Kış geceleri torbadan alıp koca bir leğene doldurduğu cevizleri dağıtırdı annem bize. Sanırım on yaşındaydım, bebek yaşta olanlar dışında dört çocuktuk o zamanlar. Sonra dört kardeşim daha oldu ama, ben artık on yedisindeydim, ablam evlenmişti. Annecimin bize tane tane ceviz dağıttığı günler çok geride kalmıştı.
Nereden öğrenmiştik hatırlamıyorum, her birimiz kendimize düşen cevizleri kırmadan önce saymayı çok severdik.
Uzaya merak saldığım yıllarda tatlı hayallerimden birine malzeme oldu o anı. Annemin eteklerimize ceviz koyduğu gibi, büyük bir güç, ağacından kiraz koparır gibi her yaldızı gökten alsa, diye sık sık hayal ederdim. Gökten alsa ve dünyadaki insanlara eşit olarak, tane tane dağıtsa… Her kişi hiç ara vermeden yani yemeden içmeden uyumadan payına düşen yıldızları bizim cevizlerimizi saydığımız gibi naif bir hevesle sayacak olsa..
Ve insan ömrü mesela 100 yıl olsa..
Acaba kaç ömür gerekir her kişiye, payına düşen yıldızları salt sayması için?
Yirmi sene kadar önce, sezgilerime güvenip birkaç ömür gerekir demiştim. Kısıtlıydı elbette bilgiler..
Bugün yeni bilgilerle daha ince bir hesaplama yaptık ve öğrencim Yasin Karaman ile birlikte sanırım daha doğru bir sonuca ulaştık.
Beş bin ömürden daha fazlası gerekiyor.
Bu arada, en yakın yıldıza dakikada 300 bin km yaparak dört yılda gidiyor ışık. (Sevgili çağlar Alpinanç güzelce uyardı, yanlış yazmışım: Dakikada değil, saniyede 300.000 km yol alıyor ışık. Aya birkaç dakikada ulaşıyor mesela. En yakın yıldızımıza ise 4 yılda. Saniyede 300.000 bin km hız da yapsanız, bugünkü teknoloji ile en yakın yıldıza gitmeye bile bir ömür yetmiyor.
Sıkı durun; On altı milyar ışık yılı ötede yıldız olduğunu biliyorduk, yirmi beş sene önce. Şimdi 35 milyar ışık yılı ötede yıldızla r olduğunu öğrendik..
Evren çooook ama çooooook büyük bizden ve en devasa saydığımız dertlerimizden. Haberiniz olsun, dedim.


