2 Kasım 1965 tarihinde Norman Morrison isminde bir adam bir yaşında kızı ile birlikte
dönemin savunma bakanı Robert McNamara’nın Pentagon’daki odasının tam karşısına geldi,
kendi üzerine gaz yağı döktü ve ateşe verdi. Olayı izleyenler bebeği uzaklaştırmak için
hemen koştular. 11 aylık kızı Emily’e hiç bir şey olmadı ama Morrison Vietnam savaşını
protesto ettiği bu eyleminde orada öldü.
Çığlıkları duyan ve dumanı penceresinden gören Mcnamara yıllar sonra bir mülakatta itiraf
ettiği gibi bu eyleme çok üzülmüştü;
– Ne yazık ki duygularımı evimde eşimle bile konuşamadım, çünkü bütün ailem Vietnam
savaşı hakkında Morrison gibi düşünüyordu, demişti.
Bir kaç gün sonra McNamara dayanamayıp Morrison’un acılı eşini aradı. Aralarında sanılanın
aksine anlayış dolu bir görüşme geçti.
Çevrilen bir belgesel filme göre Anne Morrison o görüşmede McNamara’ya;
– İnsanlar başka insanları öldürmeye son vermeliler, demişti.
– Bu benim de inancım, diye yanıtlamıştı McNamara.
Ve yıllar sonra da;
– Bugün bu inancıma daha da fazla bağlıyım. Görevde olan insan kendisine sormalı; iyi bir
şey yapmak için ne kadar kötülük yapmalı? Belirli ideallerimiz, belirli sorumluluklarımız var.
Zaman zaman kötülüğe bulaşmanız gerektiğinin farkındayız, ancak ne kadar? diye sormuştu.
Robert McNamara’nın ülkesini çok sevdiğine şüphe yok. 1960 yılında başkan seçilen Kennedy
ona savunma bakanlığını teklif ettiğinde ilk önce devlet işlerinden hiç anlamadığını
söylemişti, Kennedy ona;
– Ben de nasıl başkan olunur bilmiyorum, birlikte öğreneceğiz demektir, diye yanıt verince,
McNamara Ford’daki 3.000.000 USD yıllık maaşını ve prestijli CEO luk görevini bırakıp 25.000
USD yıllık maaş ile Amerika Birleşik Devletleri’nin savunma bakanı (sekreteri demek gerek)
olmuştu. Seçildikten sonra da günde 18 saat, haftada 7 gün çalıştı.
Ancak ülkesini sevmek ve çok çalışmak tarihe olumlu anlamda geçmek için yetmiyor.
McNamara bakan olduktan 3 yıl sonra Vietnam savaşı başladı. Bu savaş 20. yüzyılın en vahşi,
en anlamsız savaşlarından biridir. Savaşın başında Kuzey Vietnam lideri Ho Şi Minh Amerika
Birleşik devletlerini şu şekilde uyarmıştı;
– Bizden 10 kişi öldüreceksiniz. Biz de karşılığında ancak bir askerinizi öldürebileceğiz. Fakat
eninde sonunda biz değil siz yorulacaksınız.*
Aynen dediği gibi oldu. Başlarda savaşı destekleyen Amerika birleşik Devletleri kamuoyu
Norman Morrison’un korkunç intiharından sonra savaş aleyhine hızla döndü. Uzayan savaş
ve ülkeye arka arkaya gelen uçaklar dolusu bayrağa sarılmış asker tabutları halkı
bezdirmişti. Protestolar dalga dalga büyüyordu. ABD ordusunun çarpışmalar sırasında
işkence, tecavüz, toplu infaz, sivillerin öldürülmesi ve kimyasal silah kullanmak gibi pek çok
savaş suçu işlediği haberleri geldikçe bilhassa savaşmak istemeyen genç kuşak adeta isyan
ediyordu.
McNamara savaşı savunmak için ister istemez ama ısrarla öne çıkıyor, ülkenin savunma
bakanı olarak cephedeki askerlerinin, komutanların ve kamuoyunun savaşın arkasında
durmasını sağlayacak söylemleri yapmak, bu yönde kararları almak zorunda olduğunu
hissediyordu. Böylece de bütün kötülüklerin müsebbibi olarak görülüyordu.**
Oysa o da o dönemde kendi içinde korkunç bir çelişki yaşamakta olduğunu McNamara yıllar
sonra itiraf etmişti. Onun o yıllardaki iç çelişkileri hepimizin üzerinde durması gereken bir
öğretidir.
1967 yılında bir gün McNamara evine döndüğünde komşuları ile birlikte gazetecilerin, oğlu
Craig McNamara’nın odasının penceresinde ters asılmış bir Amerikan bayrağının resmini
çektiklerini gördü. Bayrağı bu şekilde asmak Vietnam savaşına karşı olanların sıkça yaptığı
bir protesto şekli idi. Aile o dönemlerde her gece McNamara ile 17 yaşındaki oğlunun savaş
hakkındaki sert tartışmalarını yaşamaktaydı. Craig o yıl stresten ülser oldu, sınıfta kaldı.
Baba oğul McNamara’lar baba ölene kadar ilişkilerini zedelemiş olan ağır sözleri birbirlerine
sarfettiler. Bayrağı astığı gün Craig kendisini azarlayan milliyetçi babasına;
– Senin yüzünden ülkemden nefret ediyorum, diye bağırmıştı.
Öte yandan McNamara çok özel görüşmelerinde her gün çok büyük acılara neden olan bu
savaşa artık inanmadığını belirtiyordu. İlk önce basın toplantılarında;
– Uzun ve zor bir savaş olacak, demeye başladı.
Daha sonra savaş karşıtı öğrencilerle Harvard üniversitesinde tartışmayı kabul etti.
Tartışmalar sırasında inanmadığı savaşın haklılığını hararetle savunurken pekçok kez
çelişkiye düştü. 1968 yılına gelindiğinde McNamara sinirlendiğini belirten tikleri ve zayıf
konsantrasyonu ile herkesin gözüne batmaya başladı. Bakanlığa traş olmadan geliyor,
üstüne başına bakmıyordu. Başkan Johnson’a savaşın bedellerinin çok yüksek olacağını ve
Amerikan halkının desteğini kaybedeceklerini yazdı. Nitekim o yıl kamuoyu yoklamalarına
göre halkın % 50 si savaşa karşı idi.
Sonunda 1968 yılında beyaz sarayda yapılan bir tören ile McNamara savunma bakanlığından
“affedildi”. Ayrılış töreninde konuşma bile yapamadı. Ağlamasını zor tutuyordu.
Söyleyebildiği tek şey şu oldu;
– Kalbimden geçenleri burada söyleyebilecek kelimeleri bulamıyorum. Sanırım onları daha
uygun bir zamanda söyleyeceğim.
Ve McNamara 1995 yılında savaş sona erdikten yıllar sonra, savaşta çekilen büyük acılar
unutulmaya yüz tuttuğunda bir kitap yazdı ve işte o zaman kalbinden geçenleri kısmen
söyledi.
Kitabında bir nevi “mea culpa” yapmıştı.
“Dehşet verici bir şekilde yanlış yaptık” diye itiraf etti. Gelecek nesillere yanlışlarını açık
yüreklilikle anlatmaları gerektiğini yazdı, ancak görevde iken bunu yapmakta tereddüt
etmişti. İnandıklarını, düşündüklerini yüksek bir sesle savunmamış, yalan bir yaşam
sürmüştü.
Bu en büyük yanlışı için özür dilemedi.
Vietnam savaşı 3 milyon Vietnamlı sivilin ölümüne neden olmuştur. Savaşta Amerika,
ülkelerinden binlerce km ötede 60.000 askerini kaybetmiş, onbinlerce askerin psikolojisi
onarılamıyacak kadar bozulmuştu. En kötüsü oğlu Craig McNamara da babası öldükten
sonra “Because our fathers lied” (Çünkü babalarımız bize yalan söylediler) isimli Vietnam
savaşının perde arkasını anlatan bir kitap yazdı.
İyi ki babası öldükten sonra yayınladı. Yoksa böyle bir başlık, uzun yıllar boyunca vicdan
azabı hissettikten sonra bir baba için çok utanç verici olurdu.
———-
Düşünüyorum da; içindeki ses haykırdığında insan onu bu kadar da susturmamalı. Özellikle
de başkalarının mesuliyetini de taşıyor ise. “Geri adım atmak – yanlıştan dönmek” erdemdir,
yenilgi değil. Ne yazık ki pek çok kültürde böyle cesur bir tavır Erdem yerine zayıflık görülür.
Oysa herkes yanlış yapabilir. Bilhassa liderler büyük yanlışları yapmaya adeta
mahkûmdurlar.
En fazla takdir edilen toplum liderleri, yanlış kararlarının sonuçlarını hemen tamir etmeye
çalışıp zarar görenlerden zamanında özür dilemesini bilenler olmuştur. Hepimiz böyle
liderlerden bir şeyler öğreniriz.
Özellikle tarihi, – sadece zaferleri ve başarıları anlatan- resmi tarih kitaplarından okuyanlara
artist Jane Fonda’nın bir sözü var. Demiş ki ; “You don’t learn from successes; you don’t learn
from awards; you don’t learn from celebrity; you only learn from wounds and scars and
mistakes and failures. And that’s the truth.” ( Başarı öykülerinden, ödüllerden, şöhretten
ders alınmaz. İnsan yalnız yaralardan, yara izlerinden, hatalardan ve başarısızlıklardan
öğrenir)
Ne yazık ki tarih kitaplarını yazanlar Jane Fonda’yı tanımamışlar.
Güzel kadındı… Halen de güzel…
Daha da önemlisi güzel ve doğru şeyler söyler.
———-
(Bo)
Not 1- * Savaşın bitiminde de Ho Şi Minh şunları söyledi;
– Tüfeği olanlar tüfekleri, kılıçları olanlar kılıçları, kılıçları olmayanlar küçük çapa ya da
sopalarıyla savaştı. Her mezra ve cadde birer kale, her insan bir savaşçı, her hücre bir
kurmay heyeti gibiydi. Ve zafer, çok büyük bedellerle, milyonlarca ölü, binlerce kayıp,
yüzbinlerce yaralı ve sakatla kazanıldı.
Not 2-** O yıllarda söylenen şöyle bir tekerleme vardı;
“We are winning, this we know.
General Harkins tells us so.
In the delta, things are rough.
In the mountains, mighty tough.
But we’re winning, this we know.
General Harkins tells us so.
If you doubt this is true,
McNamara says so too.”
(Kazanıyoruz, bunu biliyoruz.
General Harkins bize öyle söylüyor.
Deltada işler zor.
Dağlarda, çok sert.
Ama kazanıyoruz, bunu biliyoruz.
General Harkins bize öyle söylüyor.
Bunun doğru olduğundan şüphe ediyorsanız eğer,
McNamara da öyle diyor)


