Toplumsal sorumluluktan yoksun, günü ve sadece günü yaşamak arzusunu tatmine yönelen benmerkezci bir zihniyetin egemen olduğu toplumda çok boyutlu çöküş er geç kaçınılmaz olur.
Bozuk zihniyeti nerden tanırız?
Kendi tüketip başkasının tasarruf yapmasını bekleyen, üretmeden başkalarının emeğine kazancına sahip çıkmayı yani mesela devlet sırtından geçinmeyi, aşikar olarak talanı ahlaksızlık olarak görmeyen bir yapıda ne ekonomik büyüme, ne kalkınma ne de gelişme olanağı vardır. Burada sorun hastalıklı zihniyettir. Tutarsız paradigma da diyebilirsiniz.
Böyle felç bir paradigma ile bireyler de, ülkeler de varlıklarını bağımsız olarak sürdüremez.
…
Beni sabahın yedisinde yatağımdan yıkarıdakİ düşünceler kaldırdı. Yazma hevesiyle başladım, okuma hevesi öne geçti. Bu satırları yazmasam uçup gidecek diye kaygılandım. Yazıyorum, özetle.
Sabri Ülgener’in 1951 yılında yazdığı kitabı anıştıran yukarıdaki başlığı bilerek böyle seçtim. Onun zihniyet dediği örgüye, ben paradigma diyeceğim. Öteden beri paradigma felcinin her seviyedeki çöküşlerin temel sebebi olduğunu söyler dururum. Zamanın ruhu ve hükmü değişip de eski paradigmanın kıskacından bir türlü kurtulamayan yapıların ölümcül sorunudur paradigma felci.
Zihniyetiniz, yani paradigmalarınız tüm davranışınızı bütün tercihlerinizi belirler. Seçmen davranışını da elbette çok etkiler.
Bu gözle bakan, ayrıntıları da sergileyen kolay okunacak kadar duru ama kaçınılmaz olarak uzunca bir yazı yazmalı diye düşünüyorum. Ne zaman mümkün olur, bilmiyorum.
O yazının sonunda diyeceğimi şimdi bir çırpıda söyleyeyim, yazmayı başka bahara bırakayım.
Paradigmanız felçse zihniyetiniz kendini yeniden üretemez, her tercihiniz, her işiniz ve eyleminiz, kendi ayağınıza sıkmak anlamında, kısır ve tutarsız olur. O durumda siyasetiniz de demokrasiniz de yönetiminiz de vasattır, teklemekten, aksamaktan kurtulamaz.
Demokrasi dediğiniz düzende, kitledeki zihniyet fukaralığı politikacılar marifetiyle ülke yönetime mutlaka geçer, politikacı o zihniyetle uyumlu Yani popülist politikalar uygulamakla, icraatını o kafaya uygun şekilde yapmakla kalmaz; aynı köhne zihniyeti kitleler katında pekiştirmenin hatta yüceltmenin yollarını da ararsa ve bulur. Kendi kendini besleyen fasit daireyi, her gün biraz daha büyüyen çıkmazdan yararlanmayı sıradan politikacı kendi siyaset tarzı haline getirir.
Kısacası paradigma felcinden muzdarip bir ülkenin ekonomisi de, eğitimi de, devlet yönetimi de felçli olur. O felçten kurtulmanın tek yolu, yaşanacak büyük bir toplumsal travma olabilir. Toplumsal bunalım, iç savaş, darbeler.. Zihniyet bozukluğunun attırdığı sigortalardır.
Tanpınar’ın gayet yerinde saptaması günümüzde de geçerlidir:
Mesele insandır. İnsan bozulunca gelişmek hayaldir, hiçbir şeyi kolayına düzeltemez, iyileştiremezsiniz.
Üstelik demokrasi diyerek gelecek kuşakları o felç ellerin bilgisine tercihine bırakmışsanız.

