“Beynimiz kabaca, “düşünen” ve “otomatik” diye adlandırabileceğimiz iki programlı bir
biyobilgisayardır.”
Üstteki paragrafı alıntıladığım “Eleştirel Düşünce” yazı dizisinin önceki bölümleri için yazının
altındaki linkten ilerleyebilirsiniz.
Şimdiye dek size, beynin evrimsel yapısından kaynaklanan çelişkilerinden söz ettim. Artık
eleştirel düşüncenin temel kavramlarına geçebiliriz.
Eleştirel düşünme, kritik etmektir. “Kritik” terimi Yunanca “kritikos” kelimesinden gelir ve
ayırt etmek demektir.
Kritik etmek, olumsuz düşünmek ya da olmak anlamına gelmez.
Eleştirel düşünce, Platon ve Sokrates gibi erken dönem Yunan filozoflarının zamanından beri
birçok tartışma ve düşüncenin konusu olmuştur. Günümüzde ise, çok hızlanan iletişim
araçları nedeniyle maruz kaldığımız sınırsız sayıda sahte bilgi ve yalan haberi ayırt
edebilmek için eleştirel düşünmeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz.
Eleştirel düşünürler, sorunları kişisel sezgilerine, içgüdülerine, fikirlerine, inançlarına ve
önyargılarına dayanarak değil, duyularından, yazılı veya sözlü ifadelerden, gözlem, deney ve
akıl yürütmeden elde ettikleri verileri sistematik olarak analiz ederek çözümlerler.
Eleştirel düşündüğümüzde, karşılaştığımız bir düşünce, fikir ya da yargıyı olduğu gibi kabul
etmek ya da reddetmek yerine, doğruluk veya yanlışlığını, gerçek değerini ortaya çıkarmak
amacıyla inceler ve sorgularız. Birden bire hükme varmak yerine güvenilir bilgilere dayanan,
güvenilir yargılarda bulunmaya çalışırız.
Pasif bir bilgi alıcısı olmak yerine aktif bir öğrenen olmayı seçeriz.
Yaşamda yol alırken alt beyin bölümleriyle sınırlı kalmaz, beyin kabuğumuzu yani
korteksimizi kullanır, mantıklı düşünürüz.
Düşünmeyi alt ve üst düzey olarak ikiye ayırabiliriz.
Alt düzey düşünme içgüdüsel ve sezgiseldir.
Egosantrik ve sosyosantriktir.
Egosantrizm benmerkezcilik demektir.
Bu düşünce biçiminde kişi her tür fikir ve kavramı kabul ya da reddederken kendi görüş
açısından hareket eder. Kendi fikrini, deneyimini ve duygusunu merkeze koyup karara varır.
Akıl yürütmez. Yalnızca kendini ve çıkarlarını gözetir.
Sosyosantrik yani toplummerkezci düşünmede ise kişi, içinde yaşadığı toplumun, kültürün
geleneklerini, inançlarını ve önyargılarını içselleştirir. Hayatı düşünmeden, sorgulamadan bu
kavramlara göre algılar, yorumlar.
Kendi kültürünün, ırkının, etnik kökeninin, inancının, geleneklerinin en iyisi ve doğrusu
olduğunu iddia eder.
Toplumun kısıtlamalarına körü körüne uyar.
Kitle iletişim araçlarının kendi kültürünün değerlerini kullanarak onu şekillendirdiğini ve
kullandığını fark edemez.
Ait olduğu kültür ya da savunduğu değerlerin tarihini, haksızlık ve adaletsizliklerini bilmez,
öğrenmez ya da görmezden gelir.
Bakış açısı dardır, evrensel düşünemez.
Yüksek düzey düşünen kişi ise fikirleri analiz etmek ve değerlendirmek için mantıktan
yararlanır.
Açık fikirli ve tutarlı bir şekilde adildir.
Sürüye katılmayı reddeder, akılcı ilkelerle bir topluluğun parçası olmayı seçer.
Anlık ve yerel değil, geleceği dikkate alarak ve evrensel düşünür.
Bireysel ve toplumsal iyileşmemiz, hamaset, laf salatası ve kabadayılıkla değil, üst düzey bir
düşünme biçimi olan eleştirel düşünmeyi öğrenmemizle mümkün olacaktır.
Eleştirel düşünme, çaba ve pratik gerektiren karmaşık bir beceridir.
Öğrenmek ve akıl yürütmek konusunda tembellik etmeyin!
Önyargı ve inançlarınızı sorgulayın!
Düşünmekten korkmayın!
Sürünün parçası olmayın!
Hayatın sorunlarını çözmenizin temel bileşeninin, eleştirel düşünce becerisi olduğunu
unutmayın!
Devam edecek…
Önceki bölümler için: https://www.facebook.com/photo/?
fbid=290283725789546&set=pb.100044237628836.-2207520000..


