Belçika zengin bir ülkedir, çünkü herkes çalışır. İşsizlik istisnadır. Çemişkezek dediğimiz ülkede ise sorun son derece ve tehlikeli ölçüde yapısaldır. Yani, evvel ezel çalışma üretme imkanı bulamamış olan he ryaştakş insanın ülkesi, ya da o ülkenin bir parçasıdır orası.
Yetişkinlerin bile yarısından çoğu çalışmaz.
Çalışan verimsizdir, çalışır görünenin yarısına yakını da aslında işsizdir. Gizli işsiz.
O sebeple ülkenin ürettiği kendine yetmez. Bu yüzden tasarruflar da yatırımlar da yetersizdir. O ülkede aşırı bir iştahla borçlanılarak, aynı iştahla hatta deli bir şehvetle tüketilir.
Kazanarak değil. Borçlanarak.
Bazı yıllar yüz milyar dolarları bulan, cari açık dediğimiz kanamanın sebebi budur.Devleti bağımsızlık iddiasındadır, adalet iddiasındadır; ne var ki bütçesi yeterince vergi toplamadan aşırı şekilde borçlanmaya dayanır, devlet de gerekirse para basarak hunharca harcar.
Toplum sık sık kurbanı olduğu enflasyon canavarını birbirini aldatmakla ve kendilerini aldatan politikacıları seçerek yani kendi tercihi sayesinde yaratır. Sonra da şeytanı dışarıda arar.
Sorun mağaradadır, toplum orada görüp anladığının yani algılarının daha doğrusu yanılgılarının kurbanıdır. Paradigma mahkumu deyin isterseniz.
…
Belçika veya İsviçre gibi ülkelerde çalışmadan tüketmeyi hak sanmak gibi bir hastalık ya hiç yoktur veya eser miktardadır. Çemişkezek dediğimiz ülkede ise son yetmiş beş senedir ve laf aramızda ondan çok öncelsinde de böyledir. İkinci dünya savaşının bir kamburu olarak yüklendiğimiz çok partili sistem, bağımsızlık naraları ata ata toplumu yüz yıl belki iki yüz yıl önceki paradigmaya mahkum etmiştir.
O mağaranın en gerisindeki köşede yalvararak bir göğe, bir dışarıdaki zenginliğe bakan gözler elbette kamaşır. Ahali şanlı tarihi ve kutsalları ile avunurken bir yandan da bebekler gibi mırıldanır, sızlanır durur. Körlüğünü algılamamak üzerine inşa edilmiş bir hayaller dünyasındadır ahali. Düşünnmez, ezberlerini tekrar ederler.
İlk öğrenilmesi gereken şu olmalı:
Üretmeden uygar olmak bir yana bağımsız bile olamazsınız.
Uygar dünyada kişi başına ortalama gelir yılda seksen bin dolardan fazladır. Çemişkezek ise bizim buralara benzer. Orada şişirilmiş rakamlarla bile kişi başına gelir on bin doları aşmıyor. Üstelik bu ortalama rakam. Üstelik toplam gelirin yarısından fazlasını yüzde onluk bir kesim kazanıyor. Yüzde doksan ise kalanını paylaşıyor, yani onlar yılda ortalama dört bin dolar bile kazanamıyor aslında.
Üretimi artırmadan herkese para dağıtarak bu derde çözüm üretmezsiniz hanımlar beyler. Üretim gücü kazandırmak tek yol. Bunu onca yıldan sonra anlamamak da vahim bir algı bozukluğu. Zaten Çemişkezek için bir eş anlamlı sözcük aransa ben yanılgı sözcüğünü öneririm.
Kısacası..
Üçüncü dünyada yaşayıp birinci dünyaya özenmek dermanı zor bulunan bir geri kalmışlık hastalığıdır. Hele siyasi sistem o hastalığı besliyor, o hastalığın ürettiği dertten irinden solucandan besleniyorsa…
Sonunda herkes mağarasının kurbanı olur.

