Bolero ve Moris Levi

BOLERO. Fransız besteci Maurice Ravel‘in en ünlü orkestra eseri. Klasik müziğin şaheserlerinden. Üç gün önce Sevgili Moris Levi esere ilişkin yorumunu yazmış, FB sayfasında paylaşmış. Bu yazı da öbür yazıları gibi ufuk açıcı, huzur verici. Önce yazı, ardından birkaç yorum yüklemek niyetindeyim.

…..

Bakalım bu yorucu / farklı yazıyı izleyebilecek / okuyacak kadar sabrınız var mı ?

Ravel’in ölümsüz eseri Bolero’yu bilir misiniz? O ilginç müzik parçası bana yaşamı çağırıştırır. Bugün farklı birşey yapalım mı birlikte? Aşağıdaki Bolero’yu içeren kanalı dinlemek izlemek için açın. Dinlerken bir yandan da yazıyı okuyun. (Bana sormayın “bunu teknik olarak nasıl yapacağız?” diye ) Eğer yazıyı, müziği de birlikte dinleyerek okuyacak 15 dakika bulamaz iseniz bu hafta size anlamsız gelecek. Uyarmadı demeyin. Şimdi kanalı açalım, her zaman olduğu gibi sabırla hanımların hazırlanmalarını bekleyelim, ve… Zaten yaşamın kalp sesleri, ezgi boyunca boleroyu hiç terk etmeyecekler. Hep aynı, düzenli, güçlü, olmazsa olmaz tempoyu, parça çaldığı sürece duyacağımızı hemen başlangıçta anlayacağız. Trampet sesine alışır alışmaz bir flütün sesi çok gizemli derin bir müziği / yaşamı sanki bir kervan üzerinde taşıyacak getirecek. Bir anda parçanın içine süzülüp biz de gireceğiz müziğe. Yaşamın ritmine eklenen bu flüt sesi ile birlikte yaşama yeni başlayan bir bebek gibi bir kucakta taşınmakta olduğumuzu hissedeceğiz. Çalan, hep aynı ezgi olacak. Ama her seferinde çok da bambaşka gelecek ve sıkmayacak. Yaşamda birbirine benzer, birbiri arkasından geçip giden günlerin / dönemlerin her biri özgün, farklı, vaatler, kendi içlerinde değişikliklerle dolu değil midir? Tıpkı bu flütün sesi gibi küçük bir çocukken önce evde, sonra da okulda / okullarda geçen naif saatleri yaşamadık mı? Bunları düşünürken ezginin tekrarlanışında müziğe ayrı bir ses rengi olan yeni bir müzik aleti katılacak. Tıpkı yaşam sahnemize yeni yeni kişiler / oyuncular, ortamlar birbiri arkasından geldiği gibi. Ama her birinin bizde uyandırdığı duygular – sevinçler, hüzünler, sıkıntılar, öfkeler, vsr vsr- hep aynı olmadı mı? Geliveren yeni ses, hınzır, kişilikli bir klarnetin sesi. Sizlerin de klarnet sesi gibi nobran, canlı, hareketli ,oynak, haylaz arkadaşlıklarınız yok muydu? Klarnetten hemen sonra boleroyu ağırbaşlı birkaç fagot taşıyacak. Fagot sesi bana sesi etkileyici, itiraz kabul etmez, dümdüz, kararlı ve sert hatlı öğretmenlerimi anımsatır. Hepsi önce tatlı tatlı başladılar ama tıpkı ezgideki gibi bazen sertçe uyardılar da beni. Fagot tam ki sıkmaya bıktırmaya başlayacak ismi de sesi gibi iç gıcıklayan bir küçük çalgı gündemin baş köşesine oturuverecek, müziği sürükleyecek. “Obua d’amore” denir o küçük çapkın çalgıya. Tercümesi nedir bilir misiniz? “Aşkın obuası”. Obua d’amore olmadan Bolero yürek hoplatamaz. Onsuz bolero yaşam gibi olmaz. Siz hiç okuldan kaçıp aşkın kollarına koşmak istemediniz mi ? Bunu yaşamadı iseniz üzgünüm. Arada biz fark etmeden tempo yükselecek. Müzik ruhumuzu sarıverecek. Bütün orkestra sanki içimizde bir yerlerde çalacak. Bir sürü enstrüman, sanki farklı kişilikler, kavramlar, sesler gibi katılıverecekler bu cümbüşe. Kimi / neyi dinleyeceğimizi şaşıracağız. Bereket versin ezgi çok tanıdık artık. Biteviye, bildik, güvenilir, şaşırtmıyor. Bizim bir parçamız gibi. Nereye gidiverdi şu obua d’amore? Nöbeti biz ne olup bittiğini anlamadan obuaya devretmiş. Aşk yine var, sesi yine güzel, yine sevgiyi hissettiriyor ama obuanın ayakları yere basıyor. Tıpkı insanın eşi gibi akıldan bir karış yukarıdaki rüyalardan çekip çıkarıyor. Ve sonra, nereden çıktıkları belli olmayan birbirinden farklı trompetler ve saksafonlar kendilerini duyuracaklar. Tıpkı çocuk sesleri, cıvıltıları gibi değil mi onlar? Patırtılılar ama bolero onlarsız olmazsa olmaz. Müzik vazgeçilmez artık. Yolu çizildi. Onun ezgisinden başka bir ses duymaz düşünülemez oluyor. Ezginin tek gerçek olduğunu bizim de boleronun bir parçası olduğumuzu hissediyoruz artık. Sanki bizim olmadığımız bir yerde bolero, bolero olamaz. Aslında ne büyük bir yanılgı ! Bu arada biz dalıp düşünürken trombon, piyano ve diğer nefesli çalgılar müziğe tonlamalar, derinlikler, çeşitlilik, çok seslilik katmakta. Ezgi, karnaval gibi olmadı mı? Bildik notalar tıpkı birlikte yaşadığınız dostlar, arkadaşlar, tanıdıklar, yoğun gündemler gibi yaşamımızı kavradı renklendirdi sürükledi. Nerede kaldı o naif flüt sesi? Şimdi şansımız var ise ve/veya eğitmişsek kendimizi, yaylı çalgıların ilahi farkını duyabiliriz. Yaylı çalgılar yaşamın entellektiüel boyutları, estetiği, zerafeti, derinliği gibi süslerler müziği. Onların farkını, ancak eğer bizler başından beri müziği içimizde biriktirmiş isek anlayabiliriz; eğer bütün bu melodide olgunlaşmış, anlamış, anlamlandırmış, bütün seslerden bir dirhem içmişsek; müziğe, tınısına, boleroya, yaşama, yaşamın coşkusuna, tılsımına kaptırmış isek; kemanların, viyolaların, viyolonsenlerin, çelloların, kontrbasların sesleri sarıp sarmalar ruhumuzu. Artık müziği dinlerken okyanus dalgalarının üzerindeki bir yaprak gibiyiz. Kervan biziz. Korkmayın kıpırdayın, dalgalanın, uçun, dansedin. Parça sona eriyor, Şüphesiz, bolero yakında bitecek. … Ancak müziğin kendisi olabilmişsek yaklaşan kaçınılmaz kreşendoyu ruhumuzda hissedebilir ve belki özlemle, belki coşkuyla, belki korkuyla ama muhakkak yoğun duygularla müziğin sonunu bekleriz. Ve ziller çalar, trampetin temposu durur..————-

Bolero’yu 26 ülkeden katılmış kadınların oluşturduğu Venüs Orkestrasından (venusorchestra.com) dinlendirmeyi tercih ettim ve yazıya ekledim. Bunun iki nedeni var;

Öncelikle Orkestra Şefinin olmadığı ya da görülmediği bir bolero izleyeceğiz. Tıpkı yaşam gibi. Kendi orkestramızın şefi biziz. Zaten biz olmalıyız. Her birimiz kendi yaşam müziğimizi kendimiz yönetmeliyiz. Çok sesli ya da tek sesli, uyumlu ya da uyumsuz, derinlikli
ya da sığ, kendi dinleyeceğimiz müziği bizler çalmalıyız. Kim size ne derse desin, bilin ki ruhu özgür olan kendi planladığı, istediği müziği yönetir ve çalar.
İkinci neden de orkestranın sırf kadınlardan oluşması.
Çünkü melodinin akışı, zerafeti, güzelliğini ancak kadınlar yansıtabilirler. İçinde kadının ses vermediği / ses getirmediği / olmadığı bir orkestrayı – bir yaşamı- olasılığınız var ise ıskalayın. Daha iyi olur.

VENUS ORCHESTRA – Ravel, Bolero

————-
(Emor)
…..
Kendi yorumumu yazmayı sonraya bıraktım.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir