntı depreme döner. Yalancılık yağmacılık revaçta, çalmakla talan yeteneklerin en değerlisi ve sofralarda eksik olmayan bir tek şey var artık: Adı kıtlık.

Sokaklarda caddelerde kaynayan kimi esrarkeş kimi ırz veya para düşmanı kılıklı sürüyle malın arasında telaşla yürürken işgal altındaki ülkenin kanı çekilmiş yurttaşları gibi sararmış bir yüzle ve utançla önüne bakar herkes. Fabrikalara evlere çöken çökene. Her şey o felaket adamın. İlk söz de son söz de onun.
……

Bir sonbahar günü, güneş batmak üzereyken yüreğinizde belli belirsiz dolaşan korku ve azcık umutla evinizin sokağına giriyorsunuz. Günlerden beri ilk kez biraz umutvarsınız. Hiç bilmediğiniz o cepten o gün her nasılsa aşırdığınız o iki anahtardan biri, o akşam kapınızı belki açacaktır. Daha sokağın başındayken, saçı darma dağınık, gövdesi çam yarması gibi bir adam, göğsüne kadar inen kapkara sakalında üç günlük yemek kırıntıları ile karşınıza çıkar. Sendeleyerek yaklaşır yanınıza. Konuşmak için ağzını açtığında yayılan leş gibi sigara ve şarap kokusu genzinizi yakınca, istemsizce burnunuza gider eliniz, tutacak olursunuz, çekinirsiniz adamdan, vaz geçersiniz.

Kabadayı havasında üstten bakarak sorar adam.
-Bekri Mustafa’nın evi nerde kızım?

Bekri Mustafa mı? Kanuni günlerinde kendi halinde yaşayan, tatlı sarhoşluğu ile nam salmış, kör kütük sarhoş olup küfeci bulamadığı bir gece evini bulmakta zorlanınca evini önüne gelene sorup duran adam.
-Söylesene be kadın, nerde onun evi?
Burnunuz pis kokulara isyan halinde, hapşırıyorsunuz, o arada titrek şaşkınlığınıza yenik düşüyorsunuz.
-Ona hiç benzemiyorsunuz ama, diyorsunuz.
-O öleli çok oldu hanım, onun evinde oturuyorum, Bekri Mustafa’nın evi nerede, söylesenize.

Saçmalığın bu kadarı da çok fazla diye geçiriyorsunuz ve bilmiyorum diyerek hızla yürüyorsunuz. Ama o da ardınızda. Zaman zaman sayıklar gibi söylenerek kapıya kadar geliyor. O iki anahtarı çıkardığınızda:
-İşte evi bulduk sonunda, diyerek neşeyle gülüyor adam.

Tabii anahtarlar uymuyor kilidinize. Adama hiç gam değil. İki omuz darbesi ile kapı yerle bir. Şen kahkahalar atarak bir güzel sarılıyor kapıya adam, çekip söküyor menteşelerinden. Giriyorsunuz içeri.

Ev epeyce loş ve bomboş. Küflenip bozulmuş yemek artıklarının ağır kokusu, burnunuzu düşürecek gibi. Böcekler solucanlar karıncalar, her yerde toz ve kir. Sular akmıyor. Lambalar yanmıyor. Doğal gaz kesik.

-Kalırız burda diyor adam. Kış kapıda. Soğukta donmaktansa..

Mal bozuksa kimsenin yapacağı bir şey yok.
Sizin de adama diyeceğiniz pek bir şey yok.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir