BİR DELİNİN DÜŞÜNCELERİ!
Dün Ankara’dan Milas’a dönmüştüm.
Biraz erken dönmüşüm. Şöyle bir 15 gün geriye doğru gidelim.
Ankara’da Sıhhiye Maltepe arasında Ankara Atatürk Lisesi vardır. Fen Lisesi. Buraya gelmeden önce
Sıhhiye semtinin adı bugünlerde çok duyduğunuz Hıfzı Sıhha Enstitüsünün burada olduğundan
kaynaklanmaktadır.
Atatürk Lisesinde, Milas’tan yatılı öğrenciler var. Gelirken isimlerini almıştım. Vatan Otelinde parasız
kalınca gittim bunları buldum. Vaziyet böyle böyle. Yurt ve okul içiçe.
-Gel bizim yurtta kal, yemeğini burada yersin.
-Fark etmezler mi?
-İdare ederiz
Biraz burada kaldım. Fark etmediklerini sanmıyorum. Fark ettiler ama öyle sanıyorum ki görmezden
gelip idare ettiler. Bu okul ünlü bir okul. Kenan Işık, İlber Ortaylı, Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı bu
okulun mezunları. Aydın Sayılı bugünkü 5 tl’nin arkasında fotoğrafı bulunan kişidir ve 10 gün sonra
benim hocam olacaktır.
Benim okula gireceğim kesin gibi. Yurt yok. Kalacak yer lazım. Bir gün DTCF ‘nin önünde beklerken
birisi,
-Mini etekli kızlara bakıp, tövbe tövbe, şunların haline bak vs diye söyleniyor.Abowwwww diyor.
(sonradan lakabı abovvvvv kalacaktır)
Deli deliyi bulurmuş hesabı, yanına gidip,
-Sen nerelisin gardaş?
-Adana’ lıyık
-Burda niye bekliyorsun?
-Bu okula girmek için beklirik gardaş.
İşte hoş beş.
-Kalacak yerin var mı? Benim kalacağım bir yer yok.
-Adana’lı bir arkadaş var. TCDD ‘da çalışıyor. O’ nun tuttuğu bir gecekonduda kalıyorum. O tayin
istedi. Yakında çıkar. Sen gel şimdilik.
-Sağol
Gidip evi görmeye. Daha doğrusu yerini öğreneceğim. İçcebeci askeri dikim evinin sonunda.
Yokuşun sonunda Akdere semtine bakıyor. Daha kısası Ankara Hukuk ve Siyasal Bilimler
Fakültesinin tepesindeki sırtların biraz çaprazında.
Girdik eve.
-Burası daha önce ev miymiş?
-Yok. Burada hayvan besliyorlarmış, biraz rötuşla eve benzer bir şey yapmışlar.
Evin Akdere’ye bakan kısmı yarıya kadar toprak içinde. Ufacık bir mutfak. Mutfaktan tuvalete
geçiliyor.
-Banyo
-Su ısıtıp tuvalette yıkanıyoruz veya para olursa hamama gitçeksin.
Ev sahibi de hemen önünde 3 katlı bir apartman yapmış dul bir kadın. Oğlu ODTÜ ‘ye kızı da liseye
gidiyordu. Kendisi üst katta oturuyor, aşağı iki katta da astsubaylar oturuyor. Hemen karşı duvar
askeriyeye ait Yakın olduğu için askerler tercih ediyor.
Ben sokakta kalamayacağıma göre el mecbur kabul ettim.
-Tamam arkadaş. Ben memlekete gidip yatak yorgan gibi bir şeyler getireyim. Doğru buraya
getiririm.
Ve artık Milas’a döndüm. Fazla zamanım yok. DTCF Ekim’de açılır, Haziran başında kapanır. Şubat ayı
boyunca tatil. Biz kayıt oluncaya kadar Kasım ayı bitti bitecek.
İki üç gün köyde kaldım. Sevincin yerini artık kaygı almaya başladı.
Artık yatak yorgan, ufak tefek şeyler hazırlayıp Ankara’ya gideceğim. Daha önce de söylediğim gibi
direk otobüs yok. Karadeveci ile İzmir’e gideceğim. Karadeveci’nin o yıllarda kalktığı yer Burgaz
tarafına doğru Perçin fırınının veya demirciler arasındaki bir yerden kalkıp Cumhuriyet Caddesinden
parkın yanından dönüp İzmir’e gidiyor. Ben otobüse Hacıilyas Mahallesi kavşağından bindim.
Babamla vedalaştık. Paralar yine beldeki kuşakta sarılı. İzmir’den Ankara’ya. Terminalden bir taksi ile
üç buçuk yıl kalacağımız gecekondumuza.
Hemen o gün 2.el demir ranza bir tahta sandalye aldım.
Sonra okula. Evden okula yayan gidiyorum. Biz kayıt olurken bizim irademiz dışında bizi “Bilim
Tarihi” kürsüsüne yazmışlar. 5 kürsü vardı. Felsefe tarihi, Bilim tarihi, Sosyoloji, Psikoloji ve
Sistematik felsefe. Şimdilerde bilim tarihi kürsüsüne fen kolu mezunlarını alıyorlar. Ben edebiyat
kolu mezunuyum. En alt kattaki öğrenci işlerinden,
-Seni bilim tarihi kürsüsüne kayıt ettik. En üst kata çıkacaksın ve kürsü hocanı bulup işlemlerini
yapacaksın.
Asansör var ama öğrencilerin binmesi yasak. Yasak olmasa da ben zaten asansöre nasıl binilir inilir
bilmiyorum? DTCF ‘nin en üst katında iki bölüm vardır. Felsefe ve Coğrafya. Arada bir odada
Hungoroloji diye aşağı yukarı hiç öğrencisi olmayan bir bölüm var. Macar dili ve edebiyatı
imiş.Çıkınca sağınızda felsefe bölümü, solunuzda coğrafya bölümü kalır.
Çıktım üst kata. Bilim tarihi profesörünü arıyorum. Odası açık ama içeride kimse yok. Koridorda
giyim kuşamı ve davranışlarıyla daha çok hizmetliye andıran birisi var. Ben odada kimseyi bulamayınca,
-Amca, dayı işte nasıl hitap ettiysem. Bu Aydın Sayılı gelmedi mi?
-Buyrun. Aydın Sayılı benim. Niye sordun?
Benim başımdan kaynar sular döküldü. Kekeleyerek,
-Ben yeni kayıt olan öğrenciyim de kem küm.
-Gel
Girdim içeriye. Soğuk soğuk terliyorum. Zaten kırmızı olan yüzüm ben görmedim ama herhalde
kıpkırmızı olmuştur.
-Otur. Niye bu kadar geç kaldınız?
-Efendim memlekete gittim geldim.
-Ne işin vardı?
-İşte yatak yorgan vs.
-Nerelisin?
-Muğla Milas’lıyım
-Okuyan çok mu?
-İyidir.
Oturduk beraberce ders seçimlerimizi yaptık. Ben biraz rahatladım.
-Çay kahve içer misin?
-Çay
Ankara Kalecik ‘li bir hizmetli vardı. Adını unuttum. Çok iyi bir insandı. Onu çağırıp
-Bir kahve, bir çay söyler misiniz?
Masanın üstünde bir Kent sigarası duruyor. Çaylar kahveler gelince
-Çay ve kahve ile sigara iyi gider. İçer misin?
-İçiyorum hocam ama şimdi içmeyeceğim.
Kredili sistem var. O yıl okuyacağım dersler belli oldu.
Ben okulda 5 yıl kaldım. O elbise hiç değişmedi. Bizden öncekiler (Sana diyorum Sadık Can) biz 7
yıldır buradayız hep aynı elbise. 1983 yılında tekrar ziyaretine gittiğimde de sırtında aynı elbise
vardı.
Bu adam “benim babam” demeyeceğim tabi Can Yücel gibi. Bu adam Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı.
Cebinizde 5 TL varsa çıkarın, işte o arkasındaki fotoğraf.

Hiç kitap ve defter taşımayan, derse gelince “geçen ders şurada kalmıştık” deyip başlayan birisi. 7,8
yabancı dili ana dili gibi konuşan, hiç evlenmeyen, 11 yıl Amerika’da Harvard Üniversitesinde kalan,
dünyanın ilk bilim tarihi profesörlerinden biri. 1925 veya 1927 yılında Ankara Atatürk Lisesinde
bitirme sınavlarındayken Mustafa Kemal Paşa okula gelir ve sınavlara girer. Sınavdan sonra
yanındaki Milli Eğitim Bakanına,
-Bu çocuğu izlemeye alın ve yurt dışına gönderin.
Sonra, Aydın’ı yanına çağırtıp,
-Aydın sen ne okumak istiyorsun?
-Mühendislik Gazi Paşam
-Hayır Aydın, sen bilim tarihi okuyacaksın ve milletimizin bilim tarihine katkılarını ortaya
çıkaracaksın.
-Tamam Paşam
Ve Aydın Sayılı, dünyanın ve Türkiye’nin pek çok yerinden davet almasına karşın gitmemiştir ve
Mustafa Kemal Paşanın Türk Kültürü ve Medeniyetini ortaya çıkarmak amacıyla kurduğu DTCF ‘den
hiç ayrılmamıştır.
Bir gün odasında bir işim dolayısıyla otururken, o zamanlar başbakan olan Sadi Irmak’ ın ya bir
kitabını ya da fotoğrafını almak için kolunu kaldırdığında gömleğinin koltuk altının yamalı olduğunu
gördüm. İçimden,
-Bu en azından 12.000 TL maaş alıyordur. Ne yapacak acaba bu kadar parayı diye düşündüm?
Demek ki daha onu anlayabilecek olgunluğa gelmemişim. Olgunlaşmam için daha çok zamana
ihtiyacım var.
Devam edecek.
ABDULLAH KARACA


