
Osmanlı devlet adamları 1789 Temmuzunda Fransa’da patlak veren ihtilâli başlangıçta
önemsemediler, hattâ memnunlukla karşıladılar. İki yıldan beri Rusya ve Avusturya ile savaş
sürüyordu. İhtilâlin kendi ülkele rine sıçramasından endişe eden bu devletler barışa yanaşabilirlerdi.
Ni tekim öyle oldu; ve, 1791 Ağustosunda Avusturya ile Ziştovi, 1792 Ocağında Rusya ile Yaş
antlaşmaları imzalandı. İstanbul’da bazı Fransızların şapka larına ihtilâl alâmeti kokart taktıklarını
bildirerek bunun yasaklanması nı isteyen Avusturya elçilik baştercümanına Reisülküttap Raşid
Efendi’nin verdiği cevap pek anlamlıdır: “Devlet-i aliyye İslâm devletidir bizde o ma kûle alâmetlere
itibar olunmaz… başlarına üzüm küfesi giyseler nicün giy diniz demek Devlet-i aliyyenin vazifesi
değildir.”1
Ne var ki, General Bonaparte kumandasında bir Fransız ordusunun donanmayla gelerek. 1798
Temmuzunda İskenderiye civarında karaya çık ması, Osmanlı siyâsetini bütünüyle değiştirdi. Mısır’a sefer yapılacağı söy lentisinin Fransız basınında görülmesi üzerine, Reisülküttap Atıf Efendi kaleme
aldığı bir lâyihada şunları yazmıştır: “Volter ve Ruso demekle ma rufve meşhûr olan zındıkların ve
anların misillu dehrîlerin … tab’ve neş- retdikleri telifât-ı müteaddidelcrine … sıbyân ve ııisvâna
varınca ekser-i ııas meyi ü rağbet ve mütalâalarına müdâvemet etdikçe … itikâdlarını if- sâd etmekle
… gürııh-i mekruh taralından lâyenkatı’ avâm-ı nâsa ilân olun duğu üzere gûya saadet-i kâmile-i
dünyevîyeyi ihraz etmek emniyesiyle müsâvat ve serbestiyete can atdılar.”2Osmanlı aydınlarının
aynı görüşü paylaştıklarını Asım Efendi’nin Târih’inde “Fransa’da tahaddüs eden cum huriyet
cemâhir-i sâire-i efrenciyeye muhâlif bir cemiyet ve asl-ı asîl-i madde-i ihtişâd tar-i siyasetle tesâvi-i
bay ü gedâdan ibaret bir fesâd” ol duğu cümlesi teyid eder.3Onlara göre, Fransız İhtilâli ve ardından
kuru lan cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen inkılâplar, dini reddetmekle.
Prof. Dr., Emekli Öğretim Üyesi.
1 Cevdet, Tarih, İstanbul, Yeni tertip, 2. baskı, 1309, c. VI, s. 183.
2 Cevdet, c. VI, s. 394-395.
3 Âsim, Tarih, İstanbul, tarihsiz, c. I, s. 62. 738 ERCÜMENT KURAN
insanların eşit ve hür olduklarını ileri sürmekle kurulu; düzen fesada uğ ramıştır.
Osmanlı toplumunda az sayıda aydın Fransız İnkılâbı’nın etkisinde kalmıştır. Bunlardan biri, 1793
yılında İngiltere’ye sefaret kâtibi sıfatıyla gidip dönüşünde Fransızca bir eser yazan Mahmud Raif
Efendi’dir. 1798’de İstanbul’da basılan kitabının önsözünde Raif Efendi “vatanına yararlı olma”
isteğinden söz etmiştir.4Burada vatan kelimesi Fransız İnkılâbı’ndan sonra Batı dünyasında kazandığı
anlamda kullanılmıştır. Bernard Lewis, Osmanlı toplumuna Fransız İnkılâbı’nın üç yoldan nüfuz ettiğini
belirtir. Bunlar Osmanlı memleketlerinde bulunan Fransız diplomat ve tüccarla rı, İstanbul’da
mühendishane, tersane, tophane gibi askerî kuruluşlarda hizmet gören Fransız subay ve esnaflar,
Avrupa’da Osmanlı ikamet elçi liklerinde bir süre görev yapan memurlardır ki, örneği Mahmud Raif
Efen- di’dir.5
Fransız İnkılâbından en çok Osmanlı tebaasından gayrimüslimler et kilenmişlerdir. Fransa’nın İtalya
ordusu kumandanı Bonaparte, 1797 Ma yısında İyon adalarını zapta gönderdiği General Gentili’ye şu
talimatı vermişti: “Halk bağımsızlığa eğilim gösteriyorsa, yayımlayacağınız beyan namelerde
Yunan’dan, Atina ve İsparta’dan söz ediniz.”6 Aynı yılın Eki minde imzalanan Campio-Formio
antlaşmasıyla Venedik toprakları Fransa ve Avusturya arasında bölüşüldü. Adı geçen adaları işgal eden
Fransa böy- lece Osmanlı devletine komşu oldu. Fransızlar padişahın tebaası Hristi- yanlara hürriyet ve
milliyet fikirleri aşıladılar. Sırplar 1804’de ayaklandılarsa da isyan bastırıldı. Nitekim Sultan II. Mahmud,
Yeniçeri Ocağı’nın 1826’da ortadan kaldırılmasından sonra, şu sözleri söylemiştir: “Tebaamdan
Müslümanları ancak câmide, Hristiyanları kilisede, Musevi- leri de havrada tanımak isterim.”7Fakat,
1821’de Mora’da patlak veren ayak lanma, Büyük Devletlerin desteği sâyesinde, Yunanistan’ın 1829’da
bağımsız olmasıyla sonuçlandı. Daha sonra Sırplar, Ulahlar ve Bulgarlar önce özerklik, arkasından
bağımsızlık elde ettiler.
Osmanlı devlet adamları Hristiyan tebaayı milliyetçilik cereyanının etkisinden uzak tutmak için
Osmanlılık siyaseti uyguladılar. Bu siyaset 1839
4 Mahmoud Rayf Efendi, Tableau des Nouveaux Reglements de l’Empire Ottoman, İstanbul 1798,
Preface.
Bernard Lewis, “The Impact of the French Revolution on Turkey,” Cahiers d’Histoire Mondiale, c. I, sayı
1 (Temmuz 1953), s. 57-65.
6 Albert Sorel, L’Europe et la Revolution Française, Paris 1948, c. V, s. 144. 7 Enver Ziya Karal, Osmanlı
Tarihi, Ankara 1947, c. V, s. 156. FRANSIZ İNKILÂBININ TÜRK DÜŞÜNÜRLERİNE ETKİSİ 739
Kasımında Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nun ilânıyla resmiyet kazandı. Hat bütün tebaanın can, ırz ve mal
emniyetinin korunacağı, vergi adâletinin sağlanacağı, askerlik hizmetinin düzene sokulacağını taahhüt
ediyordu. Tanzimatçı devlet adamları bu maksatla icraata giriştiler ve 1856 Şubatın da Islâhat Fermanı
çıkartarak gayrimüslimlere tanınmış olan haklara açık lık getirdiler, bazılarını da genişlettiler.
Robert Mantran söz konusu belgelerdeki maddelerin Fransız İnkılâ- bı’nın ilk döneminde Kurucu Millî
Meclis tarafından yayımlanmış “İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi”ndekilere benzediğine dikkat
çekmiştir.8 Ancak, Tanzimatçıların Fransız beyannamesinden ziyade 1821-1832 yılla rı arasında İngiltere’de kralın tebaasına tanıdığı haklardan etkilenmiş ol maları daha kuvvetli bir ihtimaldir.
Gerçekten, Tanzimatçılar, Fransız İnkılâbı’nın savunduğu millî bağımsızlık hakkına karşı çıkıyorlar, üç kıtaya yayılmış imparatorlukta çeşitli din ve soyları kaynaştırarak bir “Os manlı milleti” meydana
getirmeyi hedefliyorlardı. Hariciye nazırı Ali Paşa
1862’de Paris elçisi Cemil Paşa’ya gönderdiği mektupta, devletin birliği ne en büyük tehlikenin ihtilâlci
fikirlerden geldiğini açıklamıştır.9
1860’lı yıllarda Osmanlı toplumunda Tanzimat’a karşı muhalefet ha reketi baş gösterdi. Namık Kemal
ve arkadaşları iktidardaki hükümetin siyasetini o sıralar canlanan Osmanlı basınında şiddetle
yeriyorlar, XVIII. yüzyıl Aydınlanma çağı filozoflarından esinlenen hürriyet, meşrutiyet, mü savat vb.
kavramları İslâmî kalıplara oturtmaya çalışıyorlardı. Şerif Mar din Yeni Osmanlı adıyla tanınan
muhaliflerin İnsanın tabiî haklarını “Şerîat”a dayandırdıklarını, bunları Aydınlanma çağı filozoflarının
tanım ladığı haklarla eşdeğer saydıklarını belirtir. Halbuki, İslâmî esaslara göre insanın tabiî hakları
“İlâhî” menşeylidir. Batılı filozoflar ise, kişinin bu haklara sırf “insan olmak itibariyle” sahip olduğunu
kabul ederler. Fark lı nitelikli kavramları karıştıran Yeni Osmanlıların yanıldıkları ortadadır.10
Şerif Mardin Namık Kemal ve arkadaşlarının “halk hakimiyeti” fik rini Rousseau’dan, “kuvvetler ayrılığı”
ilkesini Montesquieu’dan aldıkla rını delilleriyle göstermiştir. Namık Kemal “İçtimaî sözleşme” anlayışını
da Locke’dan aktarmıştır. O, İngiliz düşünür gibi, tebaanın hayatı, hürri yeti ve mülkünü korumak
görevinin hükümdara ait olduğunu savunur.11
8 Robert Mantran, “La Declaration des Droits de l’Homme et les Edits Sultaniens de 1839 et de 1856,”
De la Revolution Française a la Turquie d ’Ataturk, yay. Jean-Louis Bacque- Grammont ve Edhem
Eldem, İstanbul-Paris 1990, s. 141-143.
9 M. Cavid Baysun, “Ali Paşa’nın Fransızca Bir Mektubu,” Tarih Dergisi, c. V (1953), s. 140-141.
10 Şerif Mardin, The Genesis of Young Ottoman Thought, Princeton, N.J. 1962, s. 317-318. 11 Mardin,
s. 332-334. 740 ERCÜMENT KURAN
Ayrıca, Namık Kemal’in “eşitlik” kavramını niteleyişi Batılı filozoflardan farklıdır. Batılılar eşitliği siyasî,
sosyal ve ekonomik alanlarda vatandaşla rın aynı haklardan yararlanması olarak tanımladıkları halde,
o, bu terim den adâlet önünde kişilerin eşitliğini anlar.12
Osmanlı devletinde Meşrutiyet, Mithat Paşa’nın çabaları sonunda, 1876 Aralığında ilân olundu. Namık
Kemal ve Ziya Beylerin de üye oldu ğu bir komisyon Kanun-i Esâsı hazırlamakla görevlendirildi. 1831
Belçi
ka Anayasası örneğinde düzenlenen Kanûn-î Esâsî Padişah II. Abdülhamid tarafından tasdik edildikten
ve seçimler yapıldıktan sonra, 1877 Martın da Mebusan Meclisi törenle açıldı. Görüldüğü gibi, XIX.
yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı aydınları üzerinde Fransız İnkılâbı’nın etkisi devam et mektedir. Yeni
Osmanlılar duygu bakımından Fransız İnkılâbı’na çok ya kındırlar. Nitekim, Namık Kemal, Londra’da
sürgündeyken Hürriyet gazetesinin 15 Eylül 1868 günkü sayısında, Cumhuriyet konusunda şun ları
yazmıştır: “Halkın hâkimiyet hakkı tasdîk olunduğu sûrette cümhûr yapmağa da istihkaki itiraf
olunmak lâzım gelmez mi demek ne demek? o hakkı dünyada kim inkâr edebilir?… Bizde cümhur
yapmak ta kimse nin aklına gelmez. Fakat icrasında imkân olmamakla hak bâtıl olmuş de mek
değildir.”13Fransız Ihtilâli’nin ölümsüz şarkısı “La Marseillaise”i ilk defa Namık Kemal’in 1868 yılında
Türkçeye çevirdiği de unutulma malıdır.14
Osmanlı devletinde Meşrutiyet dönemi kısa sürdü ve II. Abdülhamid 1878 Şubatında Mebusan
Meclisi’ni dağıtarak otuz yıl devam edecek olan mutlakiyetçi yönetimi başlattı. Sanılanın aksine,
Abdülhamid saltanatının
ilk yıllarında oldukça hoşgörülü davranmıştır. Ahmed Cevdet Paşa’nm Fransız İnkılâbı’na dair
görüşlerini serbestçe açıklaması bunu isbat eder. Cevdet Paşa’ya göre, İhtilâl Fransa’da Feodalite’ye
son vermiş, soylular ve ruhban sınıfları yanında, onun “ahad-i nâs takımı” dediği Tiers Etat, ya ni
üçüncü sınıf, “hürriyet, müsâvat, serbestiyet” elde etmek için ayaklan mıştır. Paşa Fransız İhtilâli’nde
yaşanan kanlı olayların “erâzil-i nâs”ın eseri olduğunu kabul eder, “Robespiyer ile efkâr-i vahşiyânede
ana muadil olan ların riyaseti tahtında bulunan yakobenler … Fransa devletinin cumhuri yete kalb ve
tahvil dâiyesinde olup asâfil ve erâzil takımı hep bu efkârda idiler” der.15 Fransa’da cumhuriyet
kurulmuş ve bir ara Hristiyanlık ya
12 Mardin, s. 319.
13 İhsan Sungu, “Tanzimat ve Yeni Osmanlılar,” Tanzimat I, İstanbul 1940, s. 853.
14 Faruk Akün, “La Marseillase’in lürkçede En Eski Manzum Tercümesi,” Türk Dili ve
Edebiyatı Dergisi, c. XXII (1977), s. 133. 15 Cevdet, c. VI, s. 178. FRANSIZ İNKILÂBININ TÜRK DÜŞÜNÜRLERİNE ETKİSİ 741
saklamışsa da sonunda “şehirler ahalisi” olarak adlandırdığı “cumhuriyet-i mûtedile tarafdarları”
burjuvalar sâyesinde “hükûmet-i cedide teessüs ve takarrür etmiştir.”16
Cevdet Paşa “Fransız ihtilâl-i azîmi… inkılâbat-i azîmeye bâdi olarak … Avrupa’da bir yeni asrın mebdei”
olduğunu eserinde belirtir.17Paşa’- nın “Fransız Ihtilâli’nin evrensel boyutlarını kavradığına kesinlikle
şüp he yoktur” görüşünde Zeki Arıkan haklıdır.18
Abdülhamid, XIX. yüzyıl sonuna doğru, memlekette düşünce hürri yetini kısıtlamıştır. Bunun sebebi,
1895’de Askerî Tıbbîye mektebinde teş kilâtlanan Genç Türk muhalefetinin aydınlar arasında yayılmış
olmasıdır. Alınan sıkı tedbirler sonunda muhalifler Osmanlı sınırları içinde sustu rulmuş iseler de, yurt
dışına kaçanlar çalışmalarını orada sürdürmüşler dir. Fransız Inkılâbı’nın Genç Türkler üzerinde izlerini
tesbit etmek mümkündür. Fakat, onlar daha çok bu yıllarda Fransa’da gelişen Poziti vizmden
etkilenmişlerdir. Genç Türk hareketi XX. yüzyılın başında Os manlı ordusundaki küçük rütbeli
subayların desteğini kazanmış ve Rumeli’de patlak veren ayaklanma sonunda, 1908 Temmuzunda,
Padişah Kanûn-i Esâsî’yi yeniden yürürlüğe koymak zorunda kalmıştır.
II. Meşrutiyet’in ilânı, memlekette coşkun bir hürriyet rüzgârı estirA
di. Şair Mehmed Akif o günlerin havasiıiı şöyle tasvir eder:
“Bir de İstanbul’a geldim ki: Bütün çarşı, pazar Nârâdan çalkalanıyor. Öyle ya … hürriyet var!
Ötüyor her taşın üstünde birer dilli düdük Dinliyor kaplamış etrafını yüzlerce hödük”19
Bu dönemde Fransız İnkılâbı konusunda Türkçe iki kitap yayımlan mıştır. İlki Ali Reşad’ın Fransa
İnkılâb-ı Kebîri’dır. Fransızcadan çevrilerek 1911’de İstanbul’da basılan kitap, yazarın Mercan
İdadisinde okuttuğu ders
notlarıdır. Diğeri Ali Kemal’in 1913’de yayımladığı Rical-i İhtilâl’dir. Eser de Condorcet, Saint-Just,
Danton ve Robespierre’in hayat hikâyesi canlı bir üslûpla anlatılmıştır. Sinan Kuneralp, Ali Kemal’in
Robespierre ile Saint-Just’ün zâlim olduklarını kabul ettiğini, lâkin onların daha ziyade
16 Cevdet, c. VI, s. 198.
17 Cevdet, c. I, s. 163.
IS Zeki Arıkan, “Fransız İhtilâli ve Osmanlı Tarihçiliği,” De la Revolution Française â la
Turquie d’Atatürk, s. 94.
19 M. Âkif Ersoy, Safahat, 7. baskı, İstanbul 1966, s. 176. 742 ERCÜMENT KURAN
kendi yarattıkları koşulların kurbanı olduklarını belirtip davranışlarını anlayışla karşılamak gerektiği
görüşünü ileri sürdüğünü yazar.20
Meşrutiyet dönemi on yıl sürdü ve Osmanlı devletinin çöküşünü hız landırdı. imparatorluğun I. Dünya
Savaşı ertesinde dağılması üzerine, Türkler Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğünde Millî
Mücade- le’yi başlattılar ve sonunda yeni Türk devletini kurdular.
Fransız İnkılâbı, Mustafa Kemal Paşa’yı da etkilemiştir. Gerçek Fran sızların Millî Bayramı
münasebetiyle, 14 Temmuz 1922’de, Fransa’nın An kara temsilcisi Albay Louis Mougin’in verdiği
ziyafete katılan Paşa orada şu sözleri söylemiştir: “Fransız büyük inkılâbı yüz otuz yıl önce hürriyet ve
istiklâl aşkıyla heyecana gelen bir halkın nasıl hârikalar yaratacağını göstermiştir. Ümit ederim ki,
inkılâp ve vatansever Fransa’nın bugünkü ahfâdı Türkiye’nin haklı davâsını fiilen destekleyeceklerdir. O
Fransa ki, hürriyet ve istiklâli uğruna binlerce evlâdını harcamış, insan haklarının müdafaasına bağlı
kalan mütefekkir beşeriyete en âli umdeleri ilham et miştir.”21
Cumhuriyetin ilânı ardından Atatürk’ün memlekette gerçekleştirdi ği inkılâpların temelinde Fransız
İnkılâbı’nm milliyetçilik, lâklik ve eşit lik ilkeleri bulunmaktadır. Böylece Türkiye Cumhuriyeti bu
inkılâbın dünya tarihine getirdiği “Millî devlet” (Etat-Nation) modeline intibak et miştir.
20 Sinan Kuneralp, “Bir Osmanlı Aydınının Gözüyle Fransız İhtilâli: Ali Kemal’in Ricâl- i i h t i l â l i 200.
Yıldönümünde Fransız İhtilâli ve Türkiye Sempozyumunda Sunulan Bildiriler, Konya 1981, s. 148.
21 Paul Dumont, “A l’Aube du Rapprochement Franco-Turc: le Colonel Mougin Premier Representant
de la France aupres du Gouvernement d’Ankara, 1922-1925,” La Hırquie et la France â l’Epoque
d’Ataturk, Paris 1981, s. 102, metin Fransızca aslından Türkçeye tarafımdan çevrilmiştir.


