Bir Garip Kertenkele

Aşağıdaki satırları bundan iki yıl önce yazıp Facebook sayfamda
başlıksız olarak paylaşmış ve unutmuşum. Bugün yeniden önüme geldi. Hiç değiştirmeden paylaşacağım. Başlığı destekleyecek birkaç cümle eklemek isterim.

Son yıllarda her seviyedeki yönetim ve yürütme organını kemiren belalı bir kertenkele sürüsü peyda oldu. Cumhuriyet tarihi boyunca belki ilk kez bu denli çoğaldı ve görünür hale geldi. Baltanın sapı ağaçtanmış, bu kertenkele sürüsü de kemirdiği toplumsal yapının içinde yani bizim türümüzden.

Kemirdikçe kendi semiriyor olsa da yapıları ve sonuç olarak ülkeyi çökertiyor.

…..

Ülkemizde yerel veya merkezi devletle, yetki kullanmak ve o güce erişmek manasında siyasetle ne denli ilgili iseniz o ölçüde yanlış yapmaya ve ilkelerinizi çiğnemeye yakın oluyorsunuz. Dürüstlükle bağdaşmayan eylemlerin zararı ve ağırlığı güç merkezine yakınlığınız ölçüsünde ve günümüze yaklaştıkça artıyor gibi.

Kamusal her yer, yani halkın dolaylı veya doğrudan olarak oy ve karar sahibi olduğu her yer, kamu kaynağının seçilenlerce veya seçilenlerin atadığı memurlarca kullanıldığı her makam, bu kurala mutlak anlamda boyun eğiyor.

İlkesizliği, çıkarcılığı, hatta hırsızlığı içine sindirmeden ve çoğu durumda aşikar yolsuzluklara en azından sessiz kalarak destek vermeden yönetimde olmanın yani adil ve dürüst kalarak oralara ulaşmanın yanlışlıkla ulaşmışsanız orada kalmanın olanağı ne yazık ki yoktur. Oy hakkına, seçim süreçlerine, kamusal toplumsal yetki kullanımına, eğitime, yayıncılığa, yığınla kitlesel etkinliğe, bu arada sözüm ona spora ve hatta sanata paranın ve pazarın hakim olduğu bir süreç yaşıyoruz.

Devlet yönetiminin en üst kademesinden muhtarlığa, spor kulübünden site ve hatta apartman yöneticiliğine kadar her yerde aynı sorun var. Karşılığı aidat, harç veya vergi ile karşılanan ve yetkilisi seçimle gelen nerdeyse her türlü ‘toplumsal’ karar mekanizması kötü yönetimin ve yolsuzluğun egemen olduğu kusursuz bir çürümüşlüğün pençesinde.

Ahlak böyle oluşuyor: Dürüstlük aptallıktur, ilkeli davranmak enayilik değilse hainliktir, gerçek de hakikat de çok yüzlüdür artık. En geçerlisi ise bize yarayandır ki o da her dakika değişmeye tabidir.

Gelecek kuşaklar ve yoksullar için sorumluluk duyanların saf veya iş bilmez diye suçlandığı, buna karşılık hırsızların suçlu değil güçlü olduğu, fazilet sahibi sayıldığı bir deli dönemdeyiz. Ahlak yoksunu karakterlerin, toplumun sırtından sağladıkları kaynaklarla güçlenip konumlarını giderek sağlamlaştırdıkları çılgın bir girdaptayız.

Öyle bir düzen ki, kaçınılmaz olarak kendi kendini de zehirliyor.

Corona ile mücadale iyi kötü var. Aşısı da, ilacı da er geç bulunur. Umalım ki o virüsten kurtulmak için her yerde harcanan çabalar tez elden başarılı olur. Ondan beter bu kirlenme süreci ile mücadele ise ülkenin şimdiki ortamında söz konusu bile olamaz.

Su başlarını onlar tutmuş da ondan. Her gün sistemi kemiren bu öldürücü virüs Çin malı değil; insanın hayvani fıtratından beslenen evrensel bir damarı olsa da bizde yaygınlığı bize özgü ve evet gayetle yerli ve millidir. Sebebine, tarihsel kökenlerine falan girmeyeceğim. Bu belanın Özal dönemi ile seviye atlayıp hız kazandığını, Başkanlık sistemi ile çığırından çıkıp salgın bir hastalık haline geldiğini düşünüyorum, artık tüm sistemleri yerle bir edecek noktaya ulaştığını söylemekle yetiniyorum.

Virüs günlerinden öteye baktığımızda durum, yaşlılığın Azraille pazarlığı kadar ironik ve ne yazık ki o denli de berrak görünüyor.

Keyifli ve güneşli bir gün dilerim.
22 Nart 2023

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir