COVID-19 Dünyayı Yeniden İnşaa Edecek mi? – Dani Rodrik

Nisan 7, 2020
Yazar: Dani Rodrik
Çeviri: Fatih Kansoy
Krizler iki çeşittir. Birincisi, öncesinde hazırlık yapamayacağımız krizlerdir ki bu tarz krizleri kimse
kriz gelmeden önce tahmin edemez. İkinci kriz tipi ise daha öncesinde hazırlık yapmış olmamız
gereken krizlerdir zira bu tarz krizler önceden tahmin edilebilir. Covid-19 krizi ise felaketin
sorumluluğundan kaçma adına ABD başkanı Donald Trump her ne söylerse söylesin bu ikinci
kategorideki krizlerden biridir. Koronavirüsü bizatihi kendisi yeni olsa da ve salgının ortaya çıkış
zamanı tahmin edilemez idiyse de benzer bir pandeminin ortaya çıkışının ihtimal dahilinde olduğu
uzmanlar tarafından çok iyi biliniyordu.
SARS, MERS, H1N1, Ebola, ve diğer salgınlar zaten yeteri kadar uyarı vermişti. On beş sene önce
Dünya Sağlık Örgütü, 2003 yılında SARS salgınına karşı verilen global tepkide yaşanan eksikliklerin
tekrarını önleme adına kürsel politika çerçevesini revize edip yenilemişti.
Ülkeler içersinde dahi çok ilginç zıtlıklar ortaya çıktı. Kuzey İtalyada yer alan Veneto ve hemen yanı
başındaki Lombardy’ye göre krizden çok daha az etkilenmesi ve daha iyi performans sergilemesi
büyük ölçüde uyguladığı kapsamlı testler ve seyahat kısıtlamaları gibi erkenden atılmış adımlar
dolayısı iledir. Keza, ABD’de Kentucky ve Tennessee gibi komşu iki eyalet ilk Covid-19 vakalarını aynı
gün bildirmislerdi. Ve fakat, Mart ayı sonu itibarı ile Kentucky, Tennesseedeki vaka sayısının sadece
dörtte birine sahipti zira Kentucky eyaleti çok daha hızlı adımlar atarak olağan üstü hal ilan etmiş ve
toplu konutları kapatmıştı.
Bununla birlikte, kahir ekseriyetle kriz, farklı ülkelerde hakim olan farklı yönetişim anlayışı itibarı ile
tahmin edilebilecek şekillerde ortaya çıkmıştır. Sonucun bu kadar ölümcül olması Trump’ın krizi
yönetimindeki kifayetsiz, beceriksiz ve kibirli yaklaşımına bakınca sürpriz olamazdı. Keza, Brezilyanın
aynı ölçüde boş ve değişken karakterli başkanı Jair Bolsonara, tam anlamıyla riskleri küçümsemeye
devam etti.
Buna mukabil, hala ciddi kamu güveninin olduğu Güney Kore, Singapur ve Tayvan gibi ülkelerin
krize karşı hızlı ve etkili politikaları şaşırtıcı olmamalı.
Çin’in tepkisi ise klasik Çin tipi bir tepkiydi: ilk etapta virüsün yaygınlık düzeyine dair bilgileri gizleme
ve ört bas etme, toplumu yüksek düzeyde kontrol altında tutma, ve tehditin netleşmesi ile birlikte
devasa kaynakları çok hızlı şekilde seferber etmesi olarak ortaya çıktı. Türkmenistan halkın maske
takmasını ve dahi koronavirüs kelimesinin kullanılmasını yasakladı. Macaristan başbakanı Viktor Orban ise fırsatı ganimet olarak görüp ülkesinde olağan üstü hal ilan edip parlementoyu fes ettikten
sonra herhangi bir zaman limiti vermeksizin tüm yetkileri kendisinde topladı.
Bu kriz her bir ülkenin siyasetindeki dominant özelliklerin daha keskin bir şekilde ortaya çıkarmış
gibi görünüyor. Aslına bakılırsa ülkeler bizatihi kendilerininin abartılı versiyonları hallerine
dönüştüler. Bu durum bize krizin pek çok kişinin düşündüğünün aksine küresel politika ve
ekonominide değişim adına çok fazla bir dönüm noktası olmayacağını gösteriyor. Kriz, dünyayı
büyük ölçüde farklı bir yörüngeye oturtmaktan ziyade hali hazırda var olan eğilimleri çok daha fazla
yoğunlaştırıp sağlamlaştırması çok daha olası görünüyor.
Hali hazırda cereyan eden bu tarz krizler gibi önemli olaylar kendi ‘doğrulama yanlılığı’nı yaratır:
Covid-19 bozgunuyla birlikte kendi dünya tasavvurumzun bir teyitini görme ihtimalimiz hayli
yüksek. Dahası, tüm bu yaşananları uzunca bir süredir arzuladığımız gelecekteki iktisadi ve politik
düzenin işaret fişekleriymiş gibi algılayabiliriz.
Dolayısı ile daha fazla hükümet ve kamu malı görmek istiyen kim varsa kendi inanç ve düşüncelerini
haklı çıkarma adına bolca sebebe sahip olacak. Aynı şekilde hükümete kuşkuyla yaklaşan ve
hükümetin yetkinliğini yitirdiğini düşünenler de görüşlerini doğruyalacak fırsat bulacaklardır. Daha
fazla küresel yönetişim talep edip güçlü uluslararası kamu sağlığı rejimin olması durumunda
pandeminin maliyetinin çok daha düşük olabileceğine inananlar da yine muhkem nedenler
bulacaklardır. Keza daha güçlü ulus devlet arayışı içinde olanlar da yine DSÖ’nin süreci yanlış
yönettiğine dair (örneğin Çin resmi iddialarını hakikatmiş gibi kabul etmesi ve hiç sorgulamaması,
seyahat yasaklarına karşı çıkması ve maske karşıtı tavırları gibi) bir çok nokta göstereceklerdir.
Kısaca özetlemek gerekirse, Covid-19 felaketi, krizden önce de belirgin olan ve yanlış giden eğilimleri
iyi yönde değiştirmeyebilir. Neoliberalizm yavaş ölümüne devam edecektir. Popülist otokratlar daha
da otoriter olacaklardır. Ulus devletler politika zeminini tekrar tekrar geri kazandıkça hiper
küreselleşme savunmada kalmaya devam edecektir. Çin ve ABD çarpışma rotalarına ilerlemelerine
kaldıkları yerden devam edecek. Sol, seçmenlerin çoğunluğuna hitap edebilme adına mücadele
ederken ulus devletler içerisindeki oligarglar, otoriter popülist yöneticiler ve enternasyonalist
liberaller arasında cereyan eden savaş yoğunlaşarak artacak.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir