Faiz tartışması enflasyonla mücadelede araçsız, silahsız yani çaresiz kalmamıza yol açtı. Faiz artırmak yerine indirerek enflasyon canavarını beslemeye devam ediyoruz. Ekonomi politikamız için ortodoks değil heterodoks çözümler arıyoruz diyenlerin aslında çözüm bulmaktan ziyade botoks yapmak veya yaptırmak sevdasında oldukları her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Aşağıda yer alan yazı da faiz üstüne, geçen yıl bugün Diyanetin sıralarda verdiği heterodoks bir özel fetvayı ele alarak meseleyi genel ve tarihsel yönleri ile sergilemeye çalışıyor.
…..
Diyanet fetva vermiş: Faizli işlem devlet kurumunca konut edindirmek için yapılıyorsa faiz caizmiş. Çünkü yapılan iş hayırlı imiş. Ayrıca, başka türlü ev edinmek dar gelirli için pek de mümkün değilmiş. Ne güzel. Diyanet Vakfının değerlendirdiği paralardan faiz aldığını, Diyanetsen’in mensuplarına kredi uygulamasında faiz hesapladığını da duymuştum zaten. Menfaatler gerektiğinde dinde reform ya da güncelleme dedikleri bu olsa gerek. Allah kabul etsin. Amen. Kinayeye gelir bir yığın yanı yanı var bu faiz ve caiz meselesinin. Ama konu önemli, kinayeyi bir yana bırakıp meseleyi bir güzel deşelim. Faizin haram kılınmasında lafza (söze) fazlası ile bağlı kalarak amaca bakmayan hocaların yorumu bizi hep saçma uygulamalara, hatta dinsel değerleri tam bir çıkmaza götürüyor. Bazı hocalar bunun farkında, ama müslüman mahallesinde salyangoz satıcılığına kalkışacak konumda değiller elbette. Ama bu kuralın istisnaları da yok değil. Bu yorum tarzının dini geçersizleştirdiğini görüp farklı bir yaklaşım öneren din adamlarına da rastlıyoruz. Son zamanlarda tanıdığım bir örnek İbrahim Öztürk. Tarihselcilik diye adlandırdığı yaklaşımı yabana atılır değil. Önerdiği bir bakıma İbn-i Rüşt’ün yüz yıllarca önce savunduğu görüş: Zaman değiştikçe hüküm değişir. Bu parantezi kapayıp faiz ve caiz meselesine dönüp düşüncemizi apaçık söyleyelim: Aslında haram olması gereken faiz, sadece tefeci veya sömürü faizidir. Tamamen rızaya dayalı, iki tarafın de iradesinin ciddi ölçüde serbest ve baskıdan azade olduğu bir durumda alınan ve verilen faiz, paranın zaman değerinin ve tahsilat riskinin karşılığıdır, makul faizdir. Paranın faizi, tıpkı mal fiyatları gibi ekonominin nabzını, ekonomik akılım hızını ve yönünü belirler. Faiz için, paranın kirası da diyebilirsiniz.
Her türlü faizi her biçimiyle haram sanmak yüz yıllar öncesinin esas alan lafzın irdelenmeden düşünülmeden aynen kabulünden ileri geliyor. Mülkün kirası ile paranın faizi arasında fark yaratmak bugün mantıken tutarlı değil. Piyasa ekonomisi gerçeği karşısında pek mümkün de değil. Bunun yağınla nedeni var, hepsini saymak gereksiz. Şu kadarını söylemek yeterli sanırım. Kağıt paranın henüz bulunmadığı, dolayısı ile enflasyonun dört nala koşmadığı, finans kavramının henüz ortaya bile çıkmadığı bir dünyanın trampa düzenini bugünün bin çeşit uygulama ve binlerce türev araçla donanmış uluslar arası finans piyasalarına uygulayamazsınız. Hayatın her yanı ile ilgili yorumu günün gerçeklerine ve amaca uygun yapmak zorundasınız. Yoksa hayat, dinsel ve kutsal sandığınız her hükmü, işte şimdi de faiz konusunda gördüğünüz üzere er geç zorlayıp aşar. Sömürü içermeyen faizi caiz sayan son fetvanın konut firmalarının iflasla yüz yüze kaldığı bir döneme rastlaması ilginç. Faize sadece konuta, devlet bankalarına ilişkin olarak cevaz veya izin verilerek çözülmesi ise elbette garip. Fetvanın kinayeye konu olması ise onun ısmarlama fetva izlenimi veriyor olmasından. Hal böyle ise, bu fetva ile artık diyanetin tutumunu değiştirdiği, yani dini hükümleri bir bütün olarak çağa göre ve amaçsal yorumlayacağını ummak yanlış olur. İbni Rüşt gibi yorumu akla çağıran, zamanla hükümlerin değişeceğini söyleyen bir düşünürü kaç yüz yıldır anlamamış hatta onu din dışı saymış hoca kesiminin ve onların örgütü haline gelmiş diyanetin geleneksel ve katı yorum anlayışı, inanç ve ibadetle olmayan hükümleri bile sonsuza kadar değişmez sanıyor. Peygamberin giysilerini, yemek yiyişini, ilişkilerini bile sünnet sayıyor. On beş yüz yıl önceki çöl hayatının kurallarını bugün de dayatıp geçerli kılmaya çalışıyor. O gün kadına reva görülen zulmü dinin vaz geçilmez bir parçası haline getirmeye çabalıyor. Çocuk gelin rezaletine izin vermekte sakınca görmüyor. Tanıklıkta ve mirasta kadını köle derecesine indirmekten kaçınmıyor. Bu ve benzeri bir sürü konuda hayat hükmünü icra ettiğinde, yani ancak şartlar zorlayınca ve bazı çıkarlar gerektirdiğinde onca yol savunduğu kuralları yeniden ve ancak yarım yamalak yorumlayabiliyor. Bir de zaman zaman güçlülerin ve hatta siyasilerin çıkarı gereğince yeni fetvalar veriliyor. Profesyonel fetvacılık bu sonuncusudur. Birkaç yıl evvel, şöhretli bir profesyonel fetvacı da faizsiz bankacılık sisteminin merkez bankasından faiz almasını caiz bulmuştu. Örtülü faizlerle kar payı deyip güya faizsiz bankacılık yapan malum sektörle epeyce haşır olduğu iyi bilinen o saygın din hocası Sayın Hayrettin Karaman’dı. Başka konulardaki geleneksel bakış açısını bir yana bırakıp faizle ilgili o görüşünün hayata, kuralın amacına uygun ve doğru olduğunu söylemek gerekiyor. Ama çocuğunu okutmak için kredi alanın günah işlediğini söylemeye devam ederse de şaşmamak gerekiyor. Bizim din yorumcularının tipik ve eyyamcı duruşudur. Bozuk saatler de zamanı günde hiç değilse iki kez doğru gösterirlermiş. O iki kezi ise akreple yelkovanı durdukları yer belirlermiş diye eklemek istemem. Aşikar olanı söylemenin lüzumu yok. Kimseye çamur atmaya da gerek yok.
Eleştirirken insafı elden bırakmamak gerek derseniz, şunları da düşünmek gerek: Yorum zorlu iştir. Kuralı koyan değil yorumlayan ona ruh ve anlam verir. Metnin sadece lafzına sıkı sıkıya bağlı kalınarak yapılan yorum, sıkça kuralın amacına ters düşer, yanlış ve çelişkili sonuçlar verir. Öte yandan, metnin içerdiği anlamı aşarsanız iradenin yerine geçmiş olursunuz ki, bunun dindeki karşılığı küfürdür. İşte bu nedenle, din adamlarımızın büyük bir çoğunluğu lafzi yorum yapar. Yapmak zorunda hisseder. Zamana uyan anlamı araştırmak birikimi zaten sınırlıdır, ayrıca bu konuda güçlü örnekler de yoktur önlerinde veya geçmişimizde. Taklit ve tekrar etmekten başka çare bulamazlar. Bu nedenle, yüz yıllarca geriye giderek kimi zaman kıyas yapar veya emsal hüküm ararlar. Günün gerçekleri ve bilimin gerekleri yerine, geçmiş örneklere göre hüküm kurarlar, buna göre fetva verirler. Konuyla ilgili bilgi edinmeye de ihtiyaç duymazlar. Faiz haramdır derken de, caizdir derken de piyasaları, ticareti, kurları, türevleri bilmeleri nedense gerekmez. Elinde ustura olduğu için, her berberi sünnetçi sandığımız bir memlekette, her cani hocasını alim sanmamız doğaldır. Yarım hocanın insanı dinden ettiğinden neden yakınır ki o zaman, diye siz sormamış olun da ben şu yazıyı toparlayıp sonucunu yazayım: Faizin caiz olması meselesi, ters yorumların mantıksız hatta komik sonuçlara yol açtığı ilginç ve epeyce geniş bir alan. Mesela, faiz sözcüğünü anmadığınız, fiyata ayrı bir tutar eklemediğiniz durumlarda, işlemde faiz yokmuş gibi davranılır. Peşin fiyat ile vadeli fiyat arasındaki farkın aslında faiz olduğunu görmezlikten geliriz. Faiz haram olduğundan o sözcüğü kullanmaktan kaçınırız; onun yerine, vade zammı, vade oranı, vade farkı diye tuhaf sözcükler üretiriz. Böylece faiz olmuyor bahanesine sığınan hocalar piyasa gerçeğine, ekonomik hayatın zorlamasına yani makul faize caiz demeden kılıf bulup yol veriyorlar. Benzer bir durumu para faizsiz, ev kirasız uygulamasında görürüz. Kiracı yüklü miktardaki bir parayı ev sahibine ‘emaneten’ daha sonra geri almak üzere karşılıksız verir, o da evde kira ödemeden oturur. Evden çıkarken ‘emaneti’ yani aynı parayı geri alır. Bunun hukuktaki adı örtülü işlemdir. Örtü kaldırıldığında gerçek işlemin faizle kiranın trampa edilmesi olduğunu açıkça görürsünüz ama hocalar buna da yol verir. Çünkü, konuya gerçekliğiyle bakmayanlar için, önemli olan içerikten ziyade biçimdir. Zevahiri kurtarmak, onlar için işin esasından önemlidir.
Çarpıcı iki örnek daha vereceğim.
Çocukluğumda Urfa’da ‘devir’ dediğimiz ticari uygulama çok yaygındı. Bugün de daha az yaygın hale gelmişse de sürmektedir. Faiz tartışmalarına çok erken yaşta aşina olmamın neşeni budur. Tarlasını sürmek ve tohum almak için bankadan kredi alamayan çiftçi sonbaharda bir manifatura toptancısından ihtiyacı olan paranın yaklaşık iki katı tutarında harmanda ödenmek üzere basma veya kaput bezi satın alırdı, bunu piyasadaki başka bir toptancıya peşin fiyatına aynı gün devrederdi. Aldığı fiyatla sattığı fiyat arasındaki fark çöpü zaman yarıya yakındı. Devir malının piyasada peşin fiyatı, aynı malın aynı çarşıdaki peşin fiyatından da düşük olurdu. Çiftçiye toptancının uyguladığı satış fiyatı aylık yüzde 5 civarında faizi (pardon vade farkını) de içerirdi. O sıralar yıllık faiz, bu civardaydı. Kısacası, çiftçi tarlasını sürmek için para bulmak uğruna fahiş bir fark öderdi fiyatın içinde. Ama bu işlemde faizi görmez, cevaz verirdi hocalar. Başka bir uygulama bundan da fahiş bir sömürü örneğidir, halen sürmektedir.En azından sözel yorum yapan profesyonel hocalar sanırım bugün de yakınlarında duran tüccarlara bu iş için cevaz veriyor. İşleyiş ise şöyle: Mesela bir ay için nakde ihtiyacınız var, kendisine tefeci denmesi mümkün olmayan saygın ve varlıklı bir tüccar size ihtiyacınız olan tutarı mesela bin doları veriyor. Bir veya birkaç aylık vade sonunda bin avro olarak geri alıyor. İki döviz kuru arasında yüzde on civarındaki fark elbette ona kalıyor. Neden faiz sayılmıyor derseniz cevabı kolay: İslam fıkhında faiz, borç olarak verdiğiniz şeyin aynısından miktar olarak fazlasını aldığınızda ortaya çıkar diyorlar. Beş çuval buğdaya karşılık yine beş çuval buğday alırsanız faiz söz konusu olmaz, ama altı kilo alırsanız bir kilosu faizdir diyorlar. Bu haramdır. Buna karşılık, aynı işlemde mesela 4 çuval buğday iki de koyun alırsanız bu ticarettir, helaldir. Dört çuval buğday verir, dört veya beş çuval mısır alırsanız bu da ticaret. Benzer biçimde, dolar karşılığında dolardan başka bir değer mesela avro ya da lira alırsanız bu da ticarettir, yani helaldir. Trampa ekonomisinin faiz tarifini bugünün finans kapitalizmine uygulayınca garabetin daniskasının yaşarsınız. Konvertiblile, değerleme meselelerine kafanızın ermesini beklemek ise boşunadır.
Allah günahlarımızı affetsin.
Bin beş yüz yıl öncenin düzenini kuralını bugüne kör gözle uygularsanız…
Olacağı elbette budur. Aşınan sadece sizin üç kuruşluk itibarınız değil, kutsal sayılan bir yüce dinin itibarıdır. Maneviyatın menfaate ve cehalete kurban edilmesidir.
Allah affetsin.
=====
Ertesi gün: Diyanetin faiz hakkında yeni açıklaması.
Bunun akılla mantıkla bağdaşır yanı var mi? Siz karar verin.
Faiz haramdır ama, toplu konut ve devlet bankalarından alınan borçlar, devletin verdiği borçlar faiz konusu içinde düşünülmemeli, diyor.
Açıklamayı aynen alıyorum.
Bahse konu projenin, kira ödediği takdirde asgari geçimini zorlukla sağlayan ve ev sahibi olabilmek için faizsiz ödünç borç bulamayan alt veya orta gelirli vatandaşlara yönelik üretilen bir sosyal proje olduğu kanaatine ulaşmış ve bu projeden yararlanarak ev sahibi olmanın, dinen haram kılınan faizli işlem kapsamında değerlendirilmeyeceği sonucuna varmıştır. Faizin, taraflardan birinin, sözleşmede karşılığı olmayan bir fazlalığı şart koşması ve bununla haksız bir kazanç elde etmesi anlamına geldiği belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Oysa bu projede devletin, verdiği borçtan kar etmek gibi bir amacı olmadığı gibi aksine peşin verdiği paranın yıllar sonra değer olarak daha düşük bir şekilde tahsili söz konusudur. Dolayısıyla İslamın haksız kazanç olarak gördüğü ve kendisine şiddetle savaş açtığı faiz, bu sosyal konut projesinde sonuç itibarıyla gerçekleşmemektedir. Nitekim Kurulumuz, daha önce de devletin yatırımları teşvik etmek, istihdam sağlamak ve kalkınmayı temin etmek amacıyla verdiği teşvik kredilerinin, şartlarına uygun şekilde alınıp kullanılmasının caiz olduğu ve bunun faiz kapsamında değerlendirilmeyeceği yönünde görüş bildirmiştir. Kurulumuzun dar gelirli vatandaşlarımızın devlet desteğiyle ev sahibi olmasını amaçlayan TOKİ’nin sosyal konut projesi özelindeki son görüşü de bu kapsamda görülmelidir. Söz konusu görüş üzerinden Başkanlığımızın ve Din İşleri Yüksek Kurulumuzun faize cevaz verdiği veya devlet bankalarından alınan faizli kredilerin caiz olduğunu söylediği iddiası asılsız olduğu kadar kurumlarımızı yıpratma amacı taşıyan iyi niyetle bağdaşmayan bir algı operasyonu olarak değerlendirilmiştir.”
===
Bir yoruma cevabım:; Algı operasyonuymuş. Meğer ne yapmışım. Tüh, acep silsem mi yazıyı sevgili hocacım?
Siz Mercedes’inizi satıp yoksullara dağıtın, ben de yazıyı sileyim. Nasıl?


