Sen Nasıl Gelesin Candaşım

Dostum Müslüm Akalın’a sevgilerle

Çocuktuk, sakınmadan el ele tutuşurduk
Okul yolunda sevincimiz dağlar kadardı
İçimizi bilmediğimiz hoşluklar sarardı

Meltem gibi geçerken gençlik yılları
Benek benek nakışlandı içimizde
Tattım sevda kıpırtıları
Büyüdükçe biz, mahcuplaştı gülüşlerimiz

Aşikar bir sırdı, öyle de kaldı aramızda
Oysa hava gibi su gibi gerçekti sevdamız

Sevda arada bir anSIZIn taşardı, diller hep suskun
Mühürlenmiş olsa da gözlerimiz
Her gün yüzlerce kez birbirine dolanıp dururdu
Çünkü bizde mahremi açığa vurmak ayıp olurdu

Ve serin bir yaz gecesinde
Geniş eyvanlı bir Urfa evinde
Beşiğine kertilmiş baba sözüyle
Telli duvaklı gelindin işte

Elimde bahçemizden bir demet mor yasemen
Kemanlı cümbüşlü matem şarkıları içimde
Sırtımı teneke kaplı dış kapıya vermişim
Mermer eşikte tükenmişim bitmişim
El alemden arlanmasam feryat figan edeceğim
Kandır kustuğum millet kızılcık şerbeti değil
Deyip herkese her şeye küfürler edip gideceğim

Damat bey masadan kalktığında duvağın aralanıyor
Kırgınlıkla şaşkınlık arasından bakıyorsun
Kanadı kırık bir ateş böceği ışıltısı şavklanıyor
Nar ağacının dalları arasında bir kucaklaşıyor
Bir de birbirini iştahla yutuyor bakışlarımız

Nar ağacında sevdaya mum olmuş yedi renk titrek yanar
Düğünde katle tanık onca göz, kör olur töreye kanar
Adem’den daha suçlu herkes, Havva’dan çok daha günahkar

Bakışlarımız bir kez saha buluşunca davullar zurnalar susuyor
Düğün evinde kapkara bir hüzün Azrail kılığında geziniyor
Gözlerinden iki damla yaş iniyor
Islatıyor duvağını
Kör olup yakıyor içimi

Görmeyen yok, bilmeyen de
Göz göre göre iki cana kıyılıyor
Söyleyen de yok

Gök deli gürlüyor, bir acayip yağmur boşalıyor düğün gecesine
Dili yok ki konuşsun göğün, besbelli katle o da razı değil
Ampüller isyanda, tabanca gibi patlıyor her biri
Ardı ardına
Çocukların yakıcı çığlığı matem gecesinin ağıdı
Koca bir leke olup düşüyor duvağına

Ne turuncu pancurlu ev hasreti
Ne bir yastıkta kocamak hevesi
Ne oğlan ne kız
Ne sevdalar kutsal, ne kalpten kalbe çıkıyor burada yollar
Biz nar ağacının altındaki mumlara gömdük o gece şehveti
Doğmamış bebelerin yasında vedalaşmaktayız

Davullar vuruluyor yeniden, zurnalar yükseliyor
Bir çift yıldız sönüyor biri gökte biri yürekte
Eyvanda ve her yanda yoz bir suskunluk
Kör törenin hükmünü infaz ediyor

İlmek ilmek aşkı dokumuş yıllara ihanet ediyor kader
Nikah duasını bilmediği dilde okurken kara sakallı imam
Bir asi hoyrat koptu, bir yaman şimşek çaktı
Gök bir daha gürledi
Hepsi herkes birlikte dile geldi: yaslı nikahta keramet olmaz, dedi.
Toy tanıklığı değil canlar bu düğün, aşikar suç ortaklığı
Nikah duası okundu, ölüm fermanımızdı

Karaltıdan bir bilge çıktı anSIZIn, eğildi kulağıma
‘Zıpkın yesen de yüreğine, üzülme sen, zaman ilaçtır,’ dedi
‘Elbet şimdi kan ağlar karalar bağlarsınız
Elbet dağlanır yüreğiniz, ciğeriniz yanar
Unutma, er geç soğur yaralar
Arsızdır insan, ölüme dayanan hangi derde dayanmaz ki

Cesetler yaşlanmaz bilirsin
Yaşanmamış aşklar da öyle, bitmez mahşere kadar
Şimdi sen bunu öğeneceksin

Derin de olsa tez elden kabuk bağlar gönül yarası
Heyhat, hiç dinmez kavuşmamış aşıkların sevda sancısı
Dilsiz sevdalardan çok daha yaman çiledir çünkü ayrılık
Artık seni yakan aşkın acısıyla külleneceksin.’

O gün bu gün çıldırtan bir soru dağlar yüreğimi:
Kendi hayın, örfü zalım bu dünyaya nasıl sığarız biz, candaşım.
Bu yarım can, sensiz nasıl çeker yarımlığın yükünü

Yıllardır tesbih çeker gibi dilimden düşmüyor o deyiş:
Ya al götür geri kalanımı, ya gel tamamla eksik yanımı

Dediğime bakma, nasıl gelesin ki candaşım!

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir