Bu topraklarda hak hukuk, adalet, saygı, liyakat gibi demokratik değerler yetişmemiş, onca yıllık çabaya rağmen yeşermiyor.
Bizden olsun çamurdan olsun, diyoruz.
Altta kalanın canı çıksın diyenlerimiz çok.
Tekçiyiz, çoğulculuk korkutuyor bizi.
Her zaman güçlü olanın haklı olduğuna inanıyoruz.
Gücü, yaşı ve makamı kutsallaştırıyoruz.
Orta çağdaki kadar olmasa da yalan ve talan geleneği bizde gücünü bugün de koruyor.
Dürüstçe çalışmanın, emekle kazanmanın ahlakla erdemle kendine saygı ile ilişkisini anlamış değiliz. Tüketmeyi, sahip olmayı, malı mülkü çok istiyoruz. Üretim ise hep başkalarının işi, bizim değil,
Bize benzemeyeni düşman sayıyoruz. Uzlaşmayı ise zayıflık küçüklük.
Barış içinde birlikte yaşamanın, hakça paylaşmanın zenginlik olduğunu, bunun İçin çaba sarf etmemiz gerektiğini anlamış değiliz.
Herkes eşitlik istiyor, herkes sözde eşitlikten yana.
Ama herkes kendisinden daha iyi durumda olanla eşit olmak istiyor da, kendisinden daha güçsüz olana tepeden bakmakta çok ısrarlı. Kavgayı ve mücadeleyi, yenmeyi, üstün gelmeyi seviyoruz.
Ezberlerle yaşıyoruz, düşünmek ve hele doğru düşünmek zahmetine girmiyoruz.
Sekülerleşme süreci bu topraklarda yüz yıl öncesine kadar hemen hemen hiç yaşanmadı. Daha sonra gelen laikleşme ile uzaktan tanışınca onu küfür sanacak kadar cahiliz.
Bireyi, devlet ve bütün hayatı kendi kurallarına göre yaşamamızı emreden yani laikliği reddeden bir din.. Hedefi her şeyi yönetmek. Cemaatler öyle diyor. Üstelik onu böyle anlayanlar inancı şekle indirgemiş, ilahi inançtan vicdanı bir güzel boşamış, iyiliği lafla ve şekille yapmayı yeterli görüyor.
Aklın ve bilimin tek aydınlatıcı olduğunu, dinin de ayrıştırıcı değil salında birleştirici uzlaştırıcı olduğunu anlamıyoruz,. Bunları orta çağda kimse kabul etmezdi, biz halen kabul edemiyoruz.
Üstelik yoksuluz, bugünkü yumurtaya ihtiyacımız var.
Yarınki tavuğu bekleyecek sabrı yok kimsenin.
En kötüsü ise herkesin kendini buğday ambarında sanması.
Kabul edemiyoruz ama yeminle akıldan fikirden yoksunuz. Çalışmadan emek vermeden çağın tüm nimetlerini hak ettiğimizi sanmayanımız yok. Çıkarcılığa ibadet, parayı en büyük değer sayar olmuşuz.
Vergi ödemeyiz ama devletten her şeyi bekleriz. Onu denetlemek ise aklımızdan geçmez. Siyaset ticarettir.
Demokrasimiz bu sebeple kalitesizdir. Bu yapı sürdükçe kalitesiz kalacaktır.
Kuzey Avrupa demokrasisinin bu ülkeye er geç geleceğini düşleyenler, Güler yüzlü sosyalizmi bu kitleyle kurmaya lafıyla soyunan romantikler de buğday ambarındadır.
Hayal ederler, konuşurlar ve ezberlerini tekrarlarlar. Ve sonunda ölürler,
Diyeceğim o ki demokrasimiz oldum olası sorunumuzdur bizim, onu her şeyin çözüm sanmak hoşumuza gider. Yüz yıllık yanılsamamız budur.
Sandıklar bunca yıldır düzenli olarak kurulur, hileli hilesiz seçimler olur. Doğru.
Ama demokrasinizİn ve onunla gelen yönetimlerin kalitesi budur.
Vatan millet, din devlet sevdasıyla ve yığınla lafla soslansa, gönül işidir diye yutturulsa da bizde yönetimler daima iki yüzlüdür, bütün derdi menfaati için hükmetmektir.
Her nasıl olursa olsun iktidar olmak ve kalabildiği kadar iktidarda kalmak için her çirkinlik bizde gayet mübahtır. Seçim mücadelesi bizde ahlaksız kuralsız vicdansız bir savaşa benzer çünkü.
Yani bizim ebleh demokrasimizin bize layık gördüğü her iktidar kimi az kimi çok ama mutlaka kirlidir. Yeterince kirli olmadan zaten seçilmezsiniz. Seçmen oyu karşılığında devletten rüşvet ister. En çok veren en iyisidir.. En kötü yöneten de odur. Çünkü enflasyonsuz yönetemez.
Kısacası demokrasimizin kalitesi düşüktür, kirlerinin kökü çok derinlerdedir.
Her yönetim gibi her denizimiz her zaman az çok kirlidir, ne var ki bazen içinde yüzdüğümüz baştan başa bir kir denizidir.
Böyle gelmiş ama böyle gitmez.
Böyle gitmemeli. Artık gelecek nesillerin hakkını yememeliyiz. Değişmeli, değiştirmeliyiz diyorsunuz.
Önce kendinizden başlayın.
Böyle dikenli bir yola bir başınıza çıkmaya..
Allah aşkına doğru söyleyin, gerçekten hazır mısınız?

